sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İSRA SURESİ 18. VE 21. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA İSRA SURESİ 18. VE 21. AYET-İ KERİMELER
Haziran 24, 2026 09:57
14
A+
A-

Dünyayı İsteyenin Cezası İle Ahireti İsteyenin Mükafatı:

 

18-  Kim geçici dünyayı isterse onun için oradan dilediğimiz kadarını dile­diğimiz kimseye hemen veririz. Sonra onun   için   cehennemi   hazırlarız. Kötülenmiş ve kovulmuş olarak orayı boylar.

19-  Kim de ahiret ister ve onun için gerekli çabayı inanmış olarak gös­terirse, işte onların çabaları karşılığını bulacaktır.

20-  Her birine, bunlara da onlara da Rabbinin bağışından ulaştırırız. Rab-binin  bağışı  kimseden  alıkonmuş değildir.

21- Bak, nasıl onları birbirlerine üstün kıldık.  Elbetteki  âhiret dereceler bakımından da daha büyüktür, üstün­lük bakımından da.

 

Açıklaması

 

Bu ayet-i kerimeler insanların dünya hayatındaki durumlarını genel olarak sınıflandırmaktadır. İnsanlar iki gruptur: Kimisi dünya için çalışır, kimisi de ahiret için. Birinci kesim Yüce Allah’ın: “Kim geçici dünyayı isterse…” diye söz konusu edilmektedir. Yani her kimin isteği çabucak geçen dünyayı elde etmek ise ve bütün çaba ve gayretlerini ona yöneltip ahireti unutursa, Allah dünyada ona kendi istek ve iradesine uygun olarak, emelini acilen gerçekleştirme imkânını verir. Rızkını geniş tutmak, hayatını rahat içerisinde geçirmek gibi. Fakat dünyayı isteyen, nimetlerini isteyen herkes de maksadını elde edemez. Aksine bu, Yüce Allah’ın dilediği şekilde irade ve istek ile kayıtlıdır. Bu kayıt iki hususu kapsamaktadır: Verilenler kulun istediği değil de Allah’ın dilediğidir ve bunu Allah dünyayı isteyen herkese değil, kendisinin dilediği kimselere bağışlar. İşte maddecilere de istedikleri her şey verilmemek­tedir. Onlara ancak arzu ve temennilerinin bir kısmı verilmektedir. Maddeci­lerin bir. çoğuna da ebediyyen bir şey verilmeyebilir. Böylelikle bunlar hem dünyada hem de ahirette hakirdirler. Hem dünyadan, hem de dinden mahrum­durlar.

Bu maddecilerin her birisine ister istekleri verilsin ister verilmesin cehen­nem vardır. Onlar oraya atılacaklardır. Yani sürekli olarak cehennem ateşini çekeceklerdir. Allah, melekler ve bütün insanlar tarafından şükürlerinin azlığı, kötü amel ve davranışları sebebiyle yerilecekler, Yüce Allah’ın rahmetinden kovulacaklardır.

Ayet-i kerimede bu cezaların üç türlü niteliği söz konusu edilmektedir: Devamlılık ve ebedîlik, zelil kılmak ve küçük düşürmek ile Yüce Allah’ın rah­metinden kovulmak. İşte bu, kâfir maddecilere bir tehdit ve ileri derecede bir azardır. Çünkü onlar bütün çabalarını dünyaya münhasır kılarlar; üstelik dünyalık namına ellerine bir şey de geçmeyebilir. Ahmed, Aişe (r.anhâ)’den merfû olarak şunu rivayet etmektedir: “Dünya (ahirette) yurdu olmayanların yurdu, malı olmayanların da malıdır. Dünya için akılsızdan başkası toparlayıp biriktirmez.”

İkinci kesim olan takva sahibi müminlere gelince, bunlar Yüce Allah’ın kendilerinden şu şekilde söz edip durumlarını haber verdiği kimselerdir: “Kim de ahireti isterse ve onun için gerekli çabayı inanmış olarak gösterirse…” Yani her kim ahireti ister ve onun gayret ve maksadı ahiret olup elinden geldiğince Allah’a, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe iman ve tasdikle yaparsa, bunlar itaatleri Allah tarafından şükür ile karşılanan ve amellerine sevap ver­ilen kimselerdir.

Bunların böyle bir mükâfatı, bu şekilde güzel bir karşılığı görmeleri ancak şu üç şarta bağlıdır:

1- Ahiret sevabını ve ahiretteki nimet ve sevindirici mükâfatları istemek. “Buharı i\e Müs\rm’&e ttı. Öyûks’^s^ T\May^,t edilen hadis-i. şerifte: “Ameller ancak niyetlere göredir.” diye buyurulmaktadır.

2- Yapılan iş Allah’a yakınlaştırıcı ve Allah’ın rasulünce yapılan işlerden olmalı; batıl amellerden olmamalıdır. Çünkü kâfirler putlara, yıldızlara, melek­lere ve peygamberler arasından birtakım insanlara ibadet ederek Allah’a yakınlaşmaya çalışırlar. Yüce Allah’ın: “Ve onun için gerekli çabayı… gösterirse.” buyruğu yani salih amelleri işlemek suretiyle hakkını verirse, anlamındadır.

3- Amelin iman çerçevesinde olması gerekir. Sağlıklı bir iman olmaksızın amelin bir faydası olmaz. İşte yapılan işin meşkur olması, yani mükâfatla karşılanmasında aranan üç şart bunlardır.

Seleften bazıları şöyle demiştir: Şu üç niteliği taşımayan kimseye amelin­in faydası olmaz: Sabit bir iman, samimi bir niyet ve isabetli bir amel. Daha sonra da selefe mensup bu zat bu ayet-i kerimeyi okudu.

İşte ahiretin zenginliğini tercih eden bu salih müminler, bundan sonra hiçbir şeye aldırış etmezler. Eğer onlara dünyadan bir pay verilirse rablerine şükrederler. Bu paydan mahrum bırakılırlarsa da sabrederler, rıza gösterirler. Çünkü onlar için Allah katında bulunanlar daha hayırlı ve kalıcıdır.

Daha sonra Yüce Allah dünya hayatındaki rızkın her iki kesim için temi­nat altına alındığını açıklayarak şöyle buyurmaktadır: “Her birine, bunlara da onlara da Rabbinin bağışından ulaştırırız…” Yani Yüce Allah dünyayı isteyen­lere de ahireti isteyenlere de mal, evlât ve buna benzer dünya hayatındaki izzet ve zinetin görünür özelliklerini verir. Onun bağışı mümin veya kâfir olsun kimseden alıkonmuş değildir; çünkü hepsi de şu amel yurdunda yaratılmış varlıklardır. O bakımdan Yüce Allah’ın adalet ve rahmeti herhangi bir kimse­nin mazeret beyan edebilmesine fırsat kalmamasını hükme bağlamıştır.

Daha sonra Yüce Allah her iki kesime bağışının farklı olduğunu belirt­mekte ve: “Bak, nasıl onları biribirlerine üstün kıldık…” diye buyurmaktadır. Yani ibret gözüyle bir bak, her iki kesimi verdiğimiz dünya bağışında nasıl farklı kıldığımızı gör. Rızık ve dünya metaı bakımından biribirlerine nasıl üstün kıldığımızı bir gör. Bir mümine bu bağışı verirken bir diğer mümine ver­medik. Bir kâfire verirken ötekine vermedik. Bu ise bizim daha iyi bildiğimiz, son derece ileri bir hikmet dolayısıyladır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmak­tadır: “Dünya hayatında onların geçimlerini aralarında biz paylaştırdık. Onların bir kısmını diğer bir kısmının üzerine derece derece üstün kıldık ki bir­birlerinden faydalansın.” (Zuhruf, 43/32). Bir diğer ayet-i kerimede de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Kiminizi kiminizden derecelerle -sizi size verdiği şeylerle sınamak için- üstün kılandır.” “Eğer Allah kullarına rızkı (genişletip) yaysaydı, yeryüzünde elbette azgınlık ederlerdi; fakat o dilediği bir miktarda indirir. Şüphesiz ki O kullarından haberdardır, onları çok iyi görendir.” (Şûra, 42/27).

“Elbette ki ahiret, dereceler bakımından da büyüktür…” Yani ahiretteki farklılık daha büyüktür. Uhrevî dereceler daha büyük, fazilet ve üstünlükler daha muazzamdır. Cehennem halkı ise aşağı doğru inen basamaklarda Cennet halkı yüksek derecelerde birbirinden farklıdırlar. Cennetin yüz basamağı vardır. Her iki basamağın arasındaki mesafe gök ile yer arası gibidir. Buharî ile Müslim’de şöyle rivayet edilmektedir: “Şüphesiz yüksek derece sahipleri, İlliyindekileri (en yüksekte olanları) sizin semanın ufkunda batmaya yüz tutmuş yıldızı gördüğünüz gibi görürler.” Bazıları da şöyle demiştir: Ey dünya meclislerinde yukarda olmakla övünen kişi, ahiret meclislerinde yukarda olmakla övünmeyi arzulamaz mısın? Kaldı ki ahiret daha büyük, daha üstündür.

Ayet-i kerimeye uygun düşen ibretli bir olay vardır ki bunu İbni Abdüll-berr, Hasan-ı Basrî’den rivayet etmektedir. Hasan-ı Basrî der ki: Aralarında eşrafın ve avamdan kimselerin bulunduğu bir topluluk, Halife Ömer (r.a.)’in kapısına geldiler. Aralarında (Mekke soylularından birisi olan) Kureyşli Süheyl b. Amr, Ebu Süfyân b. Harb ve Kureyş’in yaşlıları da vardı. Hz. Ömer önce Suhayb, Bilal ve Bedir mücahitlerine huzuruna girmeleri için izin verdi. Hz. Ömer bunları severdi. Ebu Süfyan: “Ben bu gün gibisini hiç görmüş değilim.” dedi. Çünkü bu gün şu kölelere (huzura girmek için) izin veriliyorken bizler olduğumuz yerde oturuyoruz, kimse bize dönüp bakmıyor bile. En akıllıları olan Süheyl şöyle dedi: Ey Kavm, Allah’a yemin ederim ben yüzünüzdeki kızgınlık ifadelerini görüyorum. Eğer kızıyorsanız bizzat kendinize kızınız. Çünkü -İslâm’a girmek için- onlar da davet edildiler, biz de davet edildik. Fakat onlar bu konuda ellerini çabuk tuttular, biz ise geri kaldık, geciktik. Bu Ömer’in kapısı. Ya ahiretteki farklılık! Eğer siz Ömer’in kapısında bunları kıskandıysanız, şüphesiz Allah’ın cennette onlara hazırladığı çok daha büyük­tür. [1][8]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.