sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 1. VE 8. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 1. VE 8. AYET-İ KERİMELER
Temmuz 12, 2026 09:58
17
A+
A-

KEHF SURESİ

 

Yüce Allah’a Hamd Etmenin Keyfiyeti Ve Kuran-I Kerimin Fonksiyonları

 

1- Hamd Kitab’ı kuluna onda hiçbir eğrilik koymaksızın indiren Allah’adır.

2-3- Dosdoğru bir kitaptır o. Kendi katından şiddetli bir baskını haber ver­mek ve salih amel işleyen müminlere onlar için-içinde temelli kalacakları-güzel bir mükâfat olduğunu müjdele­mek için.

4- Ve: “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarmak için.

5- Ne onların ne de babalarının buna dair bir bilgileri vardır. O ağızlarından çıkan ne büyük bir sözdür! Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.

6- Demek bu söze inanmazlarsa onların ardından üzülerek nerdeyse kendini mahvedeceksin?

7- Yeryüzündeki şeyleri ona bir ziynet kıldık. Onlardan hangisinin daha güzel amel işleyeceğini deneyelim diye.

8-  Şüphesiz ki biz yeryüzünde olanları kupkuru bir toprak haline getireceğiz.

 

Açıklaması

 

“Hamd… Allah’adır.” Yüce Allah Kitab’ını, Rasül-i Ekremine (s.a.) indir­diğinden dolayı kendi zatına hamd etmekte, kendini övmektedir. Çünkü o kitap sayesinde insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmıştır. Zira O, onu onda eğrilik ve sapmanın söz konusu olmadığı dosdoğru bir kitap kılmıştır. Yüce Allah’ın: “Onda hiçbir eğrilik koymaksızın.” buyruğunun anlamı, onda herhangi bir eğrilik, bir sapma koymayıp aksine dosdoğru ve mutedil kılmıştır demektir.

Hamd’in anlamı ise Yüce Allah’ın güzel fiillerine karşılık, güzel övgülerde bulunup bu fiillerine şükretmektedir. Esasen Yüce Allah her halde hamde lâyıktır. O kimi zaman surenin başlarında sonlarında kendisine hamdetmektedir ki, ihsan etmiş olduğu üstün ve değerli nimetlerine karşılık müminler ne şekilde hamdedeceklerini öğrensinler. Onun kullarına ihsan ettiği nimetlerin en önemlisi ise İslâm nimeti ve kulu Muhammed (s.a)’e indirmiş olduğu, insan­ların kurtuluşlarını sağlayacak olan Kitab-ı Kerim’idir.

“Dosdoğru bir kitaptır o…” Eğrilik olmadığını belirttikten sonra Kur’an-ı Kerim’in dosdoğru oluşunun da zikredilmesinin sebebi, bu hususu pekiştirmektir. Çünkü nice dosdoğru olan ve doğru olduğuna tanıklık edilen şey vardır ki, dikkatle tetkik edilip denendiği takdirde, asgarî miktarda da olsa eğrilikten kurtulamaz. Bir görüşe göre de bunun manası “sair kitaplar üzerinde doğrultucu” ve onları tasdik edici demektir. Bir diğer açıklamaya göre ise kulların maslahatlarını sağlayan ve kaçınılmaz olan hükümleri, onlara bildiren demektir..

“Şiddetli bir baskını haber vermek…” Yani Kitabı inkâr edenleri dünyada acilen gelip çatacak bir ceza ve intikam ile, ahirette ise bilahare gelecek olan cehennem ateşi ile korkutup uyarmak üzere. Ayette geçen “Kendi katından” ibaresinin anlamı ise Yüce Allah’tan sâdır olan bir azap demektir.

“Salih amel işleyen müminlere…müjdelemek için.” Bu Kur’ân imanlarını salih amel ile destekleyenleri Allah nezdinde kendileri için güzel bir sevap olduğunu belirterek müjdelesin diye, inmiştir. Bu güzel ecir ise iyi ve takva sahibi olanların yurdu olan cennettir. Hayırlı ve ihsan ediciler için ebedîlik yurdu olan cennettir. O halde güzel ecir cennet demektir.

“İçinde temelli kalacaklardır.” Yani onlar Allah nezdindeki sevapları olan ?bedî cennette karar bulacak, orada daimi olarak kalacaklardır.

“Ve Allah çocuk edindi diyenleri de uyarmak için.” Yani Allah’ın çocuğu olduğunu iddia eden kâfirleri de sakındırmak için. Bunlar ise, “Bizler Allah’ın kızları olan meleklere ibadet ediyoruz” diyen Arap müşrikleri ile Üzeyr’i Allah’ın oğlu kabul eden Yahudiler ve “Mesih Allah’ın oğludur” diyen Hristiyanlardır.

Daha önce kâfirlere yönelik olarak geçmiş bulunan genel uyarı ve korkut­manın kapsamına girmekle birlikte, özellikle bunların söz konusu sdilmelerinin sebebi, küfrün ve masiyetin en çirkin türünün Yüce Allah’a çocuk isnad etmek olduğunu ifade etmektir.

“Ne onların ne de babalarının buna dair bir bilgileri vardır.” Yani onların da geçmişlerinin de, uydurdukları bu söze dair sağlam bir bilgileri yoktur. Allah’ın çocuk edindiğine yahut babası olduğuna dair hiçbir bilgileri yoktur. Bu aşırı cehaletlerinden ve atalarını taklit etmelerinden ve şeytanın bu işi onlara güzel göstermesinden ötürü söylenmiş bir sözdür. Bir şeye dair bilgi sahibi olmamak ise ya ona dair bilgiye ulaştıran yolu bilmemekten yahut da bizatihi onun bilinmesine imkân olmadığından yani bilinmeye elverişli olmadığından kaynaklanmaktadır.

“O ağızlarından çıkan ne büyük bir sözdür!” Yani onların söyledikleri, ağızlarından çıkarma cesaretini gösterdikleri o küfür sözü, oldukça mesuliyeti büyük bir sözdür. Bu sözün kendi sözleri dışında da hiçbir dayanağı yoktur. Bundan dolayı Yüce Allah: “Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.” buyurmak­tadır. Yani onlar ancak yalan ve iftira olan bir sözü, asla gerçeği olmayan bir sözü söylemektedirler.

Daha sonra Yüce Allah imanı terkedip ondan uzak durdukları için müşriklere üzülmesi dolayısıyla rasûlünü (salat ve selam ona) şu buyruklarıyla teselli edip gönlünü almaktadır:

“Demek bu sözlere inanmazlarsa onların ardından üzülerek neredeyse ken­dini mahvedeceksin…” Yani onlar bu Kur’ân-ı Kerim’e iman etmiyorlar diye onlar için üzülerek ve kederlenerek neredeyse kendini öldürecek, ölüme sürükleyeceksin. Esef ve keder ile nefsini helak etme, onlar için üzülerek, kızarak, sabırsızlanarak kendini öldürme. Aksine onlara Allah’ın risâletini tebliğ et. Hidâyet bulan kendisi için hidâyet bulmuş olur, sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Onların seni bırakıp yüz çevirmelerine üzülme!

Bu ayet-i kerimenin benzerlerinden bazıları şunlardır “O halde senin nef­sin onlara karşı hasretlere gitmesin.” (Fatır, 35/8); “İman etmiyorlar diye neredeyse kendini öldüreceksin.” (Şuara, 26/12); “Onlar için üzülme. Onların kurmakta oldukları tuzaklardan dolayı da sıkıntıya düşme.” (Nahl, 16/127).

Daha sonra Yüce Allah dünyayı fâni ve gelip geçici bir yurt olarak kıldığını, bir sınav yeri olduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzündeki şeyleri ona bir ziynet kıldık…” Yani bizler yeryüzünde bulunan insan, hayvan, bitki, maden, ev gibi göz kamaştırıcı ve çekici şeyleri dünya ve insanlar için gelip geçici bir süs kıldık ki, onlarla insanları sınayalım. Böylelik­le iyilik yapanın ameli de fesat yapanın ameli de ortaya çıksın. Biz de iyilik yapana sevap ile, kötülük yapana da ceza ile karşılık verelim. Amelin iyi ve güzel olması dünyaya rağbet etmemek, ona aldanışı terketmek, dünyayı ahiret için bir köprü olarak değerlendirmektir. Müslim, Ebu Said el-Hudrî’den rivayetine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki dünya tatlıdır (gözalıcı), yeşildir. Ve şüphesiz Allah sizi orada halifelik makamına getirmemiştir; sizin nasıl akıl ettiğinize bakmaktadır.”

Daha sonra Yüce Allah kâfirlerden yüz çevirme emrinin sebebini söz konusu ederek, şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ki biz yeryüzünde olanları kup­kuru bir toprak haline getireceğiz.” Yani şüphesiz bizler yeryüzünü ve orada bulunan her şeyi süslü halinden sonra harabeye çevireceğiz, neticede orası yıkılıp gidecektir. Ayette geçen “Kupkuru bir toprak” ibaresi şu demektir: Biz orayı yeşillikli, otlak bir yer halinde iken hiçbir bitkinin bulunmadığı, kendisin­den faydalanmanın söz konusu olamayacağı boş bir arazi haline getireceğiz. Bu da Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır: “Orayı dümdüz edecektir. Sen oralarda ne bir alçaklık ne de yükseklik görebileceksin.” (Tâ-Hâ, 20/107).

Ayet-i kerimeden maksat ise, “Sen üzülme, biz onları helak edecek, onları yok edeceğiz” diyerek Rasulullah (s.a.)’ı teselli etmektir. [1][1]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.