sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 27. VE 31. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 27. VE 31. AYET-İ KERİMELER
Temmuz 15, 2026 09:58
3
A+
A-

Peygambere Ve Müminlere Direktifler: Kur’an Okumak, Fakirlerle Oturmaya Katlanmak Ve Hakkın Allah’tan Geldiğini Açıklamak

 

27-  Rabiııiıı Kitabından sana vahyolu-nanı oku. O’nun sözlerini değiştirebile­cek yoktur. O’ndan başka bir sığınacak da bulamazsın.

28- Sabah akşam Rablerinin rızasını di­leyerek O’na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzellikle­rini isteyerek gözlerin onlardan başka­sına kanmasın. Kalbine gaflet vererek bizi anmayı unutturduğumuz, hevasına uymuş, haddi aşmış kimselere boyun eğme!

29- De ki: “Hak Rabbimden gelendir. İs­teyen inansın, isteyen inkâr etsin. Şüp­hesiz ki biz zalimler için öyle bir ateş hazırladık ki çepeçevre duvarları ken­dilerini kuşatmıştır. Onlar feryat edip yardım dilediklerinde, kendilerine eri­miş maden gibi yüzleri kavuran bir su verilir. O ne kötü bir içecektir ve orası ne kötü bir duraktır!”

30-  Doğrusu iman edip salih amel işle­yenler bilsin ki muhakkak biz iyi amel işleyenlerin ecrini boşa çıkarmayız.

31-  İşte onlara altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenirler. İnce ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyeceklerdir. Orada tahtları üzerine yaslanırlar. O ne güzel mükafat ve ne güzel duraktır!

 

Açıklaması

 

“Rabbinin Kitabından sana vahyolunanı oku…” Yüce Allah bu ayet-i keri­mede Rasulüne Kitab-ı Aziz’ini okuyup onu insanlara tebliğ etmesini şu buy-ruklarıyla emretmektedir: Rabbinden sana vahyolunan Kitab’ı oku, onda yer alan emir ve yasaklara uy. Çünkü itaat edenlere mükâfaat vaadi, isyan edenle­re de ceza tehdidini ifade eden Rabbinin kelimelerini değiştirecek, tahrif ede­cek, ortadan kaldırabilecek kimse yoktur. Kitabın gereğince amel etmeyecek olursan, sen de tehdidin kapsamına girersin. Allah’tan başka da sığınak, yar­dım edecek bir dost bulamazsın.

İşte bu birinci direktiftir: Kur’ân-ı Kerim’i okuyup gereğince amel etmek. İkinci direktif ise fakir mustazaflarla oturup kalkmak ile ilgilidir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O’na yalvaranlarla beraber sen de sabret…” Yani Allah’ı zikreden, O’na hamde-den, Onu teşbih eden, Onu tekbir eden, Ondan dileklerde bulunan, her vakit O’na dua edip yakaran ve bununla O’na itaati, O’nun rızasını yerine getirmek isteyen kimselerle fakir yahut zengin olsunlar birlikte ol.

Açıkladığımız gibi; bu ayet-i kerime, Kureyş’in ileri gelenlerinin Rasulul-lah (s.a.)’tan fakir yahut zayıf, sıradan insanlar olan Bilâl, Ammar, Suhayb, Habbâb ve İbni Mes’ud gibi ashabı olmaksızın, yalnızca kendileriyle oturmasını, birlikte meclisler düzenlemesini istemeleri üzerine nazil olmuştur. Yüce Allah ise Hz. Peygambere böyle bir iş yapmasını yasaklamakta ve bu gibi kimselerle beraber oturmakta sabır ve sebat göstermesini emretmektedir. Bu ayet-i kerimenin bir benzeri de şu buyruktur: “Sırf onun rızasını dileyerek sabah akşam rablerine dua edenleri kovma…” (En’am, 6/52). Kureyş büyük­lerinin söyledikleri bu sözler Nuh kavminin şu sözlerini andırmaktadır: “Sana bayağı kimseler uymuşken sana iman mı edelim?” (Şuarâ, 26/111). Yüce Allah daha önce yer alan emrini “…Gözlerin onlardan başkasına kaymasın.” buyruğuyla pekiştirmektedir: Kalbin onlardan başkasına meyletmesin. Onlar yerine servet ve nüfuz sahiplerini istemeyesin. Burada maksat fakirlikleri ve yoksullukları dolayısıyla onları küçük görmenin yasaklanmasıdır. Rasulullah (s.a.) bu ayet-i kerime nazil olunca şöyle buyurdu: “Onlarla birlikte kalmak üzere sabretmekte emrolunduğum kimseleri ümmetim arasında takdir buyur­muş olan Allah’a hamdederim.”

Daha sonra Yüce Allah bu yasağı şu buyruğu ile de tekid etmektedir: “Kalbine gaflet vererek bizi anmayı unutturduğumuz… kimselere boyun eğme…” Yani sakın bizim gafil olduğuna tanık olduğumuz, dünya ile meşgul olup dine ve Rabbine ibadete yaklaşmayan, amellerinde, davranışlarında arzularına tabi olarak aşırıya kaçmış kimseye itaat etmeyesin. Bu buyruk şunu göstermekte­dir: Böylelerinden uzak durmanın sebebi dünyanın çekicilikleriyle, süsleriyle uğraşarak Allah’ın emrine uyma imkânını bulamayışlarıdır.

Üçüncü direktif ise hakkın Yüce Allah’tan gayet açık ve seçik bir şekilde geldiğini ilan etmektedir. Öyle ki artık geriye sadece küfürlerine karşılık onları şiddetlice tehdit etmek ve korkutmaktan başka bir şey kalmamıştır. İşte bu doğrultuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “De ki: Hak Rabbinizden gelendir…” Yani ey Muhammed, insanlara de ki: Benim size Rabbinizden şu getirdiklerim, hakkında herhangi bir şüphe ve tereddüdün söz konusu olmadığı hakkın kendisidir. Hayat için en uygun düzen budur. Dileyen buna iman etsin, dileyen onu inkâr etsin. Benim size bir ihtiyacım yoktur. Kim salih amel işlerse kendisine, kim de kötülük işlerse aleyhine yapmış olur. Daha sonra Rabbiniz amellerinizden dolayı sizi hesaba çekecektir. Bu buyrukta ala­bildiğine bir tehdit ve korkutma vardır.

Daha sonra Yüce Allah küfre karşılık bir çeşit tehditte bulunmakta, salih amel için de mükâfat vaadinde bulunmaktadır. Küfrün tehdidini şu ifadeleriyle nitelendirmektedir: “Şüphesiz ki zalimler için duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmış bir ateş hazırladık.” O cehennem ateşinin çevresini de her bir tarafın­dan yüksekçe bir duvar ile kuşatmıştır. Ta ki o ateşten kurtulamasmlar. Ah-med ve Tirmizî, Ebû Said el-Hudrî’den Rasulullah (s.a.)’m şöyle buyurduğunu nakletmektedirler: “Cehennem ateşinin suru oldukça kalın dört duvardır. Her bir duvarın mesafesi kırk yıldır.”

“Onlar feryad edip yardım dilediklerinde kendilerine erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su verilir.” Yani bu zalim kâfirler cehennem ateşinin sıcaklığı dolayısıyla susuzluklarını gidermek için ateşte oldukları sırada yardım, imdat ve su isteyecek olurlarsa, yağ tortusu yahut kan ve irini andıran katılaşmış bir su ile imdatlarına koşulur. Bu su aşırı sıcağından dolayı kâfir, bu suyu içmek isteyip de yüzüne doğru yaklaştıracak olursa, yüzünün derisini yakar ve sonun da yüzünün derisi bu suya düşer. Nitekim Ahmed ve Tir-mizî’nin Ebû Said el-Hudrî’den naklettikleri bir hadisi şerifte böyle ifade edilmektedir. Rasulullah (s.a.) buyurdu ki: “Muhl (erimiş maden gibi su) yağ tortusunu andırır. Onu yüzüne yaklaştırdı mı suratının derisi içine düşer.”

“O ne kötü bir içecektir ve orası ne kötü bir duraktır!” Bu içecekleri ne kadar kötü, ne kadar çirkindir! Çünkü hiçbir şekilde susuzluğu gidermez, harareti dindirmez, aksine harareti daha da artırır. Cehennem de ne kötü barınaktır! Yani cehennem ne kötü bir yer, ne kötü bir konak, ne kötü bir toplanma yeridir! Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O ne kötü karar kılacak bir yer, ne kötü ikâmet edecek bir yerdir.” (Furkan, 25/66)

Daha sonra Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: “Doğrusu iman edip salih amel işleyenler bilsin ki muhakkak ki biz iyi amel işleyenlerin ecrini boşa çıkar­mayız.” Yani muhakkak Allah’a iman eden ve peygamberlerin getirdiklerini tasdik eden, peygamberlerin kendilerine emrettiği şekilde salih amel işleyen­lerin Allah, bu güzel amelleri dolayısıyla ecirlerini boşa çıkarmayacaktır.

İman ve salih amelin birbirine atfedilmesi salih amelin imandan farklı olduğunu göstermektedir. Çünkü atıf ayrılığı, farklılığı gerektirir.

Cennetliklerin içinde bulundukları nimetlerin niteliklerine gelince:

1- “İşte onlara altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır.” Yani evlerinin, köşklerinin altından nehirler akan, devamlı ikamet edecekleri cen­netleri vardır.

2- “Orada altın bileziklerle süslenirler.” Yani o cennetlerde altından yapılmış bilezikler takınır, onlarla süslenirler. Buharî ve Müslim, Ebu Hureyre’den Rasulullah (s.a.)’ın şu buyruğunu nakletmektedirler: “Müminin süsleri abdestin ulaştığı yere kadar ulaşır.” Bir başka âyet-i kerime de şöyle buyurulmaktadır: “Onlar orada altından bileziklerle ve incilerle süslenecekler. Onların orada giyecekleri de ipektir.” (Hacc, 22/23).

3- “İnce ve kalın ipekliden yeşil elbiseler giyeceklerdir.” Onlar ince ipek olan “sündüs” ve kalın ipek olan “istebrak” giyeceklerdir. Görüldüğü vakit gözü din­lendirdiğinden dolayı da bunlar için yeşil renk seçilmiştir.

4- “Orada tahtlar üzerine yaslanırlar.” Yani o cennette tahtları üzerinde yanları üzere uzanacaklar. Bu halleri hükümdarların ve büyüklerin halini andıracaktır.

“O ne güzel mükâfat ve ne güzel duraktır!” Yani cennet onların amellerinin ne güzel bir mükâfatıdır! Ne güzel bir konak yeri, karar yeri ve ikametgâhtır. Nitekim Yüce Allah bir başka ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. O ne güzel bir karargâh ve ne güzel bir ikamet yeridir!” (Furkan, 25/76). [1][20]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.