sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 32. VE 44. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 32. VE 44. AYET-İ KERİMELER
Temmuz 16, 2026 09:58
19
A+
A-

Malı Dolayısıyla Gurura Kapılan Bahçe Sahibi Zengin İle Akidesiyle Onur Bulan Fakir Örneği

 

32-  Onlara şöyle bir örnek ver: İki adamdan birisine iki üzüm bağı verip etrafını hurmalıklarla çevirmiş ve ara­larında ekin bitirmiştik.

33- Her iki bahçe de ürünlerini vermiş­ler ve hiçbir şeyi eksik bırakmamışlar­dı. İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.

34- Onun başkaca gelirleri de vardı. Bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona: “Ben malca da senden zengin, sayıca da senden üstünüm.” derdi.

35- O nefsine böylece zulmederek bah­çesine girerken dedi ki: “Bu bahçenin ebediyen yok olacağını hiç sanmam”

36- “Kıyametin kopacağını da tahmin etmiyorum. Faraza Rabbime döndürü­lecek olsam dahi, andolsun ki bundan daha iyi bir dönüş yerim olur.”

37- Arkadaşı ona cevap vererek dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratıp sonunda da seni doğru dürüst bir insan haline getireni mi inkâr edi­yorsun?

38-  “Ben ise şöyle diyorum: O benim Rabbim olan Allah’tır ve ben kimseyi Rabbime ortak koşmam.

39- “Bahçene girdiğin zaman: Maşâal-lah, Allah’ın yardımından başka kuvvet yoktur demen gerekmez miydi? Her ne kadar malca ve evlatça beni kendinden daha az buluyorsan da;

40- “Rabbim senin bahçenden daha iyi­sini bana verebilir ve seninkinin üzeri­ne gökten bir yıldırım gönderir de kay­pak bir toprak haline geliverir.

41- ‘Yahut suyu çekilir de bir daha onu bulamazsın.”

42- Nihayet bütün serveti yok edildi. Uğrunda harcadıklarına içi yanarak ellerini ovuşturmaya koyuldu. Çardakları hep yere düşmüştü ve diyordu ki: “N’olaydım, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmayaydım.”

43- Allah’tan başka ona yardım edecek adamları da yoktu, kendini de kurtarıp öç alamadı.

44- İşte bu makamda nusret ve hakimiyet, hak olan Allah’ındır. O, sevapça da ha­yırlı, akıbetçe de hayırlıdır.

 

Açıklaması

 

Bu Yüce Allah’ın zayıf ve yoksul Müslümanlar ile oturmayı kibirlerine yediremeyip mal ve güçleriyle, konumlarıyla övünen müşrikler ve benzerleri müstekbirlere verdiği bir örnektir:

“Onlara şöyle bir örnek ver: İki adamdan birisine…” Yani ey Peygamber, sabah akşam ve her vakitte ihlâsla Allah’a dua eden, yalvaran müminleri kov­mam senden isteyen şu Allah’a ortak koşan müşriklere bir misal ver. Bu, iki adamın misalidir. Allah onlardan birisine çevrelerini hurma ağaçlarının kuşattığı üzüm bağları vermişti. Ortalarında de ekin vardı. Ağaçlar da ekinler de alabildiğine güzel ve kaliteli mahsuller verirdi. Böylelikle hem temel gıdalar, hem de meyveler bu bahçeden mahsul olarak alınabiliyordu. Yüce Allah’ın: “Etrafını hurmalıklarla çevirmiş…” buyruğu “Biz o iki bahçenin çevresini de hurma ağaçlarıyla donatmıştık.” demektir.

Bu iki adam İsrailoğulları’ndan iki kardeş, iki arkadaş yahut iki ortaktı. Onlardan birisi dünyasına aldanmış olan kâfir, diğeri ise Allah’ı tevhid eden bir mümindi. Bu misalden maksat ise öğüt ve ibrettir. Dünyalığına aldanan kâfirin sonunda serveti yok oldu, iflâs etti. Buna sebep ise nimetlere karşı nankörlük ve Allah’a isyan etmesi idi. Fakir mümin ise türlü sıkıntı ve zorluk­lara rağmen Allah’a itaat üzere devam etti, Allah da ona cennette ebediliği verdi.

“Her iki bahçe de ürünlerini vermişler” yani her iki bahçe de meyvelerini vermiş “ve hiçbir şeyi bırakmamışlardı.” Her yıl ürünlerini tam ve eksiksiz veriyorlardı. “İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.” Yani iki bahçenin ortasında her tarafı sulamaları için türlü kollara ayrılan bir de ırmak akıtmıştık.

“Onun başkaca gelirleri de vardı.” Yani bu bahçelerin sahibinin -ticaret ve bahçelerinden aldığı mahsulleri geliştirdiğinden dolayı- altın, gümüş gibi daha başka çeşitli malları da vardı.

Onun bu zenginliği kendisini şımartmış, büyüklenmeye, mal dolayısıyla gurur duymaya itmiş ve -her zenginde görüldüğü gibi- gurura kapılmıştı. O bakımdan “bu yüzden arkadaşıyla konuşurken ona: Ben malca da senden zen­gin, sayıca da senden üstünüm derdi.” Yani bu iki bahçe sahibi, mümin ve fakir arkadaşına karşı övünerek şöyle derdi: Benim servetim senden fazladır. Sayıca da senden daha güçlü, daha kalabalığım. Yani benim hizmetçilerim, taraftar­larım, çocuklarım daha fazladır. Kendimi savunacak aşiret ve kabilem, taraftarlarım itibariyle ben daha güçlüyüm.

Onun bu durumu, bu servetinin devam edeceğini, asla yok olmayacağını zannetmek noktasına kadar vardı. Buna sebep ise aklının kıtlığı, Allah’a olan inancının zayıflığı idi. İşte Kur’ân-ı Kerim’in ona dair anlattıkları:

“O nefsine böylece zulmederek bahçesine girerken…” Yani şu rahat içerisinde varlıklı ve her bakımdan güçlü olduğunu kabul eden kişi mümin, fakir ve salih arkadaşı ile birlikte bahçesine girdi. Küfrü, isyanı, büyüklen-mesi, öldükten sonra dirilişi inkârı sebebiyle kendisine zulmederek, meyveleri, ekinleri bahçesinde kaynayıp coşan suları görünce gurura kapılarak dedi ki: Ben ebediyyen bu bahçenin yok olacağını sanmıyorum. Kıyamet gününün geleceğini de sanmıyorum.

Onun “kıyametin kopacağını da tahmin etmiyorum” ifadesi kıyamet diye bir şey olacağını sanmıyorum, demektir. O her iki halde de yanlışlık yapıyordu. Her bir şeyi lâyık olmadığı yere koymak suretiyle de kendisine zulmediyordu.

Çünkü onun bu nimete şükretmesi, ahiret üzerinde düşünmesi gerekirdi. Böyle yapmayışmın sebebi ise emeli, ileri derecedeki hırsı, tam bir gaflet içinde olması ve dünyaya alabildiğine aldanmasıdır.

Daha sonra Rabbi ile karşılaşmayı bir ihtimal olarak kabul edecek olsa dahi, daha iyisiyle karşılaşacağına dair şu sözleriyle yemin etti:

“Faraza Rabbime döndürülecek olsam dahi, andolsun ki bundan daha iyi bir dönüş yeri bulurum.” Yani öyle bir şey yok ya, olsun diyelim, Rabbime dön­dürülecek olursam elbetteki ahirette dünyadaki bu payımdan daha hayırlısını ve daha iyisini bulacağım. Allah’ın yanındaki değerim ve kıymetim dolayısıyla O bana bunu verecektir. Zaten ben O’nun nezdinde değerli olmasaydım bana bunları vermezdi. Eğer ben bunlara hak kazanmayan, ehil olmayan birisi ol­saydım dünyada beni zengin etmezdi. Nitekim bir başka ayet-i kerimede bir kâfirin şu sözleri nakledilmektedir: “Eğer Rabbime döndürülürsem bile elbette benim için onun yanında güzellik ve iyilik vardır.” (Fussilet, 41/50).

Mümin ise ona şöylece cevap verdi:

“Arkadaşı ona cevap vererek dedi ki: Seni topraktan, sonra da bir damla sudan yaratıp sonunda da seni doğru dürüst bir insan haline getireni mi inkâr ediyorsun?” Yani mümin arkadaşı ona öğüt vererek içinde bulunduğu küfür ve aldanıştan dolayı azarlayarak şöyle dedi: Sen seni topraktan yaratanı mı inkâr ediyorsun? Yani o senin ilk atan olan Adem’i topraktan yaratmıştır. İnsanın ilk atasının yaratılışı ise kendisinin yaratılışına sebeptir. Dolayısıyla ilk atasının yaratılması onun yaratılmasıdır. Aynı şekilde senin de hayvanların da gıdası bitkidir. Bitki ise gıdasını su ve topraktan almaktadır. Sonra bu alınan gıda kana dönüşür. Onun bir bölümü de yaratılışa vesile olan nutfeye dönüşür. Bun­dan sonra Allah seni bu nutfeden, yaratılışı ve organları eksiksiz dosdoğru bir insan yaptı. Yüce Allah’ın: “Doğru dürüst bir insan haline getiren” buyruğunun anlamı, seni adam olma yaşına ulaştırıp tam ve eksiksiz bir insan olarak düzenleyen demektir.

Arkadaşı onu Allah’ı inkâr eden bir kişi olarak nitelendirdi. Buna sebep ise onun öldükten sonra diriliş hususunda şüphe içerisinde olmasaydı.

“Ben ise şöyle diyorum: O benim Rabbim olan Allah ‘tır ve ben kimseyi Rab­bime ortak koşmam.” Fakat ben senin dediğin gibi demiyorum. Aksine Allah’ın vahdaniyet ve rubûbiyetini kabul ve itiraf ediyorum, O’na kimseyi ortak koşmuyorum. O hiçbir ortağı olmaksızın tek başına mâbûd olan Allah’tır.

Daha sonra Allah’a imanın gereğini hatırlatarak ona şöyle dedi:

“Bahçene girdiğin zaman… mâşâallah, Allah’ın yardımından başka kuvvet yoktur, demen gerekmez miydi?” Sen bahçene girip oraya bakıp da ondan hoşlandığın vakit sana verdiği bu nimetleri dolayısıyla, sana ihsan ettiği, başkalarına vermediği mal ve servet dolayasıyla Allah’a hamdedip mâşâallah bu ancak Allah’ın gücü iledir, demen gerekmez miydi? Yani Allah böyle istedi de oldu. Allah neyi takdir etmişse o olur, demen gerekmezmiydi? Böyle demeliydin ki bu senin ubûdiyyetini ve acziyetini ortaya koysun.

Bundan dolayı seleften bazıları şöyle demiştir: Her kim kendi halini, malı­nı yahut çoluk çocuğunu beğenip hoşlanacak olursa hemen bu âyet-i kerime ile amel ederek; “Mâşâallah lâ kuvvete illâ billah= Allah’ın dediği olmuştur. Al­lah’ın yardımı olmadıkça hiçbir kuvvetin varlığı olamaz” deyiversin. Yine bu konuda rivayet edilen ve Hafız Ebu Ya’lâ’nm Enes (r.a)’den rivayet ettiği merfû’ hadis ile amel etsin. Buna göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Allah bir kula aile, mal yahut çocuk türünden herhangi bir nimet vermiş ise o da mâşâal­lah lâ kuvvete illâ billah diyecek olursa, ölümden önce bunlarda herhangi bir afet görmez.” Müslim’in Sahîh’inde de Ebu Musa’dan Rasulullah (s.a.)’m kendi­sine şöyle dediğine dair rivayet kaydedilmektedir: “Ben sana cennet hazinele­rinden bir hazineyi göstereyim mi, bu lâ havle velâ kuvvete illâ billah’tır.”

Daha sonra mal ve çocuk ile öğünme meselesiyle ilgili olarak şu cevabı verdiğini görüyoruz:

“… her ne kadar malca ve evlâtça beni kendinden daha az buluyorsan da; Rabbin senin bahçenden daha iyisini bana verebilir…” Yani eğer sen mal itibariyle benim senden daha fakir, evlât ve aşiret itibariyle bu fani dünyada daha az olduğuma bakıyor isen şunu bil ki, ben âhirette durumun tam aksi olacağını umuyorum. Yine Allah’ın âhirette senin bu bahçenden daha hayırlısını bana vereceğini, buna karşılık senin asla yok olmayacağını ve sonunun gelmeyeceğini zannettiğin dünyadaki bu bahçene semâdan -ekin ve ağaçlarını kökünden kopartacak yağmur yahut yıldırımlar gibi- bir afet gön­dereceğini ve böylelikle o nimetinden seni mahrum bırakıp bahçeni tahrip edeceğini, sonunda senin bahçenin hiçbir bitkisi olmayan dümdüz bir arazi, ayağının üstünde duramayacağın kaypak bir toprak haline dönüşüvereceğini ve bu düzgünlüğü dolayısıyla adeta insan ayağını kaydıracak hale gelebileceğini zannediyorum. Arkadaşının: “Rabbim… verebilir.” ifadesi “Olur ki Rabbim böyle yapar” anlamındadır.

Yahut da senin bu bahçenin suyu yerin dibine geçer ve sen artık yerin di­bine çekildikten sonra bir daha onu bulamazsın, herhangi bir yol ile yerin dibi­ne geçmiş olan o suyu geri çıkaramazsın.

Nitekim müminin umduğu gerçekleşti. Yüce Allah bunu şöyle ifade etmek­tedir:

“Nihayet bütün serveti yok edildi, uğrunda harcadıklarına içi yanarak ellerini oğuşturmaya koyuldu…” Yani Yüce Allah’a yönelmekten kendisini alıkoyan bahçesi yıldırımlarla, malları ve serveti musibetlerle telef edilerek yok edildi. Böylelikle bahçesine yapmış olduğu harcamalar yok olduğundan dolayı hasret duymaya, pişman olmaya başladı. Arkadaşının öğüdünü hatırla­yarak: “Keşke Rabbime ortak koşmayaydım.” temennisinde bulundu. “Çardak­ları üstüne çökmek” ten kasıt ise, çardaklarının yere düşmesi demektir. Denil­diğine göre Allah bahçesine bir ateş gönderdi, o ateş orayı yakıp bitirdi.

“Allah ‘tan başka ona yardım edecek adamları da yoktu, kendi kendini de kurtarıp öç alamadı.” Aşiretinin yahut çocuklarının -kendileriyle öğündüğü ve güçlü kabul ettiği şekilde- ona hiçbir faydası ve yardımı olmadı. O da kendi gücü ile Yüce Allah’ın intikamına karşı koyamadı, kendisini koruyamadı.

“İşte burada kudret ve hakimiyet yalnız hak olan Allah’ındır.” Bu önceki cümleyi tekit etmektedir. Yani böyle bir sıkıntı ve mihnet hallerinde kudret, intikam almak yalnız Allah’ın gücünde olur ve bu durumda iyi olan da fâcir olan da buna iman eder. Mümin olsun kâfir olsun, Allah’a, O’nun hakimiyetine boyun eğmeye -azap gerçekleştiği takdirde- döner. Ayette geçen velayet: ege­menlik, otorite, mülk, yardım ve hüküm demektir.

“Mükâfatı da hayırlı olan O’dur, neticelendirmesi de hayırlı olan O’dur.” Yani Allah’ın mükâfatı daha hayırlıdır. Mümin kullarına hazırladığı akıbeti daha üstündür. O onlara yardım eder ve dünyada sahip olmadıklarının bedeli­ni onlara verir. Allah için yaptıkları amellerinin mükâfatı hayırlı bir mükâfat olur, bu amellerin akıbeti hoş ve öğülmeye değer olur. Çünkü Yüce Allah kendi­sine iman edenlere daha hayırlı mükâfat verir.

Bunun bir benzeri de şu ayet-i kerimedir: “Onlar bizim azabımızı gördük­lerinde: Allah ‘a bir olarak inandık, ona eş tutmakta olduğumuz şeyleri de inkâr ettik, derler.” (Mümin, 40/84). [1][21]

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.