sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 50. VE 53. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA KEHF SURESİ 50. VE 53. AYET-İ KERİMELER
Temmuz 19, 2026 09:58
25
A+
A-

Hz. Adem (A.S.)’e Secde Emri Kıssası

 

50- Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik de İblis’ten başka hepsi secde etmişti. O cinlerdendi. Bu bakımdan Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Şimdi siz beni bırakıp da bana düşman oldukları halde onu ve soyunu mu veli ediniyorsunuz? Zalimlerin ne kötü değiş tokuşudur bu?

51-  Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılmasında ne de kendilerinin yaratılmasında şahit tuttum. Saptıran­ları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.

52-  O gün: “Bana ortak olarak iddia ettiklerinize seslenin.” der. Onları çağırırlar, ama hiçbirisi kendilerine cevap vermez. Aralarına bir de uçurum koyarız.

53-  Suçlular ateşi görürler de ona düşeceklerini anlarlar ve ondan kaça­cak yer bulamazlar.

 

Açıklaması

 

Bununla Ademoğullarının İblisin kendilerine, kendilerinden önce de ata­larına beslediği düşmanlığa dikkat çekilmektedir. Ayrıca Ademoğulları arasından ona uyanlar ve böylelikle yaratıcısına, mevlâsına aykırı harekette bulunanlar azarlanmaktadır.

Yüce Allah buyuruyor ki: “Hani meleklere Adem’e secde edin demiştik…” Yani ey Muhammed onlara şunu hatırlat: Bir zamanlar biz bütün meleklere ilham yoluyla Adem’e selamlamak ve insan ikramda bulunmak kasdıyla secde etmelerini emretmiştik. Bu husus aynı şekilde Kur’ân-ı Kerim’in pek çok ayet-i kerimesinde defalarca söz konusu edilmiştir.

Bunlardan bazıları: Bakara sûresinde şöyle buyurulmaktadır: “Hani biz meleklere Adem’e secde edin, demiştik de derhal secde ettiler. Ancak İblis müstesna. O dayattı, kibirlenerek kâfirlerden oldu.” (Bakara, 2/34). Bir diğer ayet-i kerime de Hicr suresinde yer almaktadır: “Ben ses veren kuru bir çamur­dan, değiştirilmiş bir balçıktan bir beşer yaratacığım, demişti. O halde onun yaratılışını tamamlayıp tam bir insan suretine getireceğim ve ona ruhumdan lifleyeceğim zaman siz de derhal onun için secdeye kapanın.” (Hicr, 15/29-29). Bunlardan birisi de Kehf sûresinde yer almaktadır: “Hani meleklere: Adem ‘e secde edin, demiştik de iblis’ten başka hepsi secde etmişti, o cinlerden idi…”

İblis’in Hz. Adem’e secde etmeyi kabul etmeyişinin sebebi, yaratılış aslına ve soyuna bakıp aldanmasıydı. O ateşin dumansız alevinden yaratılmıştı. Melekler ise asıl itibariyle nurdan yaratılmıştı. Adem de topraktan yaratılmıştı. Nitekim Müslim’in Sahih ‘inde Peygamberimizin şöyle buyurduğu nakledilmektedir: “Melekler nurdan yaratılmıştır. İblis dumansız alevden yaratılmıştır. Adem de size anlatılan şeyden yaratılmıştır.” Önceki ayet-i ker­imeden İblis’in cinlerden olduğu açıkça anlaşıldığı gibi, bir diğer ayette de onun ateşten, Adem’in de çamurdan yaratıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Yüce Allah’ın şu ayetinde olduğu gibi: “Ben ondan hayırlıyım beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (Sâd, 38/76).

Hasan-ı Basrî der ki: İblis bir göz açıp kırpacak zaman kadar dahi melek­lerden olmamıştır. O cinlerin aslıdır. Nitekim Hz. Adem (a.s.)’de insanların aslıdır.

“O cinlerdendi.” Yani İblis’in isyan etmesinin sebebi cinlerden oluşu idi. O bakımdan meleklerin yaptığı gibi yapmadı. Bundan dolayı Yüce Allah “Bu bakımdan Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı.” buyurmaktadır. Yani Allah’a itaatin dışına çıkmıştır. Çünkü “fısk” çıkmak demektir. Taze hurma, kabuğundan dışarı çıktığı vakit bu tabir kullanılır. İşte bu buyruk onun fâsıklığmın (emrin dışına çıkmasının) cinlerden yani şeytanlardan oluşu dolayısıyla olduğunu göstermektedir. Cinlerin özelliği ise isyan ve emre itaat etmemektir. Buna sebep ise mayalarının kötülüğüdür. Kısacası Yüce Allah’ın: “O cinlerdendi” buyruğu İblis’in secde edenlerden istisna edilişinden sonra bir çeşit gerekçe durumundadır. Yüce Allah’ın “Bu bakımdan… dışarı çıkmıştı, “buyruğundaki “fe” harfi sebep bildirmektedir. Böylelikle onun cinler­den oluşunu fâsıklığına sebep göstermektedir. Çünkü melek olsaydı Rabbinin emrinin dışına çıkmazdı. Zira melekler cin ve insanların aksine Rabbin emrinin dışına çıkmaktan korunmuşturlar.

Bir başka ayet-i kerimede onun meleklerden olduğu şeklindeki ifade^ ile bu ayet çelişmemektedir. Çünkü melekler hakkında da insanların gözlerine görünmedikleri için “cin” tabiri kulanılabilmektedir (Cin görülmeyen, gözle varlığı tespit edilmeyen anlamındadır).

Daha sonra Yüce Allah bu kıssanın sonrasında şöyle buyurmaktadır:

“Şimdi siz beni bırakıp size düşman oldukları halde onu ve soyunu mu veli ediniyorsunuz?” Yüce Allah küfür ve masiyetler hususunda İblis’e ve onun yo­lundan gidenlere itaat edenlerin işlerinin şaşılacak olduğunu belirtmekte ve Adem’e karşı takındığı tutumu gösterdikten sonra Allah’tan başka ve Allah’ın yerine yardımcılar edinerek ona uyup itaat edenleri uyarmaktadır. İşte bundan dolayı Yüce Allah: “Zalimlerin ne kötü değiş tokuşudur bu” diye buyurmakta­dır. Yani kendilerine zulmeden kâfirlerin bu tercihleri ne kadar kötüdür! Çün­kü onlar Allah’ı bırakıp -kendilerine nimetler veren Allah olduğu halde- İblis’i ve onun soyundan gelenleri dost ve veli edinirler, yardımcı edinirler.

İblis’in meleklerden olmadığını gösteren delillerden birisi de şudur: Şanı Yüce Allah bu ayet-i kerimede İblis’in zürriyetinin, soyunun olduğunu tespit etmektedir. Meleklerin ise zürriyetleri, soyu sopu yoktur. O bakımdan İblis’in meleklerden olmaması gerekir. Daha sonra Yüce Allah kendisi dışında kalan ve zatına ortak koşulanlar ile İblis ve şeytanların veli olamayacaklarını belirterek şöyle buyurmaktadır:

“Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılmasında ne de kendilerinin yaratılmasında şahit tuttum.” Çoğunluğun benimsediğine göre buyruğun anlamı şudur: Sizin Allah’a ortak koşarak “velâ” edindiğiniz varlıkları, ben göklerin ve yerin yaratılmasında hazır bulundurmadığım gibi, onlardan kimisinin yaratılışına kimisini hazır bulundurmuş da değilim. Hepsi sizin gibi kullardır, hiçbir şeye mâlik değillerdir. Göklerin ve yerin yaratılışı sırasında da bunlar yoklardı. Bu ortak koştuğunuz varlıklar aslında kendileri hakkında

1- Ancak İblis’in meleklerden olduğunu açıkça ifade eden herhangi bir ayet-i kerime yoktur. Bütün ilgili ayetlerde, İblis’in secde edenlerden olmadığını secde edenlerden istisna yoluyla ifade edilmektedir. Bu istisnalar ise müfessir ve dilcilerin ittifakıyla munkatı’dır. Yani istisna edilen İblis, kendilerinden istisna edilen meleklerden cinsi itibariyle farklıdır. Bu da konu ile ilgili diğer ayetlerden açıkça anlaşılmaktadır. (Çeviren)

İblis’in size vesvese verdiği varlıklardır ve sonunda siz onları bana ortak koştunuz.

Fahrüddin Râzî, zamirin Rasulullah (s.a.)’a karşı şu sözleri söyleyen kâfir­lere ait olduğunu tercih etmektedir: Eğer sen meclisten şu fakirleri kovmaya­cak olursan biz de sana iman etmeyeceğiz. Sanki Yüce Allah da onlara şöyle buyurmuş gibidir: Şu anlamsız teklifte bulunanlar, kâinatı idare edişimde bana ortak değillerdir.[1][25]

“Saptıranları da hiçbir zaman yardımcı edinmiş değilim.” Yani ben sapkınları ve saptırıcıları destek ve yardımcı edinmedim. Hitap Rasulullah (s.a.)’a olup anlamı şöyledir: Senin de onların yardımını alman uygun değildir. Onların gücüyle güç kazanmak gibi bir hevese kapılmamalısın. Onlar yarat­makta bana yardımcı olmadıklarına göre ibadette onları bana ortak koşmamanız gerekir.

Daha sonra Yüce Allah kıyamet gününde onları azarlamak üzere herkesin önünde müşriklere ne şekilde hitap edeceğini haber vererek şöyle buyurmak­tadır:

“O gün: Bana ortak olarak iddia ettiklerinize seslenin, diyecek. Onları çağı­rırlar ama hiçbirisi kendilerine cevap vermez” Yani ey Paygamber, kıyamet gü­nünde bir araya gelineceği günü hatırlat. Allah kâfirlere azarlayıcı bir üslupla: Haydi bana ortak olduklarını iddia ettiğiniz kimseleri içinde bulunduğunuz bu halden sizleri kurtarmak, sizlere yardım etmek üzere çağırınız. Onları çağıra­caklar fakat herhangi bir şekilde cevap veremeyecekler. Hiçbir şekilde onlara faydaları dokunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah bir başka ayet-i kerimede şöy­le buyurmaktadır: “İçinizde gerçekten (Allah’ın) ortakları olduklarını boşuna iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi sizinle birlikte görmüyoruz. Onlarla aranız (daki bağlar) kesilmiştir ve (şefaatçi) sandığınız şeyler de önünüzden kaybolup git­miştir” (En’âm, 6/94).

“Aralarına bir de uçurum koyarız.” Yani müşriklerle iddia ettikleri ilâhları arasında alabildiğine uzak ve helak edici bir mekân koymuşuz, yani helak olma için bir yer takdir buyurmuşuz. Bu da cehennem ateşi, yahut da cehen­nemdeki bir vadidir. İbni Abbas der ki: Mevbik (uçurum), engel demektir. İbnü’l-A’râbî ise der ki: İki şey arasında engel olan her şey mevbik demektir. Yani Yüce Allah, bu müşriklerin dünyada iken ilâhları olduklarını iddia ettik­leri bu varlıklara ulaşmalarına imkân olmayacağını açıklamaktadır.

“Suçlular ateşi görürler de ona düşeceklerini anlarlar.” Buradaki “anla­mak” kesin olarak bilmek demektir. “Ve ondan kaçacak yer bulamazlar.” Yani müşrikler ateşi görecekleri vakit kaçınılmaz olarak oraya düşeceklerini, kesin­likle oraya varıp gireceklerini anlayacaklardır. “Ve ondan kaçacak yer bulamaz­lar.” Onlar başka bir yere geçebilmek için bir yol bulamazlar, ateşten başka hiçbir yere gidemezler, çünkü her taraftan onları kuşatmıştır. İbni Cerîr, Ebu Saîd el-Hudrî’den nakletiğine göre Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kâfir cehennemi görecek ve dörtyüz senelik bir uzaklıktan onun içerisine düşeceğini kesinlikle anlayacaktır.” [2][26]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.