VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 19. VE 22. AYET-İ KERİMELER
Allah Yolunda Cihadın Fazileti
19- Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ın tamirini, Allah’a, ahiret gününe inanan, Allah yolunda cihad eden kimse gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında bir olamazlar. Allah zulmedenler (kâfirler) topluluğuna hidayet vermez.
20- İman edenlerin, hicret edenlerin, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında dereceleri pek büyüktür. İşte mutluluğa erenler, onların ta kendileridir.
21- Rableri onlara rahmetini, hoşnutluğunu, onlara içlerinde tükenmez ve ebedî nimetler bulunan cennetleri müjdeler.
22- Onlar orada ebedî kalıcıdırlar. Allah katında büyük bir ecir vardır.
Açıklaması
Nu’man b. Beşir’in rivayet ettiği hadise göre bu ayet, müminlere hitap etmektedir. Ayetlerin akışına bakılarak, müşriklere hitap ettiği de söylenmiştir. Ayetten anlaşılacağı gibi, daha doğru olan, onun müslümanlarla kâfirler arasında cereyan eden, hangilerinin faziletli olduğu tartışmasına açıklık getirdiğidir. Çünkü Abbas, daha önce zikredildiği gibi, kendisinin Mescid-i Haram’ı imar ettiğini ve hacılara su verdiğini söyleyerek faziletli olduğunu ileri sürmüştü.
Mana şöyle olur: Hacılara su verenleri ve Mescid’i Haram’ı imar edenleri, Allah’a, ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenlerle fazilet ve derecede bir mi tuttunuz? Her ne kadar, hacılara su vermek ve Mescid-i Haram’ı imar etmek hayırlı işlerdense de, bu işleri yapanlar, derece ve fazilet bakımından iman ve cihad ehline denk olamazlar.
Bu, “Allah katında bir olamazlar” sözünün manasıdır. Yani Allah’ın dünya ve ahiret hükmünde, sevabında, sıfat ve amelde iki fırka arasında asla denklik olamaz.
Sonra Cenab-ı Hak, denk olmamalarını: “Allah zulmedenler topluluğuna hidâyet vermez” sözüyle açıklamaktadır. Yani, o kâfirler zümresini, amellerinde rütbece daha faziletli ve daha yüksek olana hidâyet buyurmaz. Çünkü O, onların kalblerini köreltmiştir.
Mana şöyle olur: Müşriklerin ve boşa giden amellerinin, müminlere ve müsbet amellerine benzetilmesi, birbirlerine denk tutulması doğru değildir. Onların aynı tutulması zulümdür.
O halde Allah’a ve ahiret gününe iman, mal ve canla Allah yolunda cihad, Allah katında, derece bakımından hacılara su vermek, Kabe’ye hizmet etmek, yahut imar etmekten daha büyük ve daha yüksek derecelidir.
Sonra, Allahu Teâlâ bizzat müminler arasındaki derece farklılıklarını açıklamıştır. Allah’a ve Rasulüne inananlar, Mekke’den Medine’ye hicret edenler, Allah’ın dinini üstün kılmak için malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, hacılara su vermek ve Kabe’yi imar etmek gibi diğer birtakım işleri yapanlardan makam ve mevki bakımından daha yüksektirler.
İşte o, hicret edip cihad eden müminler, Allah’ın fazl, kerem ve sevabına nail olacaklardır.
Cenab-ı Hak mukaddes kitabında, bu kimseleri bol rahmetle, tam hoşnutlukla, içinde sürekli nimetler bulunan cennetlerle müjdeliyor. Bu nimetler içinde ebediyen kalacaklarını haber veriyor.
Şüphesiz iman ve salih amel için hicret ve Allah yolunda cihad gibi, Allah katında büyük sevap vardır. Nitekim Cenab-ı Hak: “Allah mümin erkeklere de mümin kadınlara da içlerinde ebediyyen kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler vadetti. Bir de Adn cennetlerinde hoş meskenler. Allah’ın hoşnutluğu ise, hepsinden büyüktür. İşte bu, en büyük saadetin ta kendisidir” (Tevbe, 9/72) buyurur.
“Rıdvan”, rıza ve hoşnutluk manasına olup ruhî bir şeydir. Cennetteki nimet ise, maddî bir şeydir. Yaşam rahatlığı ve bolluğudur.
Buharî, Müslim, Tirmizî ve Nesaî, Ebû Said el-Hudrî’nin şöyle dediğini rivayet ederler: Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Allahü Teâlâ cennet halkına: “Ey Cennet halkı…” der. “Buyur, Rabbimiz” derler. Cenab-ı Hak: “Razı oldunuz mu?” buyurur. “Niçin razı olmayalım? Bize, mahlukatından hiç kimseye vermediğin şeyleri verdin” derler. Allah: “Size bundan daha üstününü vereceğim” bu-yurur. Cennetlikler: “Rabbimiz, bundan daha üstün ne olabilir?” derler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak: “Size rıdvanımı (hoşnutluğumu) indiriyorum, bundan sonra size asla kızmayacağım” buyurur. [1][17]