sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 38. VE 41. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 38. VE 41. AYET-İ KERİMELER
Ocak 16, 2026 09:57
21
A+
A-

Cihada Teşvik, Onu Terkten Sakındırma Hicret Esnasında Görülen Hira Mucizesi

 

38- Ey iman edenler! Size ne oldu ki: “Allah yolunda elbirlik savaşa çıkın” dendiği zaman, yere çakılıp kaldınız? Ahirete karşılık dünya hayatına mı ra­zı oldunuz? Fakat dünya hayatının faydası, ahirete göre pek azdır.

39- Eğer siz elbirlik çıkmazsanız, Allah sizi çok acıklı bir azabla azablandırır. Yerinize başka bir kavmi getirir. Siz ona hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Allah, her şeye kadirdir.

40- Eğer, siz yardım etmezseniz, Allah ona kafirler onu çıkardıkları zaman yardım etmişti. O vakit o, ikinin ikinci­si olan onlar mağaradayken-arkadaşı-na: “Tasalanma! Allah, hiç şüphesiz, bi­zimle beraberdir” diyordu. Allah onun üzerine sekinetini indirmiş, onu gör­mediğiniz ordularla desteklemiş, kâfir­lerin sözünü alçaltmıştı. Yüce olan, an­cak Allah’ın sözüdür. Allah, mutlak galipdir, yegane hüküm sahibidir.

 

Açıklaması

 

Ey Allah’a ve peygamberine inananlar! Size ne oldu da, güvenilir peygam­ber: “Sizinle savaşmak ve size hücum etmek için hazırlanan Rumlarla savaş­mak, Allah yolunda cihad etmek için çıkın” dediği zaman, cihada karşı gevşek davrandınız? Sizi bundan alıkoyan sebep nedir? Ayette geçen: “Size ne oldu?” sorusu yadırgama ve uyarma içindir.

“Allah yolunda… çıkın” sözü, Allah yolunda cihada ve O’nun dinini yücelt­meye çağırıldığınız zaman, buna uyun demektir. “Yere çakılıp kaldınız”, ağır davrandınız, tembellik ettiniz, rahata, meyvelerin güzelliğine ve gölgeliklerde oturmaya eğilim duydunuz. Bu ise, Allah yolunda ve Rasûlüne itaat uğrunda, mal ve can vermeye çağıran imanın şanından değildir: “Müminler, ancak Al­lah’a ve Rasûlüne iman eden, sonra da şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mal­larıyla ve canlarıyla cihad eden kimselerdir…” (Hucurat, 49/15).

Ahiret saadeti ve nimeti yerine dünya hayatının lezzetlerine mi razı oldu­nuz? Eğer siz böyle yaparsanız, az bir şey uğruna çok hayrı terketmiş sayılırsı­nız. Dünyada üzüntü ve kederle tattığınız nimet, sürekli ahiret nimetiyle kar­şılaştırıldığı zaman, önemsiz bir şeydir.

İmam Ahmed, Müslim, Tirmizî, Benû Fihr’in erkek kardeşi Müstevrid’den şöyle rivayet ederler: Resulullah (s.a.): “Ahirete göre dünya, sizden birinizin şu parmağını denize koyması gibi bir şeydir. Onun ne kadar suyla geri döndüğüne bir baksın” buyurdu ve şehadet parmağını gösterdi.

İbni Ebi Hatim, Ebû Hureyre’den rivayet eder: Resulullah (s.a.)’in şöyle dediğini duydum: “Şüphesiz Allah iyiliği iki bin iyilikle mükafatlandırır.” Daha sonra Resulullah (s.a.) şu ayeti okudu: “Dünya hayatının faydası, ahirete göre pek azdır.”

Ayet ve hadis, dünyadan yüz çevirmeyi, ahirete yönelmeyi ifade ediyor.

Sonra Allahü Teâlâ cihadı terkedenleri tehdit ederek: “Eğer siz elbirlik çık-mazsanız…” buyuruyor. Yani, eğer sizi çağırdığı şeye, Peygamber (s.a.) ile bir­likte çıkmazsanız, sizi helak , kıtlık ve düşmana yenilgi gibi şeylerle dünyada acıklı bir azabla azablandırır, sizin yerinize, peygamberine yardım edecek, di­nini ayakta tutacak bir kavim getirir. “Eğer yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir kavmi getirir. Sonra da onlar sizin gibi olmazlar” (Muhammed, 47/38). Yani Allah onları helak eder, onların yerine onlardan daha hayırlı ve daha itaatli başka bir kavmi getirir. O, dinine yardım konusunda, onlara muh­taç değildir, onların ağır davranmaları, bunda hiçbir şekilde etkili olamaz. İbni Abbas şöyle demiştir: Resulullah (s.a.) bir arap kabilesini savaşa davet etti. Onlar üşenip gevşek davrandılar. Bunun üzerine Allah onlara yağmur yağdır­madı. Bu, onlar için azab oldu.

Cihaddan yüz çevirmek, gevşek davranmakla, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezsiniz; Çünkü O, kullarının üstünde kuvvet sahibidir. “O” zamirinin peygambere gittiği de söylenmiştir. O zaman mana: “Peygambere zarar vere­mezsiniz” olur. Çünkü Allah ona, insanların şerrinden koruyacağı ve yardım edeceği sözünü vermiştir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçekleşir: “Şüphesiz sen, vaadinden dönmezsin” (Âl-i İmran, 3/194). “Allah vaadinden asla dönmez” (Hac, 22/47). “Allah, her şeye kadirdir”: Yani, siz olmadan da düşmanlardan in­tikam almaya gücü yeter.

Sonra Allahü Teâlâ, ikinci defa cihada ve peygamberine yardıma teşvik ederek: “Eğer siz ona yardım etmezseniz…” buyuruyor. Yani eğer peygamberine yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder, destekler. O, ona kâfidir. Onu ko­rur. Nitekim müşrikler, onu öldürmek, hapsetmek, yahut bulunduğu şehirden çıkarmak istedikleri zaman, hicret yılında ona yardımı üstlendi. “Hani bir za­man o kâfirler seni tutup bağlamaları, seni öldürmeleri, yahut seni çıkarmaları için tuzak kuruyorlardı” (Enfal, 8/30).

O, beraberinde samimi dostu ve arkadaşı Hz. Ebu Bekir(r.a) bulunduğu halde onlardan korkarak çıktı. Peşinden kendilerini aramaya çıkanların geri dönmesi, sonra da Medine’ye ulaşmak için üç gün Sevr mağarasına sığındılar. Ebû Bekir (r.a.) müşrikleri görünce, Peygamber (s.a.)’e bir kötülük yapmaların­dan korktu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.) arkadaşına: “Korkma, hüzünlen­me! Şüphesiz Allah, bizimle beraberdir. Bizi yardımıyla destekler, bizi korur” buyurdu.

Ahmed ve Şeyhayn, Enes’den rivayet ederler: Bana Ebû Bekir anlatarak dedi ki: Mağarada, Peygamber (s.a.)’le beraberdim. Müşriklerin izlerini gör­düm. Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer onlardan biri ayağını kaldırsa, bizi görür dedim. “Ey Ebû Bekir! Sen bizi iki mi zannediyorsun? Üçüncümüz Allah’tır” buyurdu. Ahmed’in rivayetinde: “Onlardan biri aşağıya baksa, ayaklarının altında bizi görür” şeklindedir.

“Allah onun üzerine sekinetini indirmiştir.” Yani ona -iki görüşten en meş­huruna göre Peygamber (s.a.)’e- kalp huzurunu, destek ve yardımını indirdi. Di­ğer bir görüşe göre, Hz. Ebu Bekir’e… İbni Abbas ve daha başkaları bu görüşte­dir. Onlara göre, Resulullah (s.a.)’in sekineti zaten kaybolmadı. Ancak bu, o anki duruma has bir sekinetin yeniden meydana çıkmasına ters değildir. Sekinet: Kalbe verilen emniyettir. İbnü’l-Arabî, zamirin Ebû Bekir’e gitmesinin daha kuv­vetli olduğunu, çünkü Hz. Peygamber’e bir kötülük gelmesinden korkanın o ol­duğunu ve Allah’ın, peygamberinin emniyette olduğunu bildirerek onu teskin et­tiğini, böylece korkusunun dağıldığını, kalbinin sakinleştiğini, emniyet bulduğu­nu söyler. Razî de bu görüşü tercih eder. Çünkü zamirin zikrolunanlarm en yakı­nma gitmesi gerekir. Bu ayetle, zamire en yakın zikrolunan da Ebû Bekir’dir. Çünkü korku ve hüzün, Ebû Bekir için söz konusuydu. Peygamber için böyle bir şey yoktu. Peygamber korksaydı: “Korkma, Allah bizimle beraber” demezdi.

“Göremediğiniz ordularla desteklemiştir”: Küfür ve şirkin tümünü mağ­lup, Allah’ın kelimesini -lâ ilahe illallah, yahut İslamî daveti- galip kılmıştır.

Allah, intikama muktedirdir. Kendisine sığınanla yarışılmaz. Sözlerinde ve iş­lerinde hikmet sahibidir. Her şeyi yerli yerine koyar. Nitekim peygamberine yardım etti, devleti yükseldi. Müşrikler hezimete uğradı, şirk devleti zelil oldu ve Allah dinini bütün dinlere üstün kıldı. “O, peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. Çünkü onu bütün dinlere üstün kılacaktır. Müşrikler hoş gör-mese bile” (Saff, 61/9).

İbni Abbas şöyle demiştir: Ayette geçen “kâfirlerin sözü” ifadesi şirk, “Al­lah’ın sözü” ifadesi de, lâ ilahe illallah demektir. Sahihayn’da Ebû Musa el-Eş’arî’den şöyle rivayet olunur: Resulullah (s.a.)’e, birincisi kahramanlık gös­terisi için, ikincisi izzet-i nefsten dolayı ve üçüncüsü de gösteriş için savaşan üç kimseden hangisi Allah yolunda savaşmış olur diye sorulduğunda: “Al­lah’ın sözünün en yüksek olması için savaşan, Allah yolunda savaşıyor” bu­yurdu. [1][33]

 

Allah Yolunda Cihada Çıkmak

 

41″ Sizler ağırlıklı ve ağırlıksız olarak  elbirlik çıkın ve Allah yolunda mallam- nızla, canlarınızla cihad edin. Eğer bi- lırsenız bu, sızın için çok hayırlıdır.

 

Açıklaması

 

Allahü Teâlâ, Tebük Gazvesi yılında Allah düşmanı Kitap Ehli’nden kâfir rumlarla savaş için, genel cihadı emretti ve müminlere her halde -isteseler de istemeseler de, zorda da bollukta da- onunla beraber çıkmalarını vacip kıldı. Yani bolluk-darlık, sıhhat-hastalık, zenginlik-fakirlik, meşguliyet-boş hal, yaş-hlık-gençlik, gayretlilik-gayretsizlik her ne hal olursa olsun cihada çıkın, bu­yurdu.

“Mallarınızla, canlarınızla cihad edin”: Sizinle savaşan düşmanlarınızla savaşın. Bununla mümkün olursa mal ve canla, ya da bunlardan herhangi bi­riyle cihada icabet edilmesi isteniyor.

Kim hem malı, hem de canıyla cihada muktedir olursa, bu ona vacip olur. Kimin de sadece can, ya da sadece malla cihada gücü yeterse, ona bu vacip olur.

Size emrolunan bu cihad, düşmana karşı çıkma, dünya ve ahirette sizin için daha hayırlıdır. Nitekim Şeyhayn ve Nesai’nin Ebû Hureyre’den rivayet et­tikleri hadiste, Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Allah, kendi yolunda ci­had edene, eğer şehit olursa, onu cennete koymayı, yahut mücahidin sevabla ve­ya ganimetle beraber salimen geri dönmesini üzerine aldı.”

“Eğer bilirseniz”, cihada çıkın ve gevşek davranmayın. [2][34]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.