VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 46. VE 48. AYET-İ KERİMELER
Münafıkların Mazeretsiz Olarak Cihaddan Geri Kaldıklarının Delili Ve Onların Savaşa Çıkmalarının Tehlikesi
46- Eğer onlar çıkmak isteselerdi, elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, onların bu sefere çıkmalarını çirkin gördü ve onları alıkoydu. Onlara: “Oturun, oturanlarla beraber” denildi.
47- Eğer içinizde onlar da çıksalardı, sizde şer ve fesat arttırmaktan başka bir şey yapmazlar, aranıza muhakkak fitne sokmak isteyerek koşarlardı. İçinizde onlara kulak verecekler de vardır. Allah o zalimleri çok iyi bilendir.
48- Andolsun ki onlar, bundan önce de fitne araştırmışlar, sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi, onlar istemedikleri halde Allah’ın emri açığa çıkıp üstün geldi.
Açıklaması
Seninle beraber, savaşa çıkmak isteselerdi, elbette onun için silah, azık, binek gibi şeylerle hazırlık yaparlardı. Buna boyun eğmek isteseler bile, Allah zararlı olacağı için onların müminlerle birlikte gitmelerini istemedi. Kalblerin-de korku, nefislerinde tembellik ve gevşeklik meydana getirerek onları alıkoydu. Hz. Peygamber (s.a.) tarafından onlara: İşleri evlerde oturmak olan ihtiyarlar, hastalar, çocuklar ve kadınlar gibi oturanlarla oturun, denildi. Onlar da oturdular. Nitekim Cenab-ı Hak da bir başka ayetinde şöyle buyurur: “Onlar geri duranlarla birlikte olmaya razı oldular” (Tevbe, 9/87).
Sonra Allahü Teâlâ müminlerin kalblerine güven vermiş, onların çıkma-yışlarının ordunun yararına olduğunu açıklamıştır. Çünkü bu münafıklar çıksaydı, sizin kuvvetinizi hiçbir şekilde artırmazdı, aksine sizin düşüncenizi karıştırır, hareket ve düzeninizi fesada uğratırlardı. Koğuculuk ve buğzla aranıza girerler, birliğinizi dağıtırlar, ayrılık ve ihtilaf tohumlarını ekerler, düşman korkusunu yayarlar, himmet ve gayretinizi kırarlardı.
Cenab-ı Hak, içinizde aklı, imanı ve azmi zayıf, onların sözünü dinleyip tasdik edecek, onlara itaat ederek, cihad işinde gevşek davranacak -her ne kadar onlar bu hallerini ve müminlerle aralarında bir şer, büyük bir fesad olacağını bil-meseler de- kimseler olduğunu bildiği için, onların cihada çıkmalarını istemedi.
Allah, iç ve dış hallerini tam manasıyla bilicidir. O, olmuşu, şimdi olanı ve daha olmamış olanı bilir. Onları bütün amellerine göre cezalandırır.
Bunda, onların çıkışlarının kötülük olup hayır olmadığına, zaaf olup kuvvet olmadığına açık bir işaret vardır.
Sonra Allahü Teâlâ onların geçmişteki rezil durumlarını zikretmiş ve Pey-gamberi’ni (s.a.), onları terketmeye teşvik etmiştir. Allahü Teâlâ, münafıkların tuzağından ve içlerindeki pisliklerinden bir başka çeşidini zikrederek: “Andolsun ki onlar, bundan önce de fitne araştırmışlar, senin hakkında da birtakım işler çevirmişlerdi” buyurmuştur. Yani, bundan önce de müslümanlar arasında, Uhud Gazasında fitne çıkarmak istemişlerdi. Münafıkların lideri durumundaki Abdullah b. Übeyy, ordunun üçte biriyle, Medine ile Uhud arasında Şavt denilen yerde ayrıldığı zaman halka, Peygamber çocuklara ve ileri görüş sahibi olmayan kimselere uydu, niye boşuna kendimizi öldürelim, demişti. Nerdeyse, Selemeoğullan ve Hâriseoğulları da ona uyacaktı. Fakat, Allah onları hakir ve zelil olmaktan korudu: “O zaman içinizden iki grup cesaretsizlik göstermişti. Halbuki Allah, onların yardımcılarıydı. Müminler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdırlar” (Al-i İmran, 3/122). Onların müminlerle çıkması, onlar için tehlikeli ve kötüydü.
Yine onlar, peygambere hile ve tuzak kurmak istediler. Onun davasını boşa çıkartmayı düşündüler. Fakat yardım ve destek geldi, Allah’ın dini üstün çıktı, şeriatı yüceldi. Yahudiler sürüldü, Mekke’nin fethiyle şirk boşa çıktı ve onlar istemese de İslâm yayıldı.
İbni Kesir şöyle der: Resulullah (s.a.) Medine’ye geldiği zaman, araplar hep birden ona hücum ettiler. Medine yahudileri ve münafıklar onunla savaş etti. Allah Peygamberine, Bedir’de yardım edip dinini üstün kılınca, Abdullah b. Übeyy ve arkadaşları görünüşte İslâm’a girdiler, sonra Allah’ın İslâm’ı ve müslümanları her aziz kılışı, onları öfkelendirdi. Onun için Allahü Teâlâ: “Ni-hayet istemedikleri halde hak geldi ve onlar istemedikleri halde, Allah’ın emri açığa çıkıp üstün geldi” buyurdu. [1][36]