بسم الله الرحمن الرحيم
İKİ YANLIŞ, İKİ DURUŞ
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah(cc)’a, selam, örneğimiz, önderimiz Hz. Muhammed(sav)’e, onun tertemiz ailesine, ashabına, O’na(sav) tabii olan müminlerin üzerine olsun.
Kur’an’ı Kerim ‘de birçok sûrede bize tekrar tekrar hatırlatılan hususlardan biri, İblis’in emr-i ilâhî karşısındaki isyanıdır.
“Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım” dediğinde onlar: “Orada fesat çıkaracak ve kanlar dökecek birini mi yaratacaksın? Halbuki biz, seni övgüyle tesbih ve takdîs ediyoruz” demişlerdi. Allah da onlara “Ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” buyurmuştu. “Bakara/30
Allah (cc) Âdem(as)’ı yaratıp meleklerden ve İblis’ten ona secde etmelerini emrettiğinde, melekler itaat etmişler, iblis ise isyana yönelmiştir.
“Meleklere: “Âdem’e secde edin!” dediğimizde İblîs dışındakiler derhal secdeye kapandı. İblîs ise direnerek bundan kaçındı, kibirlendi ve kâfirlerden oldu.” (Bakara suresi, 34)
İblis’in bu tavrı, en yumuşak ifadeyle bir ‘itaatsizlik,’ en net ifadeyle ise bir ‘tuğyan’ halidir. Her halükârda, iblis Rabbinin emrine karşı diklenmiş ve emri yerine getirmemiştir.İblis’in yaptığı ise, yaptığının yanlış olduğunu kabul ve itiraf ederek tevbe ve istiğfar ile Rabbinin rahmetine sığınmak değildir. Bilakis, yaptığının doğru olduğunu ileri sürüp kendini savunarak Rabbinin gadabını celbetmiştir.
Açıkçası, iblis, onu şeytana dönüştüren kibriyle, kendisini ilah-i huzurdan kovulacak biri olarak görmeyi kabullenmemiş ,aksine yaptığının doğruluğunu iddia etmiştir.
“…İblîs dışında hepsi derhal secdeye kapanmıştı. İblîs ise şunları söyledi: “Çamurdan yarattığın şu kimseye mi secde edeceğim?” İsra/61
İblis’in ateşten, insanın topraktan yaratıldığı bir gerçektir; ve İblis’in mantığınca ateş topraktan üstün olduğuna göre, Âdem(as)’a secde edin emriyle Cenab-ı Hak, hâşâ, aşağı olanı üstün olandan üstün tutma gibi bir hata işlemiştir.
“Allah buyurdu: “Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?” A’râf Suresi 12. ayette geçen bu soruya İblis’in verdiği cevap, kibir ve üstünlük taslama hissidir. İblis, “Ben ondan daha üstünüm; çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın” diyerek yaratılış maddesi üzerinden Âdem’e (a.s) secde etmeyi reddetmiş ve kibiri nedeniyle huzurdan kovulmuştur .
İblis, kibriyle sapan ve kibirle saptıracak olan bir mahluk olarak, kendisini isyanında haklı görür. Hatasını kabul etmediği için, bağışlanma dileyerek telafı etmeye, yani istiğfar ve tevbeye de yanaşmaz. Ancak, bu yaptığının yanına kâr kalmayacağının farkındadır. O yüzden, isyan ettiği Rabbine karşı şu duada bulunur:
“Bana mühlet ver.”Ara’f/14
Nitekim, isyanından dolayı iblis’e .kıyamet gününe kadar mühlet verilmiştir.
Öte yandan, İblis’in kendisinden aşağı gördüğü için hem ona hem onu yaratan Rabbe karşı kibirlendiği Âdem (as)de, İblis’in Alalh(cc) adına kandırması sonucu, bir hataya düşmüş, İblis, Allah(cc)ın meyvesinden yemeyi insana yasakladığı bir ağacı, Âdem’e ‘şeceretu’l-huld,’ yani ‘ölümsüzlük ağacı’ olarak tanıtmış; böylece bu meyveyi yemeye sevketmiştir.
Âdem (as)de, ilâhî yasağı çiğnedikten sonra, daha önce İblis için de sözkonusu olduğu gibi, ikili bir tercihle karşı karşıya kalmıştır :
Ya şeytanın oyununa gelerek yaptığı işin emr-i ilâhîye itaatsizlik olduğunu kabul ve itiraf ederek affedilme talebiyle Rabbine yönelecek; yahut yaptığının doğru olduğunu iddia edip İblis’le aynı çizgide ilerleyecektir.
Ancak, İblis’in aksine, Âdem (as)hatasını kabul eder ve bağışlanma talebiyle Rabbinin rahmetine sığınır. Hz. Adem(as)’ın Rabbinden aldığı, günahın sorumluluğunu anlayıp itaate yönelmesini sağlayan tövbesi : “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz” (A’râf Suresi, 23) duasıdır.
Buna karşılık, hikmetlere binaen geçici olarak dünyaya indirildikten sonra, tevbe ve istiğfarında samimi olmasının karşılığı olarak olarak, Allah(cc) tevbesini kabul etmiştir. “Derken Âdem Rabb’ından birtakım kelimeler aldı, (onlarla tevbe etti. O da) tevbesini kabul etti. Muhakkak O, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.”Bakara/37
İblis ile Âdem(as)’ın birleştiği ve ayrıştığı noktalar üzerinde tefekkür edersek , bu kıssadan bizlerin de ibretler ve hisse çıkarması, mümkündür.
Dikkat edilirse, İblis ile Âdem’in birleştiği asıl nokta, emr-i ilâhî karşısında-bu emirler ayrı olmakla birlikte-ikisinin de itaatsizlik göstermiş olmasıdır. Ayrıştıkları en temel nokta ise, iblis ve Âdem(as)’ın iki ayrı kul olarak bu itaatsizlik halinden sonra takındıkları tavırdır. İblis hatasını kabul etmeyerek kendini savunma cihetine gitmiş; Âdem (as) ise yaptığının yanlış olduğunu kabul ve itiraf etmiştir.
Bu tavır farklılığına karşılık, ikisinin ortaklaştığı bir nokta daha vardır. Sonuç itibarıyla, ikisi de Rabbine karşı bir dua ve ricada bulunmuştur. Ayrıştıkları ikinci bir nokta ise, bu dua ve ricanın içeriğinde saklıdır. İblis’in yaptığı, mühlet istemektir; Âdem(as)’ın yaptığı ise, affedilmeyi istemek. Bir diğer deyişle, İblis ‘mühlet duası’ yapmıştır; Âdem(as) ise ‘bağışlanma duası.’
Ki, dikkat edilirse, ikisinin de duası kabul edilmiştir. Kullarının dualarına icabet edip cevap veren Allah (cc) ikisinin de duasını geri çevirmemiştir. Kendisinden mühlet isteyen İblis’e mühlet vermiş, kendisinden bağışlanma dileyen Âdem(as)’ı ise bağışlayıp rahmetinin tecelli ettiği cennete yeniden yükseltmiştir.
Demek ki, dikkat etmemiz gereken bir nokta, emr-i ilâhîye itaatsizlik gibi bir fiil, yani bir günah işlediğimizde istiğfara mı, yaptığımızı savunma ve doğrulama gibi bir tavra mı yöneldiğimizdir. Eğer yaptığımız günahı günah bilip bağışlanma diliyorsak, Âdem(as) ‘ın tarafındayız demektir. Yok eğer yaptığımız yanlışı doğru bilerek veya türlü çeşit mazeretler üreterek bağışlanma dilemekten kaçıyor, buna karşılık Allah(cc) ‘nun takdir ettiği ecelimiz henüz gelmemiş ,canımızı almamış olmasına-yani, cezamızın şimdilik ertelenmiş olmasına-dayanarak asla istiğfara girişmeden bu günahı işlemeye devam ediyorsak, İblis’in tarafındayız demektir.
Yine, çok çok dikkat etmemiz gereken bir diğer nokta, ettiğimiz duaların içeriğidir. İblis’in duasına dahi icabet etmiş, istediği şeyi ona vermiştir. Buna mukabil, bağışlanma isteyen Âdem(as)’ın bağışlanması gibi bir vakıa da karşımızda durmaktadır.
Bu bakımdan, hesap günü İblis Zülcelâl-i ve’l ikram olan âlemlerin Rabbinin kendisini ve kendisine uyan insanları cehenneme atmasından dolayı rahmetsizlikle itham edemeyecektir. Allah (cc) , onun da duasına cevap verildiğini bildirecek; ve, Âdem (as)’ın hatasına karşı istiğfar ederken İblis’i yalnızca mühlet istemeye sevkeden şeyin, kibirlenmenin-hesabını ondan soracaktır.
Avam b. Havşeb şöyle demiştir:
Günah işlendikten sonra yapılan şu dört şey günahtan daha kötüdür;
- Günahı küçümsemek.
- İşlenen günahla gururlanmak.
- İşlenen günahla övünmek.
- Aynı günahta ısrar etmek.
İşte, İblis ile Âdem(as) arasındaki hadiseleri bildiren çok hikmetler yüklü bu Kur’ân kıssasından hissemize düşen birkaç hisse…
Şİmdi, bundan sonra, dönüp kendimize bakalım:
Günaha düştükten sonra, kimin durduğu yerde duruyoruz? İblis gibi işlediğimiz günahı savunuyor muyuz? Yoksa, Âdem (as)misali, günahımızı kabul edip, rabbimiz den af ve mağfiret mi talep ediyoruz?
Şöyle denilmiştir: İnsanların en cimrisi kendisine mutluluk getirecek,rabbinin rızasına ulaştıracak amelleri yapmakta cimrilik edendir. İnsanların en zalimi ise Allah Teâla’ya isyan etmekle kendine zulmedendir. Çünkü masiyet kişiyi helak eder.
“Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan
uzaklaştıran için ise şüphesiz cennet yegâne barınaktır.”Naziat/40
Allah Teâla’dan af ve mağfiret dileriz. Çünkü Resülüllah (sav)
“Allah’ın nehyettiği şeylerden bir zerreyi terk etmek ins ve cinin ibadetinden daha hayırlıdır” buyurmaktadır.
Elhamdulillahirabbi’lalemin🤲