İÇTEN İÇE KESİN OLARAK BİLDİKLERİ HALDE Mİ?
İÇTEN İÇE KESİN OLARAK BİLDİKLERİ HALDE Mİ?
بسم اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah(cc)’a, selam, örneğimiz, önderimiz Hz. Muhammed(sav)’e, onun tertemiz ailesine, ashabına, tabii olan müminlerin üzerine olsun.
“Onlar, içten içe kesin olarak bildikleri hâlde, zulüm ve kibirleri sebebiyle onları inkâr ettiler. Bozguncuların âkıbetinin nasıl olduğuna bir bak!”(Neml, 27/14)
Ayet-i Kerim’e, inkârın her zaman cehaletten değil; bilgiye rağmen ortaya çıkan ahlâkî ve iradî bir sapma olduğuna dair beyandır.
Âyet-i Kerim’e , üç ana kavram üzerine kuruludur:
“İsteykanethâ enfusuhum”: İç dünyalarında kesin bilgi
“Zulmen”: Haksızlık, nefsin hevâsına teslimiyet
- “Uluvven”: Kibir, üstünlük taslama
Yani problem aklî değil, ahlâkîdir.
İmam Taberî, bu âyeti Bilinen Hakikatin Bilinçli Reddi başlığıyla Firavun ve avanesinin Hz. Mûsâ’nın mucizelerini hak olarak tanıdıkları, fakat saltanat ve iktidarlarını kaybetme korkusuyla reddettikleri şeklinde açıklar.
Taberî’ye göre:
İnkâr, burada cehalet değil; menfaat ve iktidar kaygısının doğurduğu bilinçli bir tercihtir.
Bu, hakikatin bilindiği hâlde örtülmesi anlamına gelen Kur’an’daki “küfür” kavramının özüdür.
İbn Kesîr: Kibir, İnkârın Asıl Sebebidir diye açıklayarak , Neml 14’ü, A‘râf 146 ve Neml 13. âyetlerle birlikte değerlendirir ve şöyle der:
Firavun ve ileri gelenler, mucizelerin Allah’tan olduğunu kesin olarak biliyorlardı; fakat kibirleri ve dünyaya düşkünlükleri onları imandan alıkoydu.Bu yüzden Kur’an:
“Bilmiyorlar” demez
“Zalim ve kibirliydiler” der
İbn Kesîr burada Hz. Mûsâ ile Firavun arasında geçen şu diyaloğa işaret eder:
“Sen de biliyorsun ki, bunları göklerin ve yerin Rabbi indirdi.”
(İsrâ, 17/102)
Bu, inkârın bilinçli bir örtme olduğunun açık delilidir.
Ebüssuûd, bu âyette zulüm ile kibrin birlikte zikredilmesini önemli görür:
Zulüm: Hakkı nefsine feda etmekKibir: Hakka boyun eğmeyi zillet saymak
Ebüssuûd’a göre:
Kibir, kalbi hakikate kapatır; zulüm ise onu susturur.
Bu ikisi birleştiğinde, insan bildiğini inkâr eder hâle gelir.
Elmalılı, bu âyeti “iman meselesi akıldan önce ahlâk meselesidir” ilkesiyle açıklar.
Elmalılı’ya göre:Hakikati kabul etmeye engel olan şey, çoğu zaman bilgisizlik değil, karakter bozukluğudur.
Bu nedenle Kur’an, inkârcıları sıkça “zalim” olarak niteler.
Mevdûdî, ayet-i Kerime’yi tarihsel ve toplumsal bağlamda ele alır:
Hakikati reddeden elitler, bunu çoğu zaman mevcut düzenleri sarsılmasın diye yaparlar.
Firavun örneği, hak–iktidar çatışmasının klasik bir modelidir.
Seyyid Kutub: Bilgi Var, Teslimiyet Yok
Seyyid Kutub, Fî Zılâl’il-Kur’ân’da bu âyeti şu cümleyle özetler:
“Onların problemi, bilmeme değil; boyun eğmeme problemidir.”
Kutub’a göre iman, sadece zihinsel tasdik değil; otoriteyi Allah’a teslim etmektir. Firavun bunu kabul etmediği için inkâr etti.
Evrensel Bir Uyarı
Vehbe Zuhaylî, bu âyetin sadece Firavun’a değil, her çağdaki hakikati bile bile reddedenlere yönelik olduğunu vurgular:
Hakikati bildiği hâlde reddeden kimse, ilmi kendisi için hüccete dönüştürür.
Bu, ilmin kişiyi kurtarmak yerine aleyhine delil olabileceğini gösterir.
Resûlullah (s.a.v.) buyurur:
“Kur’an, ya lehine delildir ya aleyhine.”
(Müslim)
Başka bir hadiste:
“Kıyamet günü azabı en şiddetli olanlardan biri, ilmi kendisine fayda vermeyendir.”
(Taberânî, mâna itibariyle)
Hz. Ömer (r.a.)
İslam’dan önce Kur’an’ı hak olarak fark ettiği anda, kibri bırakıp teslim oldu. Bilgi, itaate dönüştü.
Ebu Cehil
Peygamber’i(sav) doğruladığı hâlde iman etmedi ve şöyle dedi:
“Abdümenâfoğullarıyla üstünlük yarışında geri kalamayız.”Sorun bilgi değil; iktidar ve egodur.
Bu, Neml 14’ün canlı bir tarihsel örneğidir.
Ayet-i Kerim’e(Neml/14), bize şunu öğretir:
Her bilen iman etmez !
Her inkâr cahillik değildir!
Kibir, imanın önündeki en büyük engeldir!
“Allah kibirlenenleri sevmez.”
(Nahl, 16/23)
Hakikatle karşılaşmak yetmez; ona teslim olmak gerekir.
Neml 14
bir muhasebe âyetidir:
Bildiğim hakikat beni Allah’(cc)a yaklaştırıyor mu, yoksa nefsimi mi büyütüyor?
Neml 14.Ayet-i Kerim’e sorar?
Hakk apaçık olduğu halde
“Bilmediğin için mi yapmıyorsun, yoksa bildiğin hâlde mi?”