sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

YA HAYYU YA KAYYUM

Şubat 5, 2026 11:59
25
A+
A-

YA HAYYU YA KAYYUM

Hamd Sena övgü Dualara icabet eden alemlerin Rabbine mahsustur. Salat ve selam alemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah (s.a.v)’e, ehli beytine ashabına ve onu takip eden tüm Müslümanların üzerine olsun.

Arapçada دعا (dua) fiili tek başına “istemek” değildir. Aynı kökten şu anlamlar çıkar: Çağırmak (birini huzura almak), Davet etmek, Yardım istemek, Bir şeyi kendine doğru çekmek, Bir şeye yönelmek demektir.

Arap dilinde دعا fiili üstten alta değil, alttan üste yapılır.

Yani emir verenin değil, muhtaç olanın fiilidir.

Bu da kelimenin köküne baktığımızda bize şunu beyan ediyor ki:

“Dua eden, baştan aczini kabul etmiştir.”

 

Âlimler, duayı kulun iman seviyesini ele veren bir ibadet olarak görmüşlerdir. Bu yüzden her dua aynı derinlikte değildir. Duanın seviyesi, kulun ne kadar olgunlaştığını gösterir.

İlki;Ya Rabbi, istiyorum.” Bu seviye, duanın en zahir ve en alt seviyesidir. Kul ihtiyacını söyler, arzusunu dile getirir. duanın başlangıcıdır. İmam Gazâlî, bu seviyeyi “çocuğun anneye yönelişine” benzetir: İstek vardır fakat hikmet yoktur.

 “İnsan hayrı ister gibi şerri ister. İnsan pek acelecidir.” (İsrâ/11)

 Kul, duasının kabulünü hemen sonuç olarak bekler. Olmazsa hayal kırıklığı yaşar. Çünkü dua onun için bir ibadet değil, bir talep listesidir.

 

 İkinci; İtiraf: Ya Rabbi, ben bilmiyorum.”

Bu seviye, kulun nefsinden geri çekilmeye başladığı noktadır. Artık kul şunu fark eder:

Ben istiyorum ama her istediğim hayır olmayabilir.

 Bu idrak, ilimle ve tecrübeyle gelir.

İmam Gazali bu seviyeyi “kalbin uyanışı” olarak tarif eder. Kul artık duasına edep katar. Talep ederken bile tereddüt vardır. En güzel örneği Hz. Musa ve Hızır (a.s) kıssasıdır.

 

Üçüncü; Teslimiyet: Ya Rabbi, Sen benden daha iyi bilirsin.

Duanın zirvesidir. Kul artık ne olacağıyla değil, kimin takdir ettiğiy­le ilgilenir.

 

İmam-ı Azâm Ebu Hanife kader bahsinde şöyle söylemiştir:

 “Allah’ın kul için seçtiği, kulun kendisi için seçeceğinden hayırlıdır.” Kul sonucu Allah’a bırakır. Beklerken isyan etmez, gecikmeyi reddedilme sanmaz.

 

“Eyyûb’u da hatırlayarak insanlara anlat. Hani Rabbine: “Ey Rabbim! Bana zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.. demişti.” (Enbiyâ/83)

 Dikkat edilirse Hz. Eyyûb, “iyileştir”,“Beni hasta ettin” dememiştir.

 Halini arz eder ve susar. Bu, teslimiyet dilidir.

 İbn Teymiyye bu seviyeyi şöyle açıklar:

“Kul Allah’a teslim oldukça, dua artık isteme olmaktan çıkar; Allah’la beraber olma hâline dönüşür.”

 İslâm âlimleri burada çok temel bir edep kaidesine işaret eder:

Hayır açıkça Allah’a nisbet edilir, zahiren şer görünen şeyler ise edeben doğrudan nisbet edilmez.

İbnü’l-Cevzî der ki:

Nice dua vardır ki lafzıyla değil, edebiyle kabul edilir.”

Allah Resûlü(s.a.v.) hutbede şöyle derdi:

“Gelecek olan her şey yakındır. Gelecek olan hiçbir şey uzak değildir.

Allah bir konuda insanların onu hemen veya sonra istemesine göre acele veya yavaş hareket edecek değildir. Zîra insanların istediği değil, Allah’ın dilediği olur. Allah bir şeyi diler, insanlar da başka bir şeyi diler, ancak insanların hoşuna gitmese de Allah’ın dilediği şey gerçekleşir. Yüce Allah’ın yakın kıldığı şeyi kimse uzak edemez. Allah’ın uzaklaştıracağı şeyi de kimse yakınlaştıramaz. Allah’ın izni olmadan hiçbir şey olmaz.”

 

 Allah(c.c) Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur;

“Yûsuf olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız.” (Yusuf/22)

 İmam Taberî Bu ayeti tefsir ederken şunu söyler:

“Buradaki olgunluk, sadece yaş değil; sabır, ahlak ve taşıma kapasitesidir.”

 İmam Gazâlî, Yusuf kıssasını dua ile ilişkilendirirken (İhyâ):

 “Kul ister; fakat istemek ile layık olmak aynı şey değildir.

Allah, layık olunan vakti bilir. Kul ister, fakat taşıyacak hâle gelmeden verilse nimet değil fitne olur.”

 İbn Teymiyye ise der ki:

Eğer Yusuf’a hüküm kuyuda verilseydi, Yusuf helâk olurdu.

 Allah Teâlâ’nın ezelî ilmi, olmuş ve olacak her şeyi kuşatır. Zaman, mekân ve sebepler O’nun için bir sınır değildir. Bu, kendisine dua eden kullarının üzerindeki rahmetidir.

 İbnü’l-Cevzî, insanın en büyük imtihanlarından birinin neden olmadı?” sorusu olduğunu söyler. Çünkü bu soru, Allah’ın rahmetine güvenmemekten doğar. Oysa mümin bilmelidir ki, Allah (c.c), kulunun kalbini ve geleceğini kuldan daha iyi tanır.

 

Rasulullah (s.a.v) İbn Mes’ûd’u (r.a) hüzünlü görünce ona şöyle dedi;

 “Çok üzülme, ne yazıldıysa o olur, senin nasibin seni bulur!”

 Abdullah b. Mesʿûd (r.a) şöyle demiştir:

 “Allah’ın benim için takdir ettiği bir şey hakkında ‘Keşke olmasaydı’ demektense, sönünceye kadar kor bir ateşi ısırmam bana daha sevimlidir.”

 

 İmam Nevevî bu hadisi açıklarken der ki:

“Bu acelecilik, kulun edebe aykırı davranmasıdır. Çünkü kul, vakti tayin edemez.”

 İbnü’l-Cevzî ise daha sert ve net konuşur:

 “Acele eden kul, Allah’a değil neticeye ibadet etmiş olur.”

 

Ümmü Seleme (r.a.), kocası vefat ettiğinde şu duayı etti:

“Allah’ım, bana bundan daha hayırlısını ver.”

Kendisi sonradan der ki:

“Bundan daha hayırlısı kim olabilir ki?”

 

 Ama

zaman

geçti,

Ve Resûlullah ile evlendi.

Vakti bilmek rububiyettir.

Beklemek kulluktur.

 

velhamdülillahi rabbil alemin.

Yazarın Diğer Yazıları
Ocak 6, 2026 11:59
Aralık 3, 2025 11:59
Kasım 8, 2025 11:59
Ekim 15, 2025 11:59
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.