VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 122. VE 123. AYET-İ KERİMELER
Cihad Farz-ı Kifaye Olduğu Gibi İlim Tahsili De Farz-ı Kifayedir
122- Müminlerin hepsinin savaşa çıkmaları gerekmez. Her topluluktan bir grubun dini iyice öğrenmeleri ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları uyarmaları için geri kalması doğru olmaz mı? Umulur ki, böylece (Allah’ın yasaklarından) sakınırlar.
Açıklaması
Bu ayet bütün kabilelerin Allah yolunda olması gerektiğini beyan etmektedir. Onlardan bir grup dini öğrenmek için, diğer bir grup ise cihad etmek için ayrılacak. Çünkü ilim tahsilinin farz-ı kifaye olması gibi cihad da farz-ı kifaye-dir.
Müminlerin hep birlikte topyekün cihada çıkıp Rasulullah (s.a.)’ı yalnız bırakmaları uygun olmaz. Çünkü cihad farz-ı kifayedir. Bir kısım müslüman bunu yerine getirince diğerlerinden sorumluluk sakıt olur. Cihad her akıl-baliğ müslümana farz-ı ayn değildir. Ancak Rasulullah (s.a.) cihada çıkıp, bütün müslümanlar da onunla birlikte cihada çıkınca farz-ı ayn olmuştu.
Her kabileden veya her beldeden bir grup çıksa da dini iyice öğrense, şeriatın hükümlerini ve esrarını anlamaya çalışsa, mücahitler savaştan dönünce de onları düşmanlara karşı uyarsalar, mücahitleri Allah’ın gazabından sakındırıp onlara dinin hükümlerini öğretseler, böylece onlar da Allah’tan korkup O’na isyan etmenin, O’nun emrine aykırı davranmanın kötü sonucundan sa-kınsalar olmaz mı?
“Dini iyice öğrensinler” ve “Onları uyarsınlar” cümlelerindeki muhatap zamiri Peygamberimiz (s.a.) ile birlikte Medine’de oturanlara aittir. “Kendilerine döndüklerinde” ibaresindeki dönenler cihaddan Medine’ye dönen mücahitlerdir. [1][83]
Kâfirlerle Savaş Stratejisi
123-Ey iman edenler! Size yakın olan kâfîrlerle savaşın. Sizde bir şiddet bulsunlar. İyi bilin ki Allah muhakkak takva sahıpleriyle beraberdir.
Açıklaması
Ey Müminler! Onlardan, önce size en yakın olanlarla, daha sonra İslâm diyarına en yakın olanlarla savaşın. Çünkü en yakın olan şefkat ve ıslaha daha lâyıktır. Ve yine İslâm davetiyle müminlere tabi olanların komşulardan meydana gelmesi daha faydalı, daha koruyucu ve daha önemlidir. Bu konuda İslâm diyarının ve vatanının himayesi hususu gözetilmektedir. Ayrıca bu sırayı takip etmekle masraflar azalmakta, savaş aletlerinin taşınmasında iktisatlı davra-nılmakta, mücahitlerin arkadan vurulmadan güvenlik içinde ilerlemeleri gerçekleşmektedir.
Savaşta izlenilecek bu sıra gayet tabii olarak önce Medine civarındaki Ku-reyza, Nadir, Hayber Yahudilerini, sonra Arap yarımadasındaki müşrikleri, sonra da Ehl-i kitabı yani Medine’nin kuzeyinde Şam diyarmdaki Rumları içine almaktadır.
Savaş siyaseti olarak müşrikler savaşan müminlerde şiddet, katılık ve sertliği, kuvvet ve hırsı, savaşa karşı tahammülü, çatışmalara girmekte cür’et-liliği, ansızın öldürmek, esir almak gibi özellikleri görmelidirler. Bu durum savaşın normal hali, çarpışmanın gereğidir. Bu ayetin benzeri bir ayet şu şekildedir: “Ey Peygamber! Kâfirler ve münafıklarla cihad et. Onlara sert davran.” (Tevbe, 9/73).
“İyi bilin ki Allah zafer ihsan etmek, gözetmek ve yardım etmek suretiyle takva sahipleriyle beraberdir.” Takva sahipleri “müttakiler” Allah’ın emirlerine uyup, yasaklarından kaçınan kimselerdir.
Bu beraberlik takvaya bağlıdır. Allah’ın şeriatının hükümlerine -ki en önemlileri farz ve sünnetleri yerine getirmek, sebatkâr, sabırlı, itaatkâr ve disiplinli olmaktır. Sanlırsanız, Allah’ın koyduğu sınırları aşmaktan uzaklaşırsa-nız, Cenab-ı Hak ayetinde “Onlar için gücünüzün yettiği kadar kuvvet hazırlayın. ” (Enfal, 8/60) buyurduğu gibi her asır, her zaman ve mekâna uygun savaş hazırlığını yapmakta ihmalkâr davranmazsanız Allah sizinle beraberdir.
Eğer takva sahipleri ifadesiyle muhataplar kastedilmişse burada iman ve cihadın takva babından olduğuna ve bunların “takva sahipleri” zümresinden olduğuna işaret edilmektedir. Eğer takva sahipleri ifadesiyle bütün takva sahipleri kastedilmişse muhatap olan müminler yine ilk sebebini beyan etmekte hem de daha önceki ifadeleri tekit etmektedir. Yani kâfirlerle savaşın, onlara sert davranın, onlardan korkmayın. Çünkü Allah sizinle beraberdir. Çünkü siz takva sahiplerisiniz. [2][84]