TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA NUR SURESİ 11. VE 15. AYET-İ KERİMELER
11- O uydurma haberi getirip iftira atanlar, içinizden bir topluluktur. -Onu kendiniz için bir şer sanmayın. Bilakis o sizin için hayırdır. İftirada bulunanlardan herbirinin kazandığı günaha göre cezası vardır. Onlardan, iftira suçunun çn büyük payını yüklenene ise büyük bir azap vardır.
Buradan itibaren on ayet, münafıkların, Hz. Aişe (r.anh.) aleyhinde uydurdukları ve bir kısım Müslümanları da içine ittikleri “Çirkin iftira”yı yalanlamakta, Resulullah’m ailesinin bu iftiralardan beri olduğunu ortaya koymaktadır.
Urve b.Zübeyr, Said b.el-Müseyyeb, Alkame b.Vakkas ve Ubeydullah b.Abdullah b.Utbe, Hz, Aişe (r.anh)nm bu iftira olayını şu şeklide anlattığını rivayet etmektedirler. Hz. Aişe diyor ki:”
“Resulullah sefere çıkarken hanımları arasında kur’a çekerdi. Kur’a kime çıkarsa Resulullah sefere onunla giderdi. Yine bir seferde (Beni Mustalik gazvesinde) Resulullah aramızda Kur’a çekti ve bana çıktı. Ben, Resulullah ile birlikte yola çıktım. Bu olay, kadınların örtünmelerini emreden âyet indikten sonra idi. Ben devemin üzerindeki “Hevdec”ime bindiriliyor ve indiriliyordum. Yola bu şekilde devam ettik. Resulullah o seferdeki savaşı bitirip geri döndüğünde Medine’ye yaklaşınca geceleyin hareket edilmesini emretti. Hareket emri ilan edilince ben kalkıp def-i hacet için gittim. Birlikten uzaklaştım. İhtiyacımı iderdik-ten sonra bineğime yöneldiğimde elimi göğsüme attım ki, Zefar şehri boncuğundan yapılmış olan gerdanlığım kopup düşmüş. Tekrar geri döndüm, gerdanlığımı aramaya başladım. Onu ararken geç kaldım. Beni, devenin üzerine “Hev-dec’Ie bindirenler gelmişler, hevdeeimi devenin üzerine yükleyip yola devam etmişler. Onlar, benim, hevdecin içinde olduğumu sanmışlar. Zaten o sıralarda kadınlar hafifti. Onlar şişmanlamazdı. Çünkü onlar az yemek yerlerdi. Bu nedenle hevdeci kaldırıp yükleyenler onun hafifliğini yadırgamamışlar, ben o zaman genç bir kadındım. Onlar deveyi çekip gitmişler. Ben, gerdanlığımı bulduğumda ordu hareket edip gitmişti. Ordunun konakladığı yere geldim ki orada hiç kimse yok. Daha önce oturduğum yere gittim. Ordunun beni arayarak tekrar gelip alacağını düşünüyordum. İşte ben orada otururken uyku bastırdı ve uyudum.
Safvan b.Muattaî es-Sülemîez-Zevkânî, orduyu geriden takibetmekle görevliydi. Benim bulunduğum yere gelmiş orada bir insan karartısı görmüş, sonra beni görünce tanımış. Zira o, örtünme âyeti gelmeden evvel beni görmüştü, beni görünce: “İnna Lillahi ve tnna İleyhi Râciûn.” derken ben uyandım. Çarşafımla yüzümü örttüm. Allah’a yemin olsun ki bana bir kelime konuşmadı. Ben de ondan “İnna Lillahi ve İnna İleyhi Râciûn.” sözünden başka bir şey işitmedim. Safvan devesini çökertti, Ön ayaklarına bastı, ben kalkıp deveye bindim. Safvan deveyi çekerek birlikte orduya kavuştuk. Onlar, öğlenin şiddetli sıcağında bir yere konaklamışlardı. İşte o sırada iftira edenler helak oldular. Bu iftiranın en büyük payını, Abdullah b.Übeyy b.Selûl üstlenmişti.
Medine’ye vardık. Ben, o arada bir ay hasta yattım. İnsanlar, iftira edenler hakkında çeşitli şeyler söylüyorlarmış. Ben ise hiçbir şey hissetmiyordum. Ancak ben, hastalığım sırasında, diğer hastalıklarımda gördüğüm nezâket ve ilgiyi görmüyordum. Bu beni kuşkulandırıyordu. Zira Resulullah (s.a.v.) yanıma girince selam veiyor sonra “Nasılsınız?” diyor ve sonra çıkıp gidiyordu. Doğrusu bu beni şüphelendiriyor fakat şerrin ne olduğunu hissetmiyordum.
Nihayet hastalıktan iyileşmeye başlayınca dışan çıktım. Mıstah’ın annesiyle birlikte “Menasi” denen yere doğru çıkmıştım. Burası bizim def-i hacet ye-rimizdi. Bizler oraya ancak geceden geceye çıkıyorduk. Bu, evlerimizin yakınında tuvalet yapmadan evvelki bir haldi. Bizler, tuvalet hususunda, çölde yaşa-, yan önceki Araplar gibiydik. Evlerimizin yakınına tuvalet yapmaktan rahatsız olurduk. Ben ve Mistahın annesi yürüyüp gittik. Mıstah’ın annesi, Muttalip b.Abd-i Menafin oğlu Ebi Rühm’ ün kızı idi., Kadının annesi de Sahr b, Âmir’in kızı idi. bu kadın, Ebumesir es-Sıddıykın teyzesi id, Bunun oğlu Mıstah ise Üsase b. Abbad b, Muttahibin oğlu idi. Ben ve Mıstah’ın annesi, işimiz bittikten sonra evime doğru yöneldik Mıstahın annesi ayağı çarşafına takılarak düştü ve şöyle dedi: “Mıstah yüzükoyun sürünsün.” Dedim ki: “Ne kötü bir söz söyledin. Bedir savaşına katılan bir adama hakaret mi ediyorsun?” Mıstah’ın annesi: “Ey kızım, onun, senin hakkında söylediğini işitmedin.” dedi. Dedim ki: “Ne dedi?” İşte bunun üzerine Mıstahın annesi, iftiracıların ne söylediklerini bana haber verdi. Benim hastalığım daha da arttı. Evime dönünce Resulullah (s.a.v.) yanıma gedi. Selam verdi sonra “Nasılsınız?” dedi. Ben de ona dedim ki: “Benim, anne ve babama gitmem için izin verir misin?” Ben, haberi kesin olarak onlardan öğrenmek istiyordum. Resulullah bana izin verdi. Anneme vanp dedim ki: “Anne, insanlar neyi konuşuyorlar?” Annem dedi ki: “Yavrum üzülme. Allah’a yemin olsun ki, güzel bir kadın, kendisini seven bir erkeğin nikâhı altında bulunsun, onun kumalan olsun da onun aleyhinde çokça konuşmuş olmasınlar. Bu pek enderdir.” Dedim ki “Sübhanallah. İnsanlar bunu konuştular ha?”
O gece sabaha kadar ağladım. Gözüme hiç uyku girmedi. Sabaha ağlayarak çıktım. Resulullah (s.a.v.) vahyi beklemesi uzayınca Ali b.Ebi Talib ile Üsa-me b.Zeyd’i çağırdı. Onların bu konuda görüşlerini alıyor ve onlarla istişare ediyordu. Üsame, Resulullah’ın ailesinde bildiği temizliği ve kendi gördüğünü söyledi ve dedi ki: “Ailen hakkında hayırdan başka birşey bilmiyoruz. Ali ise: “Ey Allah’ın Resulü, Allah seni daraltmış değildir. Bunun dışında kadınlar pek çoktur. Sen, hizmetçiye sor, o sana doğruyu söyler.” dedi. Bunun üzerine Resulullah, “Berire” adlı cariyeyi çağırdı ve ona: “Ey Berire, sen, seni şüphelendirecek herhangi bir şey gördün mü?” dedi. Berire: “Seni hak Peygamber olarak gönderene yemin olsun ki, ben onda, kendisini ayıplayacağım bir şey görmedim. Ne var ki o, yaşı genç bir kadın. Ailesinin hamurunun üzerinde uyuyor. Evcil hayvanlar gelip hamurunu yiyorlar.” dedi. Bunun üzerine Resulullah kalkıp gitti ve minbere çıktı. Abdullah b.Übey’i kastederek: “Ey Müslümanlar topluluğu, benim ailemde, bana eziyet etmek isteyen kimse Jıakkında kim beni mazur görür? (Beni kınamayıp bana yardım edecek kimdir?) Allah’a yemin olsun ki ben, ailemde hayırdan başka bir şey görmedim. Onlar öyle bir adam söylüyorlar ki, ben o adamda hayırdan başka bir şey görmedim. O ancak ben olduğum zaman evime girer.”
Bunun üzerine Abdül Eşhel oğullarının kardeşi Sa’d b.Muaz ayağa kalktı ve: “Ey Allah’ın Resulü, ben seni mazur görürüm. Eğer sana eziyet veren kimse Evs kabilesinden ise ben onun boynunu vururum. Şayet o kimse Hazreçli kardeşlerimizdense bize emredersin biz de emrini yerine getiririz.” Bunun üzerine Hazreç kabilesinin reisi olan ve İtle (İftira) hadisesine katılan Hassan b.Sabit’in annesinin amcasının oğlu olan Sa’d b.Ubade ayağa kalktı. Bu zat, daha Önce sa-lih bir kişiydi. Fakat kabilecilik taassubu onu, buna şevketti. Sa’d b.Ubade, Sa’d b.Muaz’a şöyle dedi: “Allah’a yemin olsun ki yalan söyledin. Zira sen ne o adamı öldürüşün ne de onu öldürmeye gücün yeter. O, senin kabilenden biri olsaydı J onun öldürülmesini istemezdin.”
Bunun üzerine, Sa’d b.Muaz’ın amcasının oğlu olan Üseyd b.Hudayr ayağa kalktı ve Sa’d b.Ubadeye: “Allah’a yemin olsun ki sen yalan söyledin. Biz onu mutlaka Öldürürüz. Sen münafıksın münafıktan savunuyorsun.” dedi. Bunun üzerine Evs ve Hazrec kabilesine mensup olanlar ayaklandı. Resululah minberin üzerindeyken birbirlerini öldürmeyi kastettiler. Resululhıh onları hep yatıştırmaya çalıştı. Nihayet sustular. Resululluh da sustu. Ben o gün de devamlı ağladım. Gözyaşlarını hiç dinmedi. Gözüme hiç uyku girmedi. Öyİe ki, ben, ağlamaktan ciğerlerimin parçalanacağım zannettim. Annem babam yanımda oturuyor ve ben de ağlıyorken, Ensardan bir kadın yanıma girmek için izin istedi. Ona izin verdim. İçeri girdi, oturdu. Benimle beraber ağlamaya başladı. Biz bu durumda iken Resulullah yanımıza girdi. Selam verdi sonra oturdu. Aleyhime dedikodu yapıldığından beri yanıma hiç oturmamıştı.
Resulullah bir ay beklemiş benim hakkımda kendisine hiçbir vahiy gelmemişti. Resulullah oturunca şehadet getirdi sonra şöyle dedi: “Ey Aişe, senin hakkındabana şunlar ulaştı. Eğer sen, beri isen, Allah senin beri olduğunu ortaya koyacaktır. Şayet sen bir günah işlemeyi kastetmiş idiysen Allah’tan af dile ve ona tevbe et. Zira kul, günahını itiraf eüer sonra tevbe ederse Alah onun tev-besini kabul eder.”
Resulullah sözlerini bitirince gözyaşlarını kurudu. Artık gözlerimden bir damla dahi düştüğünü hissetmez oldum. Ve babama dedim ki: “Resulullah’ın söylediklerine benim yerime cevap ver.” Babam: “Vallahi ben, Resulullah’a karşı ne söyleyeceğimi bilemiyorum.” dedi. Bu defa ben, anneme: “Resulullahın bana söylediklerine sen cevap ver.” dedim. Annem de: “Vallahi Resulullah’a karşı ne söyleyeceğimi bilemiyorum” dedi.
Ben, genç bir kadındım. Çokça Kuran okumamıştım. Dedim ki: “Vallahi ben anladım ki siz bu sözü işittiniz, kafanızda yer etti. Siz buna inanır oldunuz. Yemin olsun ki ben, beri olduğumu söylesem de sizler bana inanmayacaksınız. Yemin olsun ki eğer size birşeyler itiraf eder gibi olsam sizler bana inanacaksı-. nız. Halbuki Allah biliyor ki ben bundan beriyim. Allah’a yemin olsun ki ben, benimle size ancak Yusufu ve onun babasını misal olarak buluyorum. Zira onun babası, “Artık bana düşen güzelce bir sabırdır, iddialarınız karşısında ancak Allah’tan yardım istenir, [1][21]demiştir.
Sonra döndüm yatağıma uzandım. Allah, benim beri olduğumu biliyordu. Benim beri olduğumu da ortaya koyacaktı. Fakat, ben vallahi, hakkımda Alla-hı’m okunan bir vahiy indireceğini beklemiyordum. Benim hakir nefsim hakkın- . da Allah’ın birşey konuşmasını beklemiyordum. Fakat ben, Resulullah’ın bir rüya görebileceğini ve rüyasında Allah’ın, benim beri olduğumu ona bildireceğini bekliyordum.
Allah’a yemin olsun ki Resulullah, oturduğu yerden kalkmadan ve ev halkından herhangi bir kimse çıkmadan Resulullah’a vahiy indi. Resulullah’a her zamanki gibi sıkıntı geldi. Öyle ki yüzünden inci taneleri gibi ter dökülüyordu. Halbuki kış günlerinden birinde idik. Bu sıkıntı, ona indirilen vahyin ağırlığından idi. Resulullah nihayet açıldı. O, gülüyordu. Onun ilk konuştuğu söz şu oldu: “Ey Aişe Allah senin beri olduğunu açıkladı.” Annem bana: “Kalk ona git.” dedi. “Hayır vallahi ben ona gitmem. Ben ancak Allah Teala’ya hamdederim.” . dedim, işte o zaman Allah: “O uydurma haberi getirip iftira atanlar içinizden bir topluluktur…” âyetinden itibaren on âyet indirdi ve bu âyetlerde benim beri olduğumu beyan etti.”
(Babam) Ebubekîr, akrabası olan ve fakir durumda bulunan Mıstah b.Üsase’ye yardımda bulunuyordu. (Bu olaylar üzerine) dedi ki: “Vallahi Mıstah, Aişe hakkında söylediklerini söyledikten sonra ben ona hiçbirşey vermeyeceğim.” Bunun üzerine Allah Teala: “İçinizden fazilet ve mal sahipleri, akrabalara, fakirlere ve Allah yolunda hicret edenlere yardım yapmamak için yemin etmesinler. Bağışlasınlar, müsamahalı davransınlar. Allah’ın sizi affetmesini sevmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır ve çok merhametli olandır.”(Nur:22) âyetim indirdi. Ebubekir de dedi ki: “Evet, vallahi Allah’ın beni affetmesini istiyorum.” Ondan sonra Ebubekir, Mıstah’a yaptığı yardımlarını yine devam ettirdi ve “Vallahi ben, yardımı bundan kesmeyeceğim.” dedİ. [2][22]
Ayet-i Kerime’nin başında: “O uydurma haberi getirip iftira atanlar, içinizden bir topluluktur.” buyurulmaktadır. Bu ifade, iftira olayına bazı Müslümanların da katıldıklarını göstermektedir ki, bunlar Hassan b.Sabit, mıstah b.Üsase ve Hanne binti Cahş’dır.
Yine âyetin devamında: “Onu, kendiniz .için bir şer sanmayın. Bilakis o sizin için bir hayırdır.” buyu rul m aktadır. Bu ifade, iftira olayının, Ebubekir ailesi için bir şer değil bir hayır olduğunu beyan etmektedir. Zira bu hadise, Ebubekir ailesinin, daha bu dünyada iken hayır ile anılmasına ve iffetli olduğunun ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
Ahirette ise bu ailenin büyük sevaplara nail olacağına bir sebeptir.
Ayetin sonunda: “iftira suçunun en büyük payını yüklenenlere ise büyük bir azap vardır.” buyurulmaktadır. Burada, iftiranın büyük payını yüklenen kimseden maksat, tercih edilen görüşe göre, Abdullah b.Übey b.Selui’dür. Bu şahsın, iftirada en büyük payı olan kişi sayılmasının sebebi, ilk önce söylentiyi bunun çıkarması ve onu yaymasıdır. [3][23]
12- İftirayı işittiğiniz zaman, mümin erkeklerin ve mümin kadınların, birbirine hüsn-i zanda bulunup ta “Bu apaçık bir iftiradır.” demeleri gerekmez miydi?
Allah Teala bu âyet-i kerimede, müminlere, Hz. Aişe hakkındaki iftiraya ihtimal vermeleri yüzünden sitem etmekte ve onlan böyle davranışlardan sakınmaya davet etmektedir. Hz. Aişe, müminlerden biri, hattâ onların annesi olduğu halde, onun, böyle birşey yaptığını düşünmek, müminlere yakışmayan bir davranıştır. Nitekim sahabilerden, Halid b.Zeyd Eba Eyyub el-Ensârî’ye hanımı: “İnsanların, Aişe hakkında ne söylediklerini duymadın mı?” deyince Eba Eyyub, “Evet duydum. Bu bir yalandır. Ey Eyyub’un annesi sen böyle, bir şey yapar mısın?” demiş, hanımı da: “Hayır vallahi yapmam.” cevabını vermiştir. Bunun üzerine Eba Eyyub: “Vallahi Aişe senden daha hayırlıdır.” demiştir. [4][24]
13- Bir de dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki bu şahitleri getiremediler, o halde onlar, Allah nezdinde, yalancıların ta kendileridir.
Bu âyet-i kerime, bir iftira ile doğru sözün birbirinden ayırdedilmesinin yolunu öğretiyor ve bunun, olay hakkında, kendilerine güvenilir dört şahit ile olayın doğruluğunun tesbiti olduğunu beyan ediyor. Bu hadisede, iftirada bulunanlar, iddialarına dair herhangi bir şahit getiremediklerinden onların yalancı oldukları ortaya çıkıyor. [5][25]
14- Eğer Allah’ın lütfü ve merhameti, dünyada ve âhirette üzerinizde olmasaydı, içine daldığınız fitne yüzünden size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.
Ey, Aişe hakkında dedikoduya dalanlar, eğer Allah’ın dünyada iken tev-benizi kabul edip âhirete imanla gitmenizi sağlama lütfü olmasaydı, içine daldığınız iftiradan dolayı büyük bir azaba uğratıl irdiniz.
Âyet-i kerimede işaret edilen, dedikoduya dalanlar ve tevbeleri kabul edilerek Allah’ın merhametine nail olanlar arasına Hassan b.Sabit, Mıstah b.Üsase, Hanne binti Cahş gibi müminler ve Abdullah b.Übey b.Selul gibi münafıklar girmemişlerdir. [6][26]
15- Siz o iftirayı dilden dile dolaştırıyorsunuz. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız şeyi ağzınızla söylüyor ve onu, önemsiz birşey sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır.
Bir zaman sizler, Aişe ile ilgili iftirayı birbirinize anlatıyordunuz. Sizler,, anlattığınız o hadise hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmadığınız halde bunu ağzınızla söylemekten çekinmiyor “Aişe’nin şöyle şöyle yaptığını işittik.” diyordunuz. Bu sözlerinizin basit bir şey olduğunu, bundan dolayı günaha girmeyeceğinizi sanıyordunuz. Halbuki bu sözünüz, Allah katında büyük bir sözdür. Zira sizler, bununla Allah’ın Resulüne ve onun ailesine eziyet ediyordunuz. [7][27]