VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 61. VE 67. AYET-İ KERİMELER
Allah’ın İlmi Bütün Kullarını, Kullarının Yaptıkları İşleri Ve Bütün Kâinatı Kuşatmaktadır.
61- (Ya Muhammedi) Her ne durumda olursan ol, Kur’an’dan ne okursan oku,
sen ve ümmetin her ne amel yaparsanız yapın, onu yapmaya giriştiğinizde biz ona mutlaka şahit oluruz. Yerde ve gökte zerre kadar bir şey bile Rabbinden gizli değildir. Ne bundan daha küçük, ne de daha büyük hiçbir şey yoktur apaçık bir kitapta kayıtlı olmasın.
Açıklaması
Allah Tealâ Peygamberine O’nun, ümmetinin ve bütün mahlûkatm her an içinde bulundukları durumlarını bildiriyor.
Ey Rasulüm! Hususi veya umumi hangi durumda bulunursan bulun, bu şerefli durumun sebebiyle, İslâm davetini insanlar arasında yaymak için sana inen Kur’an1 dan ne okursan oku, biz size mutlaka şahit oluruz, durumlarınızdan haberdar oluruz.
Ayet-i kerimede Peygamberimiz (s.a.)’e ait durumların “şe’n(şerefli durum) ” kelimesiyle ifade edilmesi Peygamberimiz (s.a.)’in her işinin hatta normal insanî davranışlarının bile değerli olduğuna delildir. Çünkü O, müminler için en güzel önderdir.
Cenab-ı Hak “Her ne durumda olursan, ol,” ve “Kur’an’dan ne okursan oku.” ifadeleriyle özel olarak peygamberine sonra da başında bulunduğu ümmete hitap etti.
“Minhü (ondan)” kelimesindeki zamir ya “şe’n” kelimesine racidir Bu durumda “şerefli işlerinden olan Kur’an’ı okuduğunda” manasına gelir, yahut Kur’an” kelimesine racidir. Bu durumda “Kur’an’dan Kuran olarak okuduğunda” manasındadır. Açık olarak zikretmeden zamir kullanılması tazim ifade eder.
Veyahut “Allah” kelimesine racidir. Yani “Allah tarafından inen Kur’an’ı okuduğunda” demektir.
Ey Ümmet! Yaptığınız küçük-büyük, hayır-şer hangi amel olursa olsun biz size şahidiz, sizin durumunuzdan haberdarız, sizi kontrol ediyoruz; sizin için tespit yapıyoruz. Bununla sizin amelinizin karşılığını vereceğiz.
Zerre kadar, toz kadar yahut en küçük karınca kadar bile olsa hiçbir şey Allah’tan uzak olmaz, O’nun ilminden gizli kalmaz. Toz kadar denilecek küçüklük ve hafifliğe misal verilmektedir. Hatta atomdan bile küçük olsa -yani atomun parçaları bile olsa- Allah’ın ilmi dahilindedir.
Bu ifade atomun parçalanması prensibi veya teorisine ve küçük parçalarının da bulunmasına işaret etmekte olabilir.
Bundan daha büyük de olsa, meselâ en büyük yaratık olan “Arş” gibi, yine durum aynıdır. Arş, bütün varlıkların miktarlarının yazılı olduğu değerli kitapta (yani Levh-i Mahfuz’da) belirlenmiş, tescil edilmiştir.
Ayrıca burada atomun parçaları ve mikroplar gibi çıplak gözle görüleme-yip ancak mikroskoplarla görülebilen, yüzlerce hatta binlerce defa büyütülmesi gereken kâinattaki en küçük varlıklara ilk defa Kur’an-ı Kerim’in işaret ettiği anlaşılmaktadır. Yine kâinatta yer ve göklerden ve içlerinde bulunan varlıklardan daha büyük, çok büyük varlıklar da bulunmaktadır. Çünkü bazı yıldızlar, güneş, dünya ve ay’dan çok daha büyüktür. Arş ise yaratılmış varlıkların en büyüğüdür.
Bu ayetin bir benzeri de şu ayet-i kerimedir: “Gaybın anahtarları Allah’ın katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanları O bilir. Düşen hiçbir yaprak yoktur ki, Allah onu bilmesin. Yeryüzünün karanlıklarında olan her tane, kuru-yaş her şey mutlaka her şeyi apaçık beyan eden bir kitapta kayıtlıdır. ” (En’am, 6/59) Yani Allah ağaçlarını ve cansız varlıkların hareketlerini, ot-layan hayvanları, yeryüzü tabakalarında ve gökyüzü boşluğunda var olan her şeyi bilir. [1][29]
Allah Dostlarının Vasıfları Ve Mükâfatları
62- İyi bilin ki Allah dostlarına korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.
63- Onlar iman eden ve Allah’tan gerçek manada korkanlardır.
64- Dünya hayatında da, ahirette de onlara müjde! Allah’ın sözlerinde asla değişme olmaz. İşte büyük kazanç budur.
İzzet Ve Mülk Allah Tealâ’nındır. Gece Gündüzün Yaratılmasının Faydaları.
65- Kâfirlerin sözleri seni üzmesin. Çünkü bütün izzet Allah’ındır. O her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi bilendir.
66- İyi bilin ki, göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Allah’tan başkasına tapanlar (gerçekten) ortak koştuklarına uymazlar. Onlar sadece zanna (kanaatlerine) uyarlar. Onlar sadece yalan söylerler.
67- Dinlenmeniz için geceyi, aydınlık olarak gündüzü yaratan Allah’tır. Şüphesiz ki bu hususta dinleyen bir topluluk için ibretler vardır.
Açıklaması
Ey Rasulüm! Müşriklerin “Sen Peygamber değilsin!” şeklindeki sözleri, şirk koşmaları, mal ve kuvvet sahibi olduklarını beyan eden ifadeleri, yalanlama ve tehditleri seni üzmesin.
Sen onlara karşı Allah’ın yardımını iste ve sadece O’na dayan. Çünkü izzet, galibiyet, kuvvet ve ezici güç tamamen Allah’a aittir, yani hepsi O’nundur.
Bir başka ayette gelen “İzzet Allah’ın, Rasulünün ve müminlerindir.” (Mü-nafikun, 63/8) ifadesinde izzetin Rasulüne ve müminlere ait olmasının manası ise şudur: İzzet tamamen Allah’a aittir ve neticede yine Allah’a döner. (Rasu-lullah’ın ve müminlerin izzeti ise Allah’ın lütfuyladır).
Allah kullarının sözlerini -hakkı yalanlama, şirk iddia etme gibi sözlerini de- çok iyi işitir, onların durumlarını ve yaptıkları eziyet ve hileleri gayet iyi bilir ve bunlara karşılık onları cezalandırır. Ey Muhammed! Sen onların sözlerine ve hilelerine önem verme.
Bu ayette Peygamberimiz (s.a.) kavminin kendisine yaptığı eziyetlere karşı teselli edilmekte ve ona kavmine karşı zafer müjdesi verilmektedir.
Cenab-ı Hak bundan sonra izzetin sadece kendisine ait olduğu hususundaki delilleri ortaya koyarak şöyle buyurdu:
Dikkat edin ey insanlar! Göklerin, yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü Allah’a aittir. Bu ikisinde O’ndan başka hiç bir kimsenin mülkü yoktur. Peki, putlar başkasının mülkü oldukları halde nasıl tanrı olabilir? İbadet sadece mülkün gerçek sahibine yapılabilir. Ayrıca putlar ne düşünebilir, ne mülk edinebilir, ne faydası ne de zararı dokunabilir! Onların putlara tapınma hususunda hiçbir delilleri yoktur. Bu konuda sadece zanlarına ve vehimlerine uymaktadırlar.
O müşrikler gerçekte Allah’ın ortaklarına tapınmıyorlar. Çünkü Allah’ın asla ortağı olamaz. O sahte ortakların kulların işini düzene koymak ve onların başına gelen kötülükleri önlemek gibi bir şeye güçleri yetmez. Hatta onlar kendilerine herhangi bir fayda temin edemedikleri gibi kendi başlarına gelen bir zararı bile önleyemezler.
Müşrikler gerçekte sadece asılsız zanlara, büyük hatalara uymaktadırlar. Onlar bu batıl kanaatleriyle Allah’a nispet ettikleri şeylerde yalancıdırlar, saçmalamaktadırlar; yahut Allah’ın ortakları olduğu şeklinde asılsız tahminlerde bulunmaktadırlar.
Allah’ın göklerde ve yerde bulunan her şeyin mülkiyetinde tek başına müstakil olduğunu beyan ettikten sonra gelen bu üç cümle ardarda gelen tekit ifadeleridir. Bu cümleler meleklerin, putların, Mesih (a.s.)in ve başkalarının ilâh edinilmelerinin kaldırıldığını tekit etmektedir. Tıpkı dünya idarecileri ve zalim krallara ancak vasıta ile ulaşabildiği gibi, bu putların da Allah’ın huzurunda vasıta, şefaatçi ve vesile olarak kabul edilmeleri yetkisinin kaldırıldığını tekit etmektedir.
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ın mülküdür. “Göklerde ve yerde bulunan hiçbir kimse yoktur ki, kıyamet günü Rahman olan Allah’ın huzuruna bir kul olarak çıkmasın.” (Meryem, 19/93) Kulun efendisinin O’nun huzurunda hiçbir önemi yoktur.
Bundan sonra Cenab-ı Hak bütün izzetin Allah’a ait olduğuna, Allah’a ortak koştukları putların yaratma, takdir etme, tasarruf ve bütün işleri düzene koyma hususunda Allah’ın yanında hiçbir rolleri bulunmadığına şu ayet-i kerimeyi delil getirmektedir.
“Dinlenmemiz için geceyi, aydınlık olarak gündüzü yaratan Allah’tır.” Allah Tealâ günü iki kısma ayırdı: Gece ve gündüz. Geceyi gündüzün çalışma ve yorgunluğundan sonra istirahat etme, sükûnet ve huzur için; gündüzü de geçim vakti, çalışma, yolculuk ve diğer ihtiyaçların görülmesi için aydınlık kıldı:
“Uykunuzu bir dinleme vasıtası yaptık. Geceyi sizi saran bir örtü yaptık. Gündüzü de geçiminizi temin için çalışma zamanı yaptık.” (Nebe, 78/9-11).
“Biz gece ile gündüzü varlığımızı gösteren iki delil kıldık. Bir delil olan geceyi karanlık, bir delil olan gündüzü de aydınlık kıldık. Böylece Rabbinizin lüt-fundan rızık arayasınız. Yılların sayısını ve hesabını bilesiniz.” (İsra, 17/12).
Bu ayette Allah Tealâ’nın kudretinin kâmil olduğuna ve nimetinin büyüklüğüne işaret edilmektedir. Böylece geceyi gündüzün iş yorgunluğundan sonra dinlenmek için karanlık, gündüzü de rızık ve kazanç elde etmek için aydınlık kılması ile sadece kendisinin ibadete lâyık olduğuna ve O’nu tek olarak kabul etmelerine delil getirdi:
“Şüphesiz ki bu hususta dinleyen bir topluluk için ibretler vardır.” Yani gece ve gündüzün yaratılmasında, birbiri ardınca gelmelerinde ve müddetlerinin yıl boyunca farklı oluşunda hakkıyla ibadete lâyık olan ilâhın gece ve gündüzü yaratan Allah olduğuna, bu delilleri ve hüccetleri dinleyecek, bunlardan ibret alacak, dinlediklerini ince ince düşünecek, bunları yaratan, takdir eden ve yürüten Allah’ın azametine delil olarak getirecek bir toplum için çok ibretler vardır. [2][30]