VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 96. VE 98. AYET-İ KERİMELER
Firavun Ve Kavmi İle Hz. Musa (A.S.)’In Kıssası
96- Şüphesiz ki biz Musa’yı mucizelerimizle ve apaçık bir kuvvetle peygamber olarak gönderdik.
97- Onu Firavun ve kavmine gönderdik.Fakat onlar Firavun’un emrine uydular. Oysa Firavun’un emri hiç de dürüst
98- Firavun kıyamet günü kavminin önü-ne düşecek ve onları ateşe götürecektir. Vardacak o yer ne kötü bir yerdir “- Onlar, hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lanete uğramışlardır. Yapılan bu ikram ne kötü bir ikramdır!
Açıklaması
Yemin olsun ki, biz Musa’yı dokuz büyük mucize ile ve Allah’ın birliğine delâlet eden açık delâletler ile Kıptîlerin kralı Firavun ve kavmine peygamber olarak gönderdik. Bu mucizelerde apaçık bir kuvvetle yani gözle görülür olaylarla teyit edilen kesin delillerle peygamberliğinin doğruluğuna işaret edilmektedir.
Ayetlerden murad, “Tevrat ve içindeki şeriat ve hükümlerdir” denilmiştir. Yine bunlardan maksat apaçık dokuz büyük mucizedir. Bunlar da Hz. Musa’nın asası, nurlu beyaz eli, tufan, çekirge, bit, kurbağa yağması, kan ve meyvelerde ve canlarda noksanlıktır. Bazı alimler meyvelerde ve canlarda noksanlık yerine dağın gölge gibi oluşu ve denizin yarılmasını zikretmişlerdir.
Bütün bu ayetlerde Hz. Musa (a.s.)’nm peygamberliğinin doğruluğuna apaçık deliller vardır.
“Fakat kavmi Firavun’un emrine uydular. Yani Firavun’un etrafındakiler
Hz. Musa’yı inkâr edip İsrailoğullan’na, erkek çocukları öldürüp kız çocukları bırakmak şeklinde zulmetmeleri gibi delâlet ve azgınlıkta Firavun’un metodu, yolu ve usulüne tabi oldular.
Burada sadece “etrafındakiler”in zikredilmesinin sebebi onların önder, lider, danışman ve icra elemanları olması, başkalarının ise sadece onlara tabi olanlar durumunda bulunması sebebiyledir.
“Oysa Firavun’un emri hiç de dürüst değildi.” Yani onun durumu, tasarrufları, metodu düzgün ve makul değildi. Onda olgunluk ve hidayet yoktu. Sadece bilgisizlik, sapıklık, inkarcılık, inatçılık, haksızlık ve bozgunculuk vardır.
Ahiretteki cezasına gelince: “Kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe götürecektir.” Yani Firavun kavminin büyüğü olarak kıyamet günü önlerine geçip onları cehenneme götürecek ve ateşe sokacaktır. Çünkü dünyada ona uydukları gibi, Firavun da onların önderleri olduğu için kıyamet gününde de önlerinde yürüyüp onları cehenneme sokacaktır. Onun cehennemde büyük azaptan bol bol nasibi vardır.
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Firavn (gönderdiğimiz) peygambere isyan etti. Bunun üzerine biz de onu şiddetli bir azapla yakaladık.” (Müz-zemmil, 73/16).
Bütün zalim önderler de aynı şekilde kıyamet günü büyük bir azaba uğratılacaklardır. Cenab-ı Hak bu konuda şöyle buyuruyor: “… Onların her birinin azabı kat kattır. Fakat siz bilemezsiniz.” (A’raf, 7/38).
Yine Cenab-ı Hak kâfirlerin cehenneme girince şöyle diyeceklerini bildirmektedir: “Ey Rabbimiz! Onların azabını iki kat ver. Onları büyük bir lanete uğrat.” (Ahzap, 33/68).
İmam Ahmed b. Hanbel’in Ebu Hureyre’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyuruyor: “İmru’l-Kays cahiliyye şairlerinin sancağını taşıyarak cehenneme girecektir.”
Yine Kur’an-ı Kerim’de Firavun ailesinin adamlarının öldüklerinden itibaren sabah-akşam cehenneme arzedildikleri bildirilmektedir.
“… Firavun’un adamlarını ise kötü bir azap kuşatıverdi. O azap onların sabah akşam maruz kaldıkları ateştir. Kıyamet kopunca “Firavun’un taraftarlarını azapların en şiddetlisine sokun” denilecektir.” (Gafir, 40/45-46).
“Varılacak o yer ne kötü bir yerdir!” Varıp girecekleri o cehennem denilen yer ne kötüdür! Zira suya giden, susuzluk hararetini söndürmek için suyun başına gider. Ateşe giden ise ateşin aleviyle daha fazla yanar, onun sıcağıyla kavrulur.
“Vird” kelimesi “vürud (varma)” manasında mastar olduğu gibi “vârid (varan) manasında ism-i fail de olabilir. “Mevrûd” ise varılacak su veya varılacak yer manasındadır.
“Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lanete uğramışlardır.” Yani Allah onları azaptan ayrı olarak dünyada kendilerinden sonra gelen ümmetler tarafından lanete uğratmıştır. Kıyamet günü de bütün mahşer halkı onlan lanetleyecektir. Onlar hor ve hakir bir durumdadırlar. Onlara dünya ve ahirette azaplarından başka iki lanet vardır.
Nitekim Cenab-ı Hak onlar hakkında şöyle buyuruyor: “Bu dünya hayatında biz onları lanete uğrattık. Kıyamet günü de onlar hor ve hakir kimselerden olacaklardır.” (Kasas, 28/42).
Mücahid diyor ki: “Ahirette hem azaba hem de lanete uğrayacaklar, böylece iki defa lânetlik olacaklardır.”
“Yapılan bu ikram ne kötü bir ikramdır.” Yapılan bu yardım ne kötü bir yardımdır. Hem dünya hem de ahirette uğradıkları bu lanet ne kötü bir ikramdır. Lanetin ikram olarak isimlendirilmesi onlarla istihza etmek içindir.
İbni Abbas bu ayete “lanetten sonra lanete uğramak ne kötüdür!” diye mana vermiştir. [1][21]