VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA HUD SURESİ 110. VE 111. AYET-İ KERİMELER
Tevrat’ta İhtilaf Etmenin Akıbetinin Hatırlatılması
110- Şüphesiz ki biz Musa’ya Kitab’ı vermiştik. Onda ihtilâfa düştüler. Eğer Rabbinin (cezalarını kıyamete kadar erteleyeceğine dair) önceden vaadi olmasaydı onların aralarında hüküm derhal verilirdi. Doğrusu onlar onun hakkında şüphe içindedirler, kuşkuludurlar.
111- Elbette Rabbin bunlardan her-birine yaptıklarının karşılığını verecektir. Şüphesiz Allah onların yaptıklarından haberdardır.
Açıklaması
Yemin olsun ki, biz Musa’ya kitabı yani Tevrat’ı verdik. İsrailoğullan da zulmederek ve haddi tecavüz ederek, liderlik ve maddî menfaatlerde çekişerek bu Tevrat’ta ihtilâfa düştüler.
Allah’ın Kitabı insanların aynı metod etrafında toplanmaları için ve söz birliği olsun diye inmesine rağmen bir kısmı bu kitaba iman edip bir kısmı inkâr ettiler.
Ya Muhammed! Kavminin Kur’an hakkındaki ihtilafına aldırış etme. Senden önceki peygamberler de senin için örnek vardır. Onların, yalanlamalanyla telâşa kapılma.
Rabbinin, azabı belirli bir vakte erteleme suretiyle bir takdiri olmasaydı onlar hakkında diğer kavimlerde olduğu gibi isyankârları helak etmek ve müminleri kurtarmak suretiyle dünyada hüküm verilirdi.
Yalanlayanlar endişe ve kuşkuya düşürücü bir şüphe içindedirler. Daha isabetli görüşe göre “Onlar” ve “hakkında” kelimelerindeki zamir Hz. Musa (a.s.)’nın kavmine racidir. Zira onlar kitapta ihtilafa ve Tevrat’ta şüpheye düşenlerdir. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: “Onlardan sonra Kitab’a varis kılınanlar da muhakkak ki ondan şüphe ve tereddüt içindedirler.” (Şûra, 42/14).
Kitab’a varis kılananlar Yahudi ve Hristiyanlardır. Gerçek Tevrat Babil-lilerin Süleyman heykelini yakması esnasında kaybolmuştur.
Buradaki zamir peygamberin muasırlarından O’nun hakkında ihtilâfa düşen kimselere racidir de denilmiştir.
İbni Atıyye “Bu lafzın hepsine şamil olduğu fikri bana göre daha güzeldir” demiştir.
Bu cümle Rasulullah (s.a.)’ı teselli etmek için zikredilmiştir.[1][29]
Mümin olsun kâfir olsun, Allah’ın Kitabı’nda ihtilâf edenlerden her birine Allah amellerinin karşılığını ve vaad olundukları hayır ve şerri tam olarak verecektir. Çünkü O bütün bu amellerden haberdardır. O’na bunlardan hiçbir şey gizli kalmaz.
Bu da yine Peygamberimiz (s.a.)’e teselli, kavmine tehdit ve onları azapla korkutmaktır. [2][30]