VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUSUF SURESİ 36. VE 40. AYET-İ KERİMELER
Hz. Yusuf (A.S.)’un Zindanda Hak Dine Davet Etmesi
36- Yusuf la beraber zindana iki genç daha girdi. Onlardan biri Yusuf a “Rüyamda kendimi şaraplık üzüm sıkarken gördüm” dedi. Diğeri de “Ben de kendimi başımda ekmek taşıyor ve kuşlar da ondan yiyor gördüm” dedi. “Bize bu rüyaların tabirini bildir. Doğrusu biz seni iyiliksever kimselerden görüyoruz” dediler.
37- Yusuf onlara şöyle dedi: “Size gönderilen yemekler size ulaşmadan bu rüyaların tabirini size bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Ben, Allah’a iman etmeyen, ahireti inkâr eden bir kavmin dininden uzaklaştım.”
38- “Ben atalarım İbrahim, İshak ve Ya-kup’un dinine sarıldım. Herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmak bizim için doğru olamaz. Bu, Allah’ın bize ve diğer insanlara bir lütfudur. Fakat insanların çoğu yine de şükretmezler.”
39- “Ey zindandaki iki arkadaşım! Birbirinden ayrı uydurma tanrılar mı daha iyi, yoksa bir olan ve ezici güce sahip Allah mı?’
40- “Allah’ı bırakarak taptığınız tanrılar, sizin ve babalarınızın yakıştırdığı put isimlerinden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indir-memiştir. Hüküm ancak Allah’ındır. O yalnız kendisine kulluk etmenizi emretmiştir. İşte bu doğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
Açıklaması
Hz. Yusuf (a.s.)’u zindana attıklarında onunla birlikte kralın uşaklarından biri şarapçısı diğeri ekmekçisi olan iki kişiyi de zindana atmışlardı. Zira bunların kralın yemeğini ve içeceklerini zehirlemeye teşebbüs ettikleri krala bildirilmişti. Bu durum bir tesadüf değil, her şeye hakim ve her şeyi gayet iyi bilen Allah’ın bir takdiri idi. Hz. Yusuf (a.s.) zindanda doğru sözlülüğü ve rüyaları tabiri etmesi ile tanınmıştı.
Bu iki genç rüya görmüşlerdi. Şarapçı olan “Ben rüyamda şaraplık üzüm sıktığımı görüyorum”, ekmekçi ise “Ben rüyamda başımda ekmek taşıyor, kuşlan da bundan yiyor gördüm” dedi. Her ikisi de Hz. Yusuf (a.s.)’a “Bize gördüğümüz bu rüyanın tabirini ve açıklamasını bildir. Bu rüya gerçekten olacak mı, yoksa karmakarışık rüyalar mı? Biz biliyoruz ki sen rüya tabirini iyi bilenlerden birisin” dediler. Zira Hz. Yusuf (a.s.) ne zaman rüya tabiri yapsa hata etmezdi. Yahut sen insanlara hayır ve iyilik yapmak isteyen iyiliksever kimselerdensin, dediler.
Hz. Yusuf (a.s.) bu fırsatı ganimet bildi. Bu iki kişinin kendisine, ilmine ve ihlâsına güvenmeleri iyi bir fırsattı. Bunları ve zindanda bunlarla beraber bulunanları Allah’ın halis dinine bağlanmaya, putları terk etmeye davet etti. Zindana girmesi böyle bir hikmete bağlı oldu.
Davetinde ilk adım olarak doğru sözlülüğüne delâlet eden mucize ile başladı. Zindan arkadaşlarına “Size bugün gelecek yemeğiniz gelmeden bunu size bildireceğim. Bu Allah’ın bana vahiy veya ilhamla öğrettiği şeylerdendir, beşer ilminden olan kahinlik veya sihirbazlık değildir,” dedi.
Bu ifade zayıfları, fakirleri, mazlumları ve günahkârları Allah’a davet etmesi için zindanda iken Hz. Yusuf (a.s.)’a vahiy geldiğine delâlet etmektedir. Çünkü bu kimseler Hz. Yusuf (a.s.)’un davetine başkalarından daha yakındırlar.
Vahyin sebebi ise şudur: Ben Allah’a ve ahiret gününü inkâr eden Filistin halkından olan Ken1 anlılar ve başkalarının dinini, Güneş (Ru1), buzağı (Ebis) ve Firavunlara (Mısır idarecilerine) tapınan Mısırlıların dinini terk ettim.
Bunlar ahirette sevap veya günah beklemezler. Onlar Peygamberlerin davet ettiği doğru şekliyle ahirete, amellerin hesaba çekilmesine ve amellere karşılık verilmesine inanmazlar. Onlar Firavunların mumyalanmış cisimleriyle ahirete döneceklerine ve onların dünyada olduğu gibi ahirette de hakimiyet ve saltanatlarının bulunacağına inanmaktadırlar.
“Hüm (onlar)” kelimesinin tekrar edilmesi tekit için ve küfür vasfının onlara ait bir özellik olduğunu ve bunda aşırı gittiklerini beyan etmek içindir.
Küfür ve şirk yolunu bir takım Allah’ı tasdik etmeyen, O’nun birliğini ve yer ve göklerin yaratıcısı olduğunu ikrar etmeyen kâfirlerin dinini terk ettim.
Ben halis tevhide davet eden babalarım ve dedelerim olan peygamberlerin “Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakup (a.s.)’un dinine tabi oldum.”
“Babalarım” kelimesi dedenin de baba olduğunu, Hz. Yusuf (a.s.)’un peygamber ailesinden olduğunu, ayrıca bu iki gencin kendisine kulak verme ve sözüne uyma hususundaki arzularını kuvvetlendirmek için kendisinin gaybe ait meseleleri haber vermek üzere vahye nail olduğunu anlattı.
Hidayet yoluna giren, peygamberlerin yoluna tabi olan, sapıkların yolundan yüz çeviren kimsenin hali böyle olur. Zira Allah onun kalbine hidayeti ihsan eder, ona bilmediğini öğretir. Onu hayır yolunda kendisine tabi olunan önder, hak yolunun davetçisi eyler. Bu, Allah’a iman etmeye ve O’nun birliğine teşviktir.
Bundan sonra peygamberlerin metodunu genel hatlarıyla beyan etti. Hz. Yusuf (a.s.) şöyle diyordu: Biz peygamberler topluluğunun hiçbir şeyi görmeyen, duymayan putları, heykelleri Allah’a ortak koşması doğru olamaz, böyle bir şey bize yakışmaz.
Bu tevhid inancı yani tek Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığını, Onun eşi ve ortağı bulunmadığını ikrar etmek Allah’ın bize bir lütfudur. Zira bize Allah’ın varlığını, Rab ve ilâh olarak birliğini ikrar etmeyi gösterdi. İnsanlara doğru yolu göstermek, onları uyarmak ve delâlet yolundan uzaklaştırmak üzere bizleri insanlığa elçi olarak göndermesi Allah’ın insanlara bir lütfudur. Bu hem peygamberlere hem de gönderildikleri ümmetlere ilâhî bir lütuftur.
Fakat peygamberlerin gönderildiği insanların çoğu Alah’m lütfuna şükretmezler. Şirke düşerler, uyanık olmazlar. Allah’ın kendilerine peygamber göndermek gibi nimetinin değerini bilmezler. Bilakis “Allah’ın nimetlerini küfürle değiştirir ve kavimlerini helak yurduna sokarlar.” (İbrahim, 19/28).
Hz. Yusuf (a.s.) şirki ve müşriklerin ibadetini red edip peygamberliğini ortaya koyduktan sonra pek çok ilâhlar yerine tek ilâh ve tek Rabbı itiraf etme esası üzerine kaim olan halis tevhid akidesine davet etti. Peygamberlerin metodu daima böyledir. Önce puta tapıcılık inancını yıkarlar, sonra da Allah’ın varlığına ve birliğine delâlet eden aklî delilleri ortaya koyarlar.
Bunun içindir ki, Hz. Yusuf (a.s.) şöyle dedi: Ey zindandaki iki arkadaşım! Sizin için ve başkaları için size fayda verme, zararı engelleme ve gayb âleminde yardımcı olma hususunda çekişme, çarpışma ve kâinatın fesada uğramasına sebep olacak farklı özelliklerde çeşitli tanrıların bulunması mı, yoksa başkasına muhtaç olmayan, tasarruf ve idaresinde ortak kabul etmeyen, kudreti ve iradesiyle ezici güce sahip olan, zatı ve azametine her şeyin boyun eğdiği Allah mı daha hayırlı ve daha iyidir!
Daha sonra bu ilâhların gerçek durumunu açıkladı: Taptığınız ve ilâh diye adlandırdığınız bu putlar hiçbir esası olmayan, Allah tarafından dayanağı bulunmayan, insanların kendi kendilerine uydurdukları sadece mücerret isimlerden ibarettir. Bunların “Rab” diye adlandırılmaları hususunda Allah bir hüccet veya burhan indirmemiştir ki bunlara ibadet etmek ve itaat etmek doğru olsun. Bu ne akıl ne de semavî nakil yönünden hiçbir delil bulunmayan bir yakıştırmadan ibarettir.
Sonra da onlara hükmetmek, tasarrufta bulunmak, dilemek ve mülkün sahibi olmak sadece Allah’a aittir. O bütün kullarına sadece kendisine ibadet etmelerini emretti. Sizi davet ettiğim Allah’ın birliğine inanmak ve O’na ihlâs-la ibadet etmek Allah’ın emrettiği, O’nun sevdiği ve razı olduğu, hüccet ve burhanı indirdiği dosdoğru din budur.
Fakat insanların çoğu bunun hiçbir eğriliği, eksikliği bulunmayan hak din olduğunu bilmezler. Bunun için çoğu müşrik oldular. Nitekim Cenab-ı Hak “Sen çok gayret etsen de insanların çoğu mümin değildirler.” (Yusuf, 103) buyurmaktadır. [1][28]