VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUSUF SURESİ 88. VE 93. AYET-İ KERİMELER
Kardeşlerin Yusuf’u Tanımaları Ve Hatalarını İtiraf Etmeleri; Yusuf (A.S.)Tn Da Onları Affetmes
88- Kardeşleri Azîz’in yanına vardıklarında “Ey Azîz! Biz ve çoluk çocuğumuz Şiddetli açlık içindeyiz, pek az bir pa- ray!a geldik. Ölçeği bize tam olarak ver ve avrıca sadaka da ver. Allah, sadaka verenl değiştirmeden hatasız olarak har verm i, karşısındakini âciz bırakmaktan başka bir şey değildir.
Allah Tealâ Meryem kıasında şöyle buyurur: “Meryem’e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin” (Âl-i İmran, 3/44). Ayrıeri şüphesiz mükâfatlandırır” dediler”
89- “Siz Yusuf ve kardeşine bilmeden eler yaptığınızın farkında mısınız?” dedi.
90- “Yoksa sen Yusuf musun?” dediler. “Ben Yusuf um, bu da kardeşim. A ah bize iyilikte bulundu, doğrusu kim Al-lah’dan korkar ve sabrederse bilsin ki Allah iyi davrananla n ecrini kesinlikle zayi etmez” dedi.
91- Kardeşleri: “Allah’a yemin ederiz ki, Allah seni bizden üst tut u tur, doğrusu biz ç işlemiştik” dediler.
92- Yusuf “Bugün size ayıplama yoktur. Allah sizi bağışlasın. O, merhametl erin en merhametlisidir.
93- Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün, görmeğe başlar. Bütün ailenizi de bana getirin, dedi.
Açıklaması
Yakub (a.s.)’ın çocukları, üçüncü kere Mısır’a gidip Yusuf (a.s.)’ın huzuruna girdiler. Durumlarını anlatıp Yusuf (a.s.)’ın merhametine sığındılar. Kalpleri yumuşatan bir üslupla hallerinin perişanlığını, malların azlığını gerektiği gibi şikâyet ederek ona şöyle dediler: “Ey Vezir!” -Babalan bu Vezirin Yusuf (a.s.) olduğunu kuvvetle zannediyordu.- “Biz ve ailemiz, kuraklık, kıtlık, açlık ve yiyecek bulunamamasından dolayı şiddetli zarara uğradık. Erzak almak için yanımızda olan parayı sana getirdik. Ancak bu, pazarda tüccarların iltifat etmeyeceği kadar az ya da önemsiz değersiz bir meblağdır. Bu sebepten bizi cömertçe davranmana alıştırdığın gibi ölçeği tam olarak ver. Bu değersiz paraları kabul ederek bize tasaddukta bulunup, paranın azlığını ya da değersiz oluşunu görmezden gelerek bize müsamaha et. Zira Allah, sadaka verenleri en güzel şekilde mükâfatlandırır ve harcadıklarının karşılığını onlara ihsan ederek, kat kat fazlalaştırır.”
Böylece Yakub (a.s.)’ın çocukları Yusuf (a.s.)’a, başlarına gelen meşakkat ve zorluğu, yiyecek sıkıntısını ve iki çocuğunu kaybetmesi sebebiyle babalarının ne kadar üzüldüğünü anlatmış oldular. Bütün bunlarla Vezirin durumunu gereği gibi bilebilmek, yani kalbinin yumuşayıp yumuşamayacağını, kendisini belli edip etmeyeceğini ve kim olduğunu açıklayıp açıklamayacağını anlamak için onun kalbini yumuşatmayı, ona yalvarıp boyun eğmeyi hedefliyorlardı.
Gerçekten Yusuf (a.s.)’ın merhametine sığınmada başarılı oldular. Yusuf (a.s.), mülk ve hâkimiyet sahibiydi ve bolluk içindeydi. Babasına ve kardeşlerine karşı kalbi yumuşadı ve merhamet duyguları kabardı. Onlara; daha önce Yusuf (a.s.)’a yaptıklarını çirkin bulup bulmadıklarım sorarak şöyle cevap verdi: “Siz, ana babaya âsi olmak, akrabalık bağlarını kesmek gibi yaptıklarınızın ne kadar çirkin davranışlar olduğunu bilmeden -Yusuf ve kardeşi Bünyamin’e ne kötülükler yaptığınızın farkında mısınız? Yusuf u kuyuya atıp, ölüme ter-kettiniz. Onu kardeşinden ayırdınız ve kardeşine duygusuz ve sert şekilde davrandınız”. Bu konuyla ilgili olarak bazı selef alimleri “Allah’a isyan eden herkes câhildir, bunu bilgisizliğinden dolayı yapar” diyerek şu ayeti okumuşlardır “Sonra doğrusu Rabbin, bilmeyerek kötülük işleyenlere… “(Nahl, 16/119).
Bu sorunun maksadı kınamak ve azarlamaktır. Yusuf (a.s.) ise soruyu sormakla olayın ne kadar büyük ve önemli olduğunu göstermek istemiş, yani “Yusuf a karşı yaptıklarınız ne kadar muazzam bir iştir” demiştir. “Kime isyan ettiğini biliyor musun?” denmesi de bu kabildendir. Doğru olan; Yusuf (a.s.)’ın kardeşlerinin kalplerini cana yakın kılmak ve mazeretlerini açıklamak için “Bilmeden” demiş olmasıdır. Sanki o (a.s.) “Bu çirkin işe sizi, çocukluk cehaletiniz ya da kibriniz sevketmiştir” demek istemiş ve onlara bu çirkin davranışlarının gerekçesini söylemiştir. Allah Tealâ da şöyle buyurmuştur: “Çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (İnfitar, 82/6).
Yusuf (a.s.), bu sözleriyle kardeşlerini azarlamak ya da kınamak istememiş; bilâkis onları, kendini tanıtmaya hazırlayarak yumuşak bir şekilde işledikleri günahları hatırlatmıştır. Zira artık kardeşleriyle karşılaştığı bu üçüncü seferde kendini tanıtma vakti gelmişti. Bundan önceki iki seferde Allah’ın takdiri ve emriyle kendini onlardan gizlemişti. İşte Allah Tealâ şöyle buyurmaktadır: “Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.” (Yusuf, 15).
Yusuf (a.s.)’ın kardeşleri, bu hatırlatmayı ve durumlarından haberdar olan bu şahsın sorularını fırsatbilerek Yusuf a hayret ve gariplik ifadesi taşıyan, itiraf edici ve onun kardeşleri Yusuf (a.s.) olduğunu te’kid eden şu soruyu sordular: ‘Yoksa sen, Yusuf musun?’ Yani, onlar bu şahsın durumuna şaşırarak gerçeği öğrenmek istediler. Zira iki seneden fazla bir müddetten beri Yusuf (a.s.)’a gidip geliyorlardı. Onun kim olduğunu bilmedikleri halde onları tanıyor ve kendisini gizliyordu. Fakat bu sefer bu sözleriyle tanımışlar ve gerçekten Yusuf (a.s.) olduğunu anlamışlardı. Sordukları sorular, tanımak için yeterli sorulardı. Ayetteki soru; açıklayıcı ve te’yid edici bir soru şeklidir, denilmiştir ki bana göre de bu görüş daha uygundur. Çünkü kardeşleri Yusuf (a.s.)’ı alâmetlerinden tanımışlardı.
İbni Abbâs (r.a.) şöyle der: “Yusuf (a.s.), başından tacı çıkarana kadar kardeşleri onu (a.s.) tanımadı. Yusuf (a.s.)’ın başının üstünde bene benzeyen bir alâmet vardı ki aynısı Yakup (a.s.) da da mevcuttu. Yusuf (a.s.) onlara ‘Siz, Yusuf a neler yaptığınızın farkında mısınız?’ deyince başındaki tacı çıkardı. Böylece kardeşleri onu (a.s.) tanıyarak kendilerinden emin bir vaziyette ” ‘Muhakkak ki sen, Yusuf sun’ dediler”.
Yusuf şöyle dedi: ‘Evet, ben âciz ve haksızlığa uğrayan Yûsufum. Allah, bana yardım etti, kuvvetlendirdi ve şu gördüğünüz nimetlere mazhar oldum. Bu da benden ayırdığınız kardeşim Bünyamin’di.” Yusuf (a.s.)’ın maksadı şuydu: “O da benim gibi zulme uğramıştı. Şimdi gördüğünüz gibi Allah Tealâ ona da nimetlerini ihsan etmiştir.”
“Allah uzun müddet ayırdıktan sonra bir araya getirerek bize nimetlerini ihsan etmiş ve dünyada ve ahirette bizi azîz kılmıştır”. Bu a’yet, “Bünyamin benim kardeşimdir. Onu istemenize bir neden yoktur” şeklindeki bir mânaya işaret etmektedir.
“Muhakkak ki Allah’dan; emir ve yasakları hususunda hakkıyla korkan ve Allah’a itaatda ve karşısına çıkan belâ ve musibetlere sabreden herkese Allah yeter. O bütün kötülükler karşısında ona kâfidir ve bütün sıkıntılardan onu kurtarır. Allah, güzel ve sâlih amel işleyenlerin ecrini, dünya ve ahirette kesinlikle zâyî etmez”. Bu ayette Allah Yusuf (a.s.)’un sabreden ve güzel amel işleyen müttakilerden olduğuna şehâdet etmektedir.
“Yusuf un kardeşleri hakkı dile getirip Yusuf un daha üstün olduğunu itiraf ederek şöyle cevap verdiler: “Allah’a yemin ederiz ki Allah seni ilimle, yumuşak huylu, güzel ahlâkla, mülkle, bollukla, yetkiyle ve peygamberlikle bizden üstün kılmıştır”. Kardeşleri, Yusuf (a.s.)’a kötülük yapıp, hakkını yediklerini ikrar ederek mazeret ileri sürmeden günahkâr ve hatalı olduklarını bildirdiler.
Böylece özür dileyip tevbekâr olduklarını bildirdikten sonra Yusuf (a.s.) kardeşlerini affederek şöyle dedi: “Yaptıklarınızdan dolayı ne bugün ne de daha sonra katımda kınanmayacak, kabahatiniz yüzünüze vurulmayacak ve azarlanmayacaksınız” Bugün, azarlanma ve ayıplanmanın zannedildiği zaman olduğu için özellikle zikredilmiştir.
Yusuf (a.s.), kardeşlerinin affedilmeleri için daha da dua ederek şöyle demişler: “Allah, sizin günahlarınızı ve zulmünüzü bağışlar. O, tevbe edenler ve kendisine ibadete dönenler için merhametlilerin en merhametlisidir.”
Yusuf (a.s.) kendisini kardeşlerine tanıtıp, onlara babasını (a.s.) sorduğunda kardeşleri “Çok ağlamaktan gözlerini yitirdi” dediler. Bunun üzerine Yusuf (a.s.), vahiy bilgisiyle onlara şöyle dedi: “Üzerindeki ya da dedelerim ve babam İbrahim, İshak ve Yakub (a.s.)’dan mîras kalan bu gömleği götürün ve varır varmaz onu babamın yüzüne sürün, eskisi gibi görmeye başlar. Çünkü gözüne inen perde Allah’ın fazl-ı keremiyle sevinç ve müjde sebebiyle yok olur. Ailenin bütün erkek, kadın ve çocuklarını bana getirin”. Rivayet edildiğine göre Yusuf (a.s.)’ın ailesi erkek, kadın ve çocuk 70 kişiydi. [1][48]