sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

DİLİN ŞEYTANİ TUZAĞI

Haziran 14, 2026 11:59
53
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

DİLİN ŞEYTANİ TUZAĞI

Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle’ye  mahsustur. Salat ve selam O’nun habibi müminlerin örneği ve önderi, yaşayan Kur’an kendisine uyulmadığı sürece kurtuluşun mümkün olmadığı son Peygamber Hz.Muhammed (s.a.v)’e O’nun ehli beytine, sahabesine ve bütün müminlerin üzerine olsun…

Sözü, mânayı bozacak veya anlaşılmaz hale getirecek derecede edebi sanatlarla süslemek, girişler yapmak, hüner göstermeye çalışmak doğru değildir. Çünkü sözde esas olan doğru ve kolay anlaşılması ve tabii bir üslupla ifade edilmesidir. Sözün süslemesine fazla ağırlık verilmesi halinde mânanın bundan zarar görmesi kaçınılmazdır. Ve bu hal, kabiliyetin tabii bir tezahürü değil de kendini zorlamanın sonucu ise daha da çirkin ve münasebetsizdir. Buna gösterişli söz söylemek (tekellüf) denir.

Tekellüf, insanın kendini gerekli olmayan bir işe zorlaması demektir. Allah Teâlâ (c.c), Peygamberimiz [s.a.v]’e şunu söylemesini emretmiştir:

“وَمَاۤ اَنَا۠ مِنَ الْمُتَكَلِّف۪ينَ”

“Ben tekellüf edenlerden değilim.”(Sad 86.Ayet)

Hz. Peygamber [s.a.v] onun hakkında şöyle buyurmuştur:

“أَنَا وَالْأَتْقِيَاءُ مِنْ أُمَّتِي بَرِيئُونَ مِنَ التَّكَلُّفِ”

“Ben ve ümmetimin muttaki kısmı tekellüften uzağız.”

وَإِنَّ أَبْغَضَكُمْ إِلَيَّ، وَأَبْعَدَكُمْ مِنِّي فِي الْآخِرَةِ: مَسَاوِيكُمْ أَخْلَاقًا: الثَّرْثَارُونَ الْمُتَفَيْهِقُونَ الْمُتَشَدِّقُونَ

“Benim için en sevimsiz ve meclisimden en uzak olanınız, ağzını eğip-bükerek edebiyat yapmak için kendini zorlayanlardır.”

Hz. Fatıma (r.anha) Hz. Peygamber [s.a.v]’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:

شِرَارُ أُمَّتِي الَّذِينَ غُذُّوا بِالنَّعِيمِ ، الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَلْوَانَ الطَّعَامِ ، وَيَلْبَسُونَ أَلْوَانَ الثِّيَابِ ، وَيَتَشَدَّقُونَ فِي الْكَلَامِ

“Ümmetimin şerlileri o kimselerdir ki, bol nimetlerle gıdalanıp, yemeklerin her çeşidini yerler, elbiselerin her rengini giyerler ve ağızlarını eğip-bükerek konuşurlar.”

أَلَا هَلَكَ الْمُتَنَطِّعُونَ. ثَلَاثَ مَرَّاتٍ.

“Dikkat edin; derin söze dalıp gereksiz yere sözü uzatanlar helak olmuşlardır.”**¹¹²

Bu sözü üç defa tekrar etti. Hadis-i şerifte geçen tanattu kelimesi “derinleşme ve ardına kadar dalmak” demektir.

Hz. Ömer (r.a) şöyle demiştir: “Çene çatlatarak deve kükremesi gibi konuşmak şeytandandır.”

Amr b. Sa’d (r.a), babası Sa’d’a gelerek bir ihtiyacını istedi. Bu münasebetle ihtiyacını istemezden önce bir konuşma yaptı. Sa’d kendisine dedi ki: Ben hiçbir zaman senin ihtiyacından bugün uzak olduğum kadar uzak olmadım. Ben Hz. Peygamber [s.a.v]’in şöyle dediğini duydum:

يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَتَخَلَّلُونَ فِيهِ الْكَلَامَ بِأَلْسِنَتِهِمْ ، كَمَا تَتَخَلَّلُ الْبَقَرُ الْكَلَأَ بِأَلْسِنَتِهَا

“Öyle bir zaman gelecek ki sığırların dilleriyle ot geveledikleri gibi insanlar da konuşmayı o şekilde geveleyeceklerdir.”

Sa’d, oğlu Amr tarafından zoraki bir şekilde süslendirilmiş ve takdim edilmiş konuşmayı hoş karşılamadı. Bu da dilin felaketlerindendir. Evet! Zorla yapılan her abartılı söz dilin afetine dahil olur. Alışılmışın sınırını aşan, etkileyici fesahat da böyledir. Konuşmalarda zoraki bir şekilde yapılan abartılar da böyledir. Çünkü Hz. Peygamber [s.a.v] bir cenin hakkında diyet ve kan bedeline hükmederken cinayet işleyenin kavminden biri “İçmemiş, yememiş, bağırmayan ve kendisinden ses çıkmamış bir kimsenin diyetini biz nasıl veririz? Oysa böyle bir kimsenin kanı hederdir ve boşa gider” dedi. Bu abartılı ve çirkin sözü dinleyen Hz. Peygamber [s.a.v] şöyle buyurdu:

اَسَجْعًا كَسَجْعِ الاَعْرَابِ

“Bedevilerin, abartılı söz yapması gibi, abartılı söz mü yapıyorsunuz?”

Onların bu şekilde abartı ve kafiye yapmalarını çirkin gördü. Çünkü onların bu konuşmalarında zorlamanın eseri apaçıktı. Her şeyde maksadını ifade etmekle yetinmek uygundur. Konuşmanın maksadı, gayeyi muhataba anlatmaktır. Onun ötesinde kalan, kötülenmiş zorlamadır. Hitabetin lafızlarını güzelleştirmek, bu kötülenmiş kısma dâhil olmaz. Aşırıya kaçmaksızın ve garip kelimeler kullanmaksızın hatırlatma da bu kısma dâhil değildir. Çünkü hitabet ve hatırlatmadan gaye; kalpleri harekete geçirmek, teşvik etmek, gönülleri yumuşatmaktır. Lafzın zarif oluşunun burada büyük bir tesiri vardır. Bu bakımdan güzel sözler, hitabet ve nasihate uygundur. İhtiyaçların belirtilmesi ve işlerin kolaylaştırılması için yapılan konuşmalara gelince; bu tür konuşmalarda abartılı sözler kullanmak, ağız boşluğunu doldurarak sesli konuşmak uygun değildir ve böyle yapmakla uğraşmak, kötülenmiş bir zorlamadır. İnsanı buna sevk eden şey riya, arkadaşlarının arasında belagat ve fesahatiyle meşhur olduğunu ispat etmekten başka bir şey değildir. Bütün bunlar kötüdür. Allah (c.c)’ın dini bunları çirkin görür ve insanı bunlardan sakındırır.

YA RABBİ!!

Bizleri özü doğru, sözü doğru, dili temiz kullarından eyle. Kalbimizde olmayanı dilimize düşürmekten, gösteriş, riya ve yapmacık sözlerle insanlara şirin görünmeye çalışmaktan bizleri muhafaza buyur.

 

Konuştuğumuzda rızana uygun, muhatabımızın gönlüne şifa olacak sadelikte ve samimiyette konuşmayı; sustuğumuzda ise tefekkür etmeyi bizlere nasip eyle. Dilimizi kelamın en güzeliyle ziynetlendir, dünyada da ahirette de hesabını veremeyeceğimiz boş ve abartılı sözlerden bizleri uzak tut.

 

Amin…

 

Velhamdulillahirabbilalemin…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. . dedi ki:

    Amin. Maşallah Rabbim ebeden razı olsun .
    Okurunuz çok olsun istifeda edebilmeyi bizlere nasip etsin 🤲