TABERİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA SEBE SURESİ 1. VE 5. AYET-İ KERİMELER
SEBE’ SURESİ
Sebe’ Suresi elli dört âyettir. Birinci âyeti Medine’de diğerleri Mekke’de nazil olmuştur.
Bu Sure-i Celile, Allaha hamd ile başlayan surelerdendir. Hamdin yalnızca Ailaha mahsus olduğunu, Allanın, yerin içine gireni, yerden çıkanı, göklen ineni ve göğe çıkanı ve diğer bütün şeyleri bildiğini beyan ediyor.
Kıyametin gelmeyeceğini söyleyen kâfirlere karşı yeminle kaydediliyor ki, kıyamet gelecektir. Göklerde ve yerde bulunan zerre miktarı birşey dahi Al-lahın İlmi dışında değildir ve herşey apaçık bir kitapta yazılmıştır.
Sure-i Celilede devamla, Davud (.s.)a Allah tarafından bir üstünlük verildiği, dağlara ve kuşlara “Davudla beraber teşbih edin.” diye emir verildiği ve demirin, Davud (a.s.)a yumuşak kılındığı ve ona zırh yapma sanatının öğretildiği haber veriliyor.
Sure-i Celilede bundan sonra, rüzgarın Süleyman (a.s.)ın emrine verildiği, erimiş bakırın, onun için, kaynağından su akar gibi akıtıldığı, cinlerin bir kısmının da, Allah tealamn emriyle Süleyman (a.s.)ın emrinde çalıştıkları, onun için saraylar, havuzlar kadar çanaklar ve sabit kazanlar yaptıkları beyan ediliyor. Cinlerin, Hz. Süleyman’ın öldüğünü, onun dayandığı bastonun kırılıp yere düşmesiyle öğrendiklerini, böylece cinlerin, gaybı bilmediklerinin ortaya çıktığı açıklanıyor.
Bundan sonra Sebe’ kavminden haber veriliyor. Sure adını <Ja buradan alıyor. Sebe’ kavmi, bağlık bahçelik bir ülkede yaşıyorlardı. Orada Allanın her türlü nimetlerinden faydalanıyor fakat bu nimetleri kendilerine veren AİIahı inkar ediyor, ona ibadetten yüzçeviriyorlardı. Sonunda Allah teala onlara “Arim” selini gönderdi. O güzel ve bol nimetlerini helak etti. Zira onların memleketleri mamur, şehirleri güzeldi. Şehirden şehire kolayca gitme vasıtalarına sahip idiler. Fakat bu nimetler karşısında sunardılar da: “Ey rabbimiz, bizim yolculuğumuzu uzat.” demeye başladılar. Böylece İblise uyduîar ve sonunda felakete uğradılar.
Sure-i Ccliledc bundan sonra, Peygamber efendimizin, bir uyarıcı olarak gönderildiği, müşriklerin ise vaadedilen kıyametin ne zaman geleceğini sordukları beyan ediliyor ve herkes için dünyada belirli bir zamanın bulunduğu bu sürenin ne öne alınabileceği ne de geri bırakılabileceği beyan ediliyor.
Âhireiie, bu dünyadayken büyüklük tamlayanlarla onlara tabi olan zayıfların münakaşa edecekleri ve zayıfların, kendilerini hak yoldan alıkoyan ve büyüklük taslayanları suçlayacakları, onların da bu suçlamaları reddedecekleri haber veriliyor.
Rızkı ancak Allanın tayin ettiği, onun, dilediğine bol rızık verip dilcdiği-ninkini de daralttığı beyan ediliyor.
Peygamberimizin, müşriklere, Allaha yönelmelerini ve bu tebliğ için onlardan bir ücret istemeyeceğini söylemesini de emrediyor ve Sure-i Celile, kâfirleri uyaran ve onları tehdit eı.\en ifadelerle son buluyor.[1][1]
Rahman ve Rahim olan Altahın adıyla.
1- Hamd, göklerde ve yerde ne varsa kendisinin olan Allaha mahsustur. Âhirctlc de hamd ona mahsustur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, lıcr-şeyden haberdardır.
Allah teala bu âyet-i kerimede, övülmenin, dünyada da âhirette de ancak kendisine mahsus olduğunu, zira dünyada da âhirette de övülmeyi gerektiren bütün nimetlerin ve lütuflann kendisi tarafından verildiğini ve emirlerinde ve yaptıklarında hikmet sahibi olduğunu ve herşeyden haberdar okluğunu beyan etmektedir. [2][2]
2- O, yerin içine gireni ve yerden çıkanı, gökten ineni ve göğe çıkanı bilir. O, çok merhamet edendir, çok affedendir.
Allah öyle bir yaratıcıdır ki, yerin içine giren.sular, tohumlar ve ölüler gibi şeyleri, yerden dışarıya çıkan ağaçlan, bitkileri, kuyuları, mücevherleri ve madenler gibi şeyleri, gökten inen yağmur, rıziklar, bereketler ve vahiy gibi şeyleri ve göğe yükselen melekler ve ameller gibi şeyleri bilir. Allah, tevbe edenlere karşı merhamet edendir ve onların günahlarını çok bağışlayandır. [3][3]
3- Kâfirler: “Kıyamet saati bize gelmeyecektir.” dediler. Ey Muham-med, sen onlara şöyle de: “Hayır, gaybı bilen rabbimc yemin olsun ki kıyamet saati size mutlaka gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar birşey dahi ondan gizli değildir. Bundan daha küçük ve daha büyük hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta mevcut olmasın.”
Ey Muhammet!, Allanın, varlıkları yok ettikten sonra tekrar diriltmeye kadir olduğunu inkar eden kâfirler, kıyametin kopacağını yalanlarlar. Senin vaadinle alay etmek için bunu böyle yaparlar. Sen onlara de ki: “Gaybı bilen rabbi-me yemin olsun ki kıyamet mutlaka birgün gelip çatacaktır. Ancak onun ne zaman gelip çatacağını sadece rabbim bilir. Zira göklerde ve yerde zerre kadar birşey onun bilgisi dışında değildir. O, zerreden daha küçük veya daha büyük herhangi bir şey yoktur ki apaçık bir kitap olan Levh-i Mahfuzda yazılmış olmasın veya Allanın bildiği şekilde apaçok ortada olmasın.
AIlah teala, Kur’an-ı Kerim’de üç yerde kıyametin kopacağına dair rab-bine yemin etmesini emretmiştir. Bunlardan biriı Yunus Suresinin elli üçüncü âyeti, ikincisi bu âyet-i kerime, üçüncüsü ise Teğabün Suresinin yedinci âyetidir. [4][4]
4- (Kıyamet saati mutlaka gelecektir ki) Allah, iman edip salih ameller işleyenleri mükafaallandırsın. İşte onlar için, mağfiret ve güzel bir rizık vardır.
Kıyamet saati mutlaka gelecektir. Veya Allah, herşeyi Levh-i Mahfuzda tesbit etmiştir ki, Allaha ve Peygamberine iman eden, Allahın ve peygamberinin emirlerini tutup yasaklarından kaçınanları yaptıklarına karşılık müafaatlandır-sın. İşte bu kişiler için, rableri tarafından, günahlarının bağışlanması ve cennette güzel rızıklar vardır. [5][5]
5- Âyetlerimiz hakkında bizi âciz bırakmaya yeltenenlere gelince: Onlar için çok kötü ve can yakıcı bir azap vardır.
Allah, herşeyi Levh-i Mahfuzda tesbit etmiştir ki, Allahın âyetleri hususunda ona galip gelmek için uğraşanları cezalandırsın. İşte onlar için çok kötü ve can yakıcı bir azap vardır.
*Müşrikler: “Bu Kur’anı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki bu yolla galip gelirsiniz.”[6][6] âyetinde de beyan edildiği gibi, Aliahı, âyetleri hususunda âciz bırakabileceklerini zannediyorlardı. İşte bu âyet-i kerime, böyle düşünenlerin akıbetlerinin nasıl olacağını açıklamaktadır. [7][7]