Amelin Makbul Olmasının Şartı
Bismillahirrahmanirrahim
Hamd Alemlerin Rabbi Rahman Rahim din gününün sahibi Allah cc.ya mahsustur.
Salat ve selam alemlere rahmet olarak gönderilen , kendisine itaat etmediğimiz sürece cennetin imkansız olduğu Hz.Muhammed sav.e aline ashabına ve bütün müminlerin üzerine olsun inşallah…
Yüce Allah, peygamberlerini insanlara yalnızca vahyi tebliğ etmek için değil, aynı zamanda doğru yolu göstermek ve kulluğun nasıl yaşanacağını öğretmek için göndermiştir. Bu sebeple bir amelin Allah katında makbul olmasının en önemli şartlarından biri, ihlâs ile birlikte Resûlullah’ın (s.a.s.) sünnetine uygun olmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ, son peygamber Hz. Muhammed’i (s.a.s.) daha önceki kutsal kitaplarda müjdelenen ümmi peygamber olarak tanıtır ve şöyle buyurur:
“Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o ümmi Peygamber’e uyarlar. O, onlara iyiliği emreder, kötülükten sakındırır; temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar; üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman eden, ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla indirilen nura uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır.”
(el-A’râf, 7/157)
Bu ayet, kurtuluşun yalnızca Allah’a inanmakla değil, O’nun gönderdiği Resûl’e ittiba etmekle gerçekleşeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim Hz. Îsâ (a.s.) da kendisinden sonra gelecek olan son peygamberi müjdelemiştir:
“Meryem oğlu İsa şöyle demişti: ‘Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim; benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim.'”
(es-Saff, 61/6)
Buna rağmen Yahudilerin bir kısmı Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğini kabul etmemiş, ibadet ettikleri hâlde dualarının kabul edilmediğinden yakınmışlardır. Rivayetlerde onların, “Oruç tuttuk kabul edilmedi, namaz kıldık nur bulmadı, sadaka verdik faydasını görmedik.” dedikleri nakledilir. Bunun üzerine Allah Teâlâ’nın, onların haramla beslenmeleri, hakka karşı gelmeleri ve peygamberi inkâr etmeleri sebebiyle ibadetlerinin kabul edilmeyeceğini bildirdiği rivayet edilmiştir (Taberî, Tefsîr, XV, 26 vd.).
Bu hakikat, ibadetlerin sadece şeklen yapılmasının yeterli olmadığını göstermektedir. Amelin kabulü için hem ihlâs hem de sünnete uygunluk şarttır. Resûlullah (s.a.s.) bu ölçüyü şöyle ifade buyurmuştur:
“Kim, bizim işimize (dinimize) uygun olmayan bir amel işlerse, o amel reddedilmiştir.”
(Müslim, Akdıye, 18.)
Bu hadis, İslam’da ibadetlerin kabul ölçüsünü ortaya koyan en temel esaslardan biridir. İmam Nevevî, bu hadisin dinin en büyük kaidelerinden biri olduğunu ifade etmiş; İbn Receb el-Hanbelî ise Câmiu’l-Ulûm ve’l-Hikem adlı eserinde, amellerin zahirde sünnete uygun olmadıkça Allah katında makbul olmayacağını açıklamıştır.
Nitekim Allah Teâlâ da şöyle buyurur:
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”
(Âl-i İmrân, 3/31)
Demek ki Allah sevgisinin en açık delili, Resûlullah’ın sünnetine uymaktır. Sünnetten uzak yapılan ibadetler, kişiyi zahiren meşgul etse bile Allah katında beklenen değeri bulmayabilir. Çünkü din, insanların kendi görüşleriyle şekillendirilecek bir alan değildir; vahiy ve sünnetle tamamlanmıştır.
Sonuç olarak, müminin görevi sadece ibadet etmek değil, ibadetini Kur’ân ve Sünnet ölçüsüne göre eda etmektir. İhlâsla yapılan ve Resûlullah’ın (s.a.s.) gösterdiği şekilde yerine getirilen amel, Allah katında makbul olur. Bu sebeple her Müslüman, amellerini daima şu ölçüyle değerlendirmelidir: “Bu yaptığım işi Resûlullah (s.a.s.) yapmış mı, tavsiye etmiş mi?” Eğer cevap evet ise o amel umut edilir ki makbuldür; aksi hâlde ise hadiste bildirildiği üzere “merduttur (reddedilmiştir).”