VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA EN’AM SURESİ 116. VE 121. AYET-İ KERİMELER
Müşriklerin Sapıklıkları Ve Onların Kestiklerinin Yenilmesinin Yasaklanması
116- Eğer yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna itaat edersen seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zan-na uyarlar ve yalnız yalan söyleyip dururlar.
117- Muhakkak ki Rabbin, yolundan sapanları en iyi bilendir ve O hidayet bulmuş olanları da en iyi bilendir.
118- Artık üzerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yiyin; tabiî O’nun ayetlerine jn»Tiftnlar iseniz.
119- Size ne oluyor ki üzerine Allah’ın adı anılan şeyden yemiyorsunuz? Halbuki zaruret dolayısıyla ona ihtiyaç duymanız hali müstesna, size haram kıldıklarını o nw” uzadıya açıklamıştır. Doğrusu bir çokları heva ve heveslerine uyarak bilgisizce saptırıyorlar. Şüphesiz ki Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir.
120- Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Çünkü günah işleyenler kazanmakta oldukları yüzünden cezalandırılacaklardır.
121- Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin. Çünkü bu bir fısktır. Doğrusu şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi velilerine telkinde bulunurlar. Şayet onlara itaat ederseniz şüphesiz ki siz de müşrikler olursunuz.
Nüzul Sebebi
- ayet-i kerime olan “Artık üzerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yiyin” buyruğunun nüzulü ile ilgili olarak Ebu Dâvud ve Tirmizî, İbni Abbas’tan şöyle dediğini rivayet ederler: Bazı kimseler Resulullah’m yanına gelerek şöyle dedi: Ey Allah’ın rasulü, bizim öldürdüğümüzden yiyoruz da Allah’ın öldürdüğünü yemiyoruz (neden)? Bunun üzerine Yüce Allah “Artık üzerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yiyin… Şayet onlara itaat ederseniz şüphesiz ki siz de müşriklerden olursunuz” (En’am, 118-121) buyruklarını indirdi.
Ebu Dâvud, Hâkim ve başkaları da İbni Abbas’tan Yüce Allah’ın, “Doğrusu şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi velilerine telkinde bulunurlar…” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etmektedirler: (Müşrikler) dediler ki: Allah’ın kestiğini yemiyorsunuz da kendi kestiklerinizi yiyorsunuz (neden)? Bunun üzerine Yüce Allah bu ayet-i kerimeyi indirdi.
“Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin…” mealindeki 121. ayet-i kerimenin nüzulüne gelince: Müşrikler, “Ey Muhammed, şu ölen koyunun durumunu bize bildir, onu kim öldürdü?” diye sordular ve Hz. Peygamber “Ölen koyunu öldüren Allah’tır” deyince şöyle dediler: Sen ise “Kendinin ve arkadaşlarının öldürdükleri helâldir; köpeğin, doğanın (avlanırken) öldürdüğü helâldir, Allah’ın öldürdüğü ise haramdır iddiasında bulunuyorsun?” Bunun üzerine Yüce Allah bu ayet-i kerimeyi mdirdi. [1][14]
Taberanî ve başkalarının rivayetine göre İbni Abbas şöyle demiştir: “Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin” ayet-i kerimesi nazil olunca İranlılar, Kureyş’e “Muhammed ile bu konuyu tartışın ve ona şöyle deyin” diye haber gönderdiler: “Senin elindeki bıçakla kestiğin helâl oluyor da Allah’ın altından şemşîr (Farsça kılıç demektir) ile kestiği -yani meyte- haram oluyor öyle mi?” Bunun üzerine Yüce Allah, “Doğrusu şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi velilerine telkinde bulunurlar” buyruğunu indirdi. Yani burada şeytanlardan kasıt bu telkinde bulunan Farisîler, onların dostları ise Kureyşlilerdir.
Bu konuda İkrime’nin ifadesi ise şöyledir: Mecusi olan Farisîler, Yüce Allah meytenin haram kılındığına dair hükmü indirince, cahiliyede dostları olan Kureyş müşriklerine -ki aralarında mektup teatisi oluyordu- şöyle yazdılar: Muhammed ve arkadaşları kendilerinin Allah’ın emrine uyduklarını ileri sürmektedirler. Yine kendilerinin kestiklerinin helâl, Allah’ın kestiklerinin ise haram olduğunu iddia etmektedirler. Bu telkinlerden dolayı bazı Müslümanların içine bazı şüpheler düştü. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayet-i kerimeyi indirdi. [2][15]
Açıklaması
Sapık ve müşrik kimselerin izledikleri yollara Hak ve Kur’an-ı Kerim şeri-atinde iltifat edilmez. Çünkü onlar fasit zanlarma uyarak yanlış yolda yürümektedirler. Ey Muhammed! Sen ve sana tabi olanların hepsi yeryüzünde bulunanların çoğunluğunu teşkil eden kâfir ve müşriklere din hususunda uyarak Allah’ın sana indirdiklerine muhalefet edecek olursan, seni Allah’ın dininden, düzeninden, yolundan, hakkın, adaletin istikametin yolundan saptırıp uzaklaştırırlar. Çünkü onlar ancak hevalara, batıl ve yalan zanlara tabi olmakta, ilâhî belgelere, aklî delillere hiç bir değer ve kıymet vermemektedirler. Onlar ancak tahmin eden, kıskanan yahut da doğru ve gerçekle hiç bir ilişkisi bulunmayan zanlarda bulunan kimselerdir. Tıpkı meyve tutmaya başlamış hurma ağaçları ve üzüm bağlarına ve diğer ağaçlara bakıp bunların ne kadar meyve vereceklerini tahmin eden kimseninki gibi tahminlerde bulunuyorlar. Onların inançları bu şekilde delilsiz sezgi ve tahminlere dayalıdır; belge ve delillere dayalı değildir.
İşte bu da şunu göstermektedir ki, yeryüzünde bulunanların çoğunluğu itikat bakımından sapık kimseler idiler. Bundan dolayı şirkten ayrılmadılar. Peygamberlik hususunda da böyleydiler. O bakımdan peygamberliği inkâr ettiler. Meyteyi helâl kabul etmek, kanı, şarabı helâl kabul etmek, davarları bahire, sâibe ve vasile adlarıyla haram kabul etmek gibi teşriî hükümlerde de onlar sapıklık içindeydiler. Bu buyruk Yüce Allah’ın şu ayet-i kerimelerini andırmaktadır: “Andolsun ki onlardan önce, öncekilerin çoğunluğu sapmışlardı.” (Saffat, 37/71); “Sen hırs göstersen dahi insanların çoğunluğu iman edecek değildir.” (Yusuf, 12/103).
Şüphe yok ki senin Rabbin, kendisinin dosdoğru yolundan sapanları bildiği gibi, dosdoğru yolu izleyen ve hidayet bulanları da bilir. Durum müşriklerin zannettikleri gibi değildir. Bu şekilde Yüce Allah, daha önce gelen sapık kimselerin yolu ile şirk ehlinin nevalarının ardından gidenlerin yolunu reddetmenin zorunlu olduğunu daha pekiştirici bir halde vurgulayarak, o yoldan sakmdır-maktadır.
Yüce Allah, Allah’tan başkası adına hayvan kesmeyi şirkin esaslarından kabul ettiğinden ve insanların çoğu sapıklık ve küfür içerisinde bulunduklarından dolayı, Allah’a inancın esaslarından olan bir hususu açıklamaktadır. O da Allah’ın adı anılarak kesilen ve Allah adına boğazlanan hayvanların etlerinden yemektir. İşte Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Artık üzerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yiyin…” Yani putlar adına, heykellere, Allah’tan başkası adına kesilenlerden uzak durup sakının. Üzerlerinde yalnız Allah’ın adı anılmış olanlardan yiyin. Eğer sizler hidayete, nura, doğru akideye ileten Allah’ın ayetlerine inanıp tasdik eden kimseler olup bunlarla çelişen şirk, putperestlik ve sapıklığı yalanlayıp reddeden kimseler iseniz, böyle yapacaksınız.
İşte bu, Yüce Allah’ı mümin kullarına, üzerlerine Allah’ın adı anılarak kesilenleri yemenin açıkça mubah kılındığını bildirmektedir. Böylelikle Allah’a inanç esası daha bir sağlamlaştırılmakta ve kestikleri hayvanları ibadet şekillerinden, din ve inanç esaslarından kabul edip kestikleri hayvanlarla ilâhlarına yaklaşmaya çalışan Arap müşrikleri ile onların dışında kalan diğer müşriklerin kanaatlerini reddetmektedir.
Ayet-i kerimeden anlaşılan şudur: Kureyş kafirlerinin, kesilmeden ölmüş hayvan etinin ve putları için kesilmişlerin yenmesini kendilerine mubah gördükleri gibi, müslümanlara Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanın eti yenmesi mubah değildir.
Müfessirlerin cumhuru bu ayet-i kerimede iki şekilde anlaşılan bir hasr olduğu görüşündedir. Birincisi, bundan önceki ayet-i kerimede söz konusu edilen sapıklara uymamak ile ilgili ifadelerdir; ikincisi ise Yüce Allah’ın, “Tabi, onun ayetlerine inananlar iseniz” buyruğundaki şarttan anlaşılmaktadır. Buna göre ayet-i kerimenin manası şöyle olur: O halde sizler, yalnızca Allah’ın adı anılarak kesilen hayvanlardan yiyiniz, bunları aşarak meyte hükmünde olanların etinden yemeyiniz. Daha sonra Yüce Allah, Allah’ın adı anılarak kesilenlerden yemeyi teşvik etmekte, Allah’ın adı anıldığı halde onlardan yemeyi terk etmeye kendilerini mecbur tutan bahire, sâibe ve bunlara benzer hayvanlardan yememelerini reddederek şöyle buyurmaktadır: “Size ne oluyor ki, üzerine Allah’ın adı anılan şeylerden yemiyorsunuz…” İşte bunda cahiliye âdetlerini, onların tutarsız itiraz ve kuşkularını reddetmenin zorunlu olduğuna bir işaret vardır.
“… size haram kıldıklarını O uzun uzadıya açıklamıştır.” Yani üzerlerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yemenize engel olan herhangi bir şey yoktur veya bunlardan yemenize engel olan nedir? Üstelik Yüce Allah şu buyruklarında sizlere neyi haram kıldığını da açıklamış bulunmaktadır: “De ki: Bana uah-yolunanlar arasında bir kimsenin yiyeceği içinde ölüden, dökülen kandan, murdar olan domuz etinden yahut Allah’tan başkasının adına boğazlanmış bir fısk-tan başka haram kılınmış bir şey bulmuyorum…” (En’am, 6/145). Bu buyruğun diğer bir anlamı da şudur: Putlar, peygamberler ve salihler gibi Allah’tan başkasının adı anılarak kesilenler, helâl kılınanların dışında kalmaktadır.
Daha sonra Yüce Allah zaruret halini istisna ederek şöyle buyurmaktadır: “Halbuki zaruret dolayısıyla ona ihtiyaç duymanız hali müstesna…” Yani size haram olduğu halde ondan yemek zorunda kaldığınız şeyler müstesnadır. Zaruret halinde bunlardan bulduğunuzu yemek, sizin için mubahtır. İşte bu ayet-i kerime ve benzerlerinde şu, “Zaruretler mahzurları mubah kılar” kaidesi ile “Zaruret, miktannca takdir olunur” şeklindeki şer”î kaideler çıkartılmıştır. Daha sonra Yüce Allah meyteler ve Allah’tan başkasının adı anılarak kesilen hayvanları helâl kabul etmek şeklindeki tutarsız görüşleri hususunda müşriklerin cahilliklerini açıklayarak şöyle buyurmaktadır: “Doğrusu bir çokları heva ve heveslerine uyarak bilgisizce saptırıyorlar.” Yani kâfirlerin büyük bir çoğunluğu batıl olan heva ve arzularına uyarak kesinlikle hiç bir bilgiye dayalı olmadan helâli haram, haramı da helâl kılmak suretiyle insanları saptırmaktadırlar. Onların bu yaptıkları nevalarına uymaktan başka bir şey değildir. Allah onların haddi aştıklarını, yalan söylediklerini, iftira ettiklerini çok iyi bilir. Bu haksızlıklarından ve hadleri aşmalarından dolayı kaçınılmaz olarak onları cezalandıracaktır. Bahire ve şaibeleri yasalaştıran, meyte yemeyi ve bir peygamber, bir put ya da bir heykelin adı anılarak, Allah’tan başkası adına kesilenleri, yemeyi helâl kabul eden Amr b. Luhay ve onun kavmi bu kabildendir. Daha sonra Yüce Allah bütün günah ve masiyetleri terk etmeyi emrederek şöyle buyurmaktadır: “Günahın açığını da gizlisini de bırakın…” Yani açığa vurduğunuzla, gizlisiyle, azıyla, çoğuyla bütün masiyetleri ve bütün haramları işlemeyi terk edin. Bunlar, ister fahişelerle zina gibi azalarla yapılan günahlar olsun, isterse kin, kıskançlık, kibir, hile, tuzak gibi kalplerin fiillerinden olsun, isterse de metres, arkadaş ve gizli dostlarla zina türünden olsun, değişen bir şey yoktur. Yüce Allah’ın şu buyruğunda açıklanan zaruret sınırını aşmak da masiyetlerdendir: “Kim mecbur kalırsa haddi aşmamak ve kimseye saldırıda bulunmamak şartıyla (yiyebilir); şüphesiz Rabbin günahları bağışlayandır, Rahîm olandır.” (En’âm, 6/145); “Kim son derece aç ve çaresiz kalır da günaha meyletmeksizin (yemeye) mecbur kalırsa, şüphesiz Allah bağışlayandır, Rahîm’dir.” (Mâide, 5/3).
Günah (ism), sözlükte çirkin olan şey demektir. Şer’an ise Allah’ın haram kıldığıdır. Allah, zararı olmayan hiç bir şeyi haram kılmamıştır. Doğru olan İb-ni Kesir’in de belirttiği gibi ayet-i kerimenin bütün bu hususlarda genel olduğudur. Bu ise sözü edilen husustur. Bu ayet-i kerime Yüce Allah’ın şu buyruklarını da andırmaktadır: “De ki: Rabbim açığıyla, gizlisiyle bütün hayasızlıkları haram kılmıştır.” (A’raf, 7/33). Bundan dolayı Yüce Allah burada şöyle buyurmaktadır: “Çünkü günah işleyenler kazanmakta oldukları yüzünden cezalandırılacaklardır. ” Yani onların işledikleri ister açık ister gizli olsun, şüphesiz Allah bunun cezasını verecektir. Yani Allah, masiyet işleyenleri, tevbe etmeksizin isyanları üzere öldükleri takdirde mutlak cezalandıracaktır. Ahmed ve Dâ-rimî’nin hasen bir isnadla rivayet ettikleri en-Newâs b. Sem’ân yoluyla gelen hadis-i şerifte günahın tarifi şöyle yapılmaktadır: “Günah (ism), ruhta huzursuzluk yapan, kalpte tereddüt doğuran şeydir.” Müslim’in rivayetinde ise şöyledir: “Günah, nefsinde rahatsızlık uyandıran ve insanların haberdar olmalarından hoşlanmadığın şeydir.”
Sağlıklı ve samimi olarak tevbe edip günahlarına pişman olan kimseye gelince, şüphesiz ki Allah onun işlediği günahları bağışlar. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Fakat bunun dışında kalanları dilediği kimselere bağışlar.” (Nisa, 4/116). Aynı şekilde kötülüğün sonrasında iyiliği işlemek de kötülüğü siler. Çünkü Yüce Allah, “Muhakkak iyilikler kötülükleri giderir.” (Hud, 11/114) buyurmaktadır. Ebu Zerr, Cündeb b. Cünâde ile Muâz b. Cebel tarafından rivayet edilen Tirmizî’de yer alan hadis-i şerifte şöyle denilmektedir: “Kötülüğün akabinde iyilik işle ki o iyilik kötülüğü silsin.”
Daha sonra Yüce Allah bundan önceki emirden anlaşılanın zıddını açıkça yasakladığını belirtmektedir ki, o da şudur: “Artık üzerine Allah’ın adı anılmış olanlardan yiyin.” Bundan sonra burada da “Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin…” diye buyurmaktadır. Yani ey müminler, kesilmeden ve üzerine Allah’ın adı anılmadan ölenleri de, Allah’tan başkası adına kesilenleri de yemeyiniz. Bunlar ise -müşriklerin putlarına kestikleri gibi Allah’tan başkası adına kesmek ve bu şekilde kesilenlerden yemek- bir fısk ve bir masiyettir. Atâ, Yüce Allah’ın, “Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin” buyruğu hakkında şöyle demektedir: Yüce Allah Kureyşlilerin putları için kestikleri bir takım kurbanlardan yemeyi yasakladığı gibi, mecusîlerin kestiklerini yemeyi de yasaklamaktadır.
Bu ifadelerden ilk olarak anlaşılan, Allah’ın adının anılmaması şeklindeki hususun hayvanlara tahsis edilmesidir. Böylelikle üzerine Allah’ın adı anılmamış hayvanlardan yemek yasaklanmaktadır. Buna göre meyte ile Allah’tan başkasının adı anılarak kesilenlerin yenmesi haram olmaktadır.
Daha sonra Yüce Allah, meytelerin haram olması hususunda müşriklerin tartışmalarına şöylece cevap vermektedir: “Doğrusu şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi velilerine telkinde bulunurlar…” Yani ins ve cin şeytanları velileri olan, yardımcıları olan müşriklere Muhammed ve ashabı ile az önce geçtiği şekilde meytenin yenilmesi hususunda tartışmaları için vesveseler vermektedir. Şüphesiz ki sizler onların ileri sürdükleri meytenin helâl oluşu hususunda kendilerine itaat edecek olursanız, gerçekten siz de onlar gibi müşrik olursunuz. Çünkü o takdirde sizler Allah’ın size verdiği emirlerden sizin için ön gördüğü şeriatın yasalarından başka sözlere yönelmiş, onun emir ve buyrukları yerine başkalarının emir ve buyruklarına öncelik vermiş olursunuz. İşte bu, şirkin ta kendisidir. Yüce Allah’ın şu buyruğunda olduğu gibi: “Onlar hahamlarını, rahiplerini Allah’tan başka rabler edindiler.” (Tevbe, 9/31). Tirmizî, bu ayet-i kerimenin tefsirinde Adiyy b. Hâtim’den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Ey Allah’ın rasulü! Onlar ilim adamlarına ibadet etmemişlerdi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Aksine ettiler. Çünkü ilim adamları kendilerine helâli haram, haramı da helâl kıldılar. Onlar da ilim adamlarına uydular. İşte halkın ilim adamlarına ibadetleri buydu.”
Zeccâc der ki: Bu buyrukta şuna da delil vardır: Yüce Allah’ın haram kıldıklarından herhangi bir şeyi helâl kabul eden, yahut helâl kıldıklarından herhangi bir şeyi haram kabul eden bir kimse müşriktir. Çünkü bu kimse Allah’tan başka bir şeriat ve kanun koyucu tespit etmiş demektir ki, şirk denilen şey de bizzat budur.
Yüce Allah’ın, “Şayet onlara itaat ederseniz…” buyruğunda bir yemin takdir edilir. Yani, andolsun ki onlara itaat edecek olursanız, şüphesiz sizler şirk koşmuş olursunuz. Böylelikle yeminin cevabı şartın cevabına gerek bırakmamaktadır. [3][16]