BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
KALBİNDEKİ SESSİZ ŞAHİT
Hamd, bizleri yoktan var eden, iman nimetiyle şereflendiren, rahmeti her şeyi kuşatan Âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Senâ, azameti gökleri ve yeri dolduran, hikmetiyle her işi yerli yerince yapan Rabbimize aittir.
Salât ve selâm, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) üzerine olsun.
Onun âline, ashabına ve onun izinde yürüyen tüm müminlerin üzerine de sonsuz selâm ve rahmet olsun.
Sabır, insanın kalbinde açılan en sade ama en derin kapılardan biridir. Tevekkül ise o kapıdan içeri giren huzurun adıdır. Bazen hayatın yükü insanın omuzlarına ağır gelir; sorular çoğalır, yollar uzar, imtihanlar büyür. Fakat tam o anda hatırlanması gereken büyük bir gerçek vardır: Allah hiçbir yükü boşuna vermez, hiçbir gecenin ardını sabahsız bırakmaz.
Nahl Sûresi 78. Ayeti Kerime’de buyurulduğu gibi, Allah insana işitme, görme ve kalp vererek onu bilinçli bir yolculuğa çıkarmıştır. Bu yolculuğun en sağlam azığı sabır, en emniyetli sığınağı ise tevekküldür. Sabır, “boyun eğmek” değil; olanı Rabbinden bilerek kalbini diri tutmaktır. Tevekkül ise sonucu Allah’a bırakırken gayreti elden bırakmamak, kalbi teslimiyetle güçlendirmektir.
Mülk Sûresi 2. Ayet de bize hayatın ve ölümün bir imtihan olduğunu haber verir. İnsanın bu imtihandaki asıl başarısı, inişlerin ve çıkışların arasında Allah’a olan yönelişini kaybetmemesidir. “Dünya bir gölge gibidir.” Gölge uzar, kısalır, yer değiştirir ama sonunda kaybolup gider. Gölgenin peşinden koşan yorulur; fakat gölgenin sahibine yönelen huzur bulur.
Sabır, zamanın içindeki hikmeti görmektir. İnsan bazen şimdi göremediği bir hayrın ileride açılacak kapısını sonradan fark eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur: “Müminin işi ne hoştur! Çünkü başına bir musibet gelse sabreder, hayır olur; bir nimet gelse şükreder, yine hayır olur.”
Tevekkül eden kalbin en belirgin özelliği budur: Dünya sarsılsa bile o sarsılmaz, çünkü bilir ki: “Allah bana yeter.”
Bazen hayatın akışı insanı kırar. Bir söz incitir, bir olay yorar, bir kayıp sarsar. Fakat sabır, kalbin çatlayan yerlerini ilahî bir merhemle onarır. Tevekkül ise “Ben elimden geleni yaptım; gerisini Rabbime bıraktım” diyebilme olgunluğudur. Bu teslimiyet bir zayıflık değil; aksine insanı ayakta tutan en güçlü duruştur. Çünkü insan gücünün sınırlı olduğunu fark ettiğinde, sınırsız olana yaslanmayı öğrenir.
Bir çok eserde İmam Gazzâlî’ye nispet edilen bir sözde şöyle geçer: “Kalbin huzuru, dünyanın geçiciliğini anlamakla başlar.”
İnsan, dünyanın faniliğini idrak ettiği anda sabır kolaylaşır. Çünkü bilir ki hiçbir sıkıntı ebedî değildir. Aynı şekilde hiçbir mutluluk da mutlak değildir. Asıl olan, kalbin Allah ile olan bağını koruyabilmesidir. Tevekkül, işte bu bağın en güçlü halidir.
Dua sabrı güçlendirir, sabır tevekkülü derinleştirir, tevekkül ise kulun Rabbine güvenini sabitleştirir. Bir mümin için asıl kayıp, başına gelen belanın kendisi değil; o bela anında Allah’tan kopan kalptir. Asıl kazanç ise zorluk içinde bile Rabbine yönelmiş bir yürektir.
Belki bugün kalbinde ağırlık var. Belki cevaplanmamış duaların, bitmeyen bekleyişlerin ya da anlamlandıramadığın yolların içindesin. Ama bil ki Rabbine emanet ettiğin hiçbir şey zayi olmaz. Bir gözyaşın, bir sabrın, bir iç çekişin bile karşılıksız değildir. Kur’an’ın: “Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir” müjdesi, yalnızca bir cümle değil; hayatın içindeki en sağlam dayanaklardan biridir.
Yol uzun görünebilir, günler ağır geçebilir. Fakat yardım çoğu zaman sandığından daha yakındır. Sabırla atılan adımlar, tevekkülle edilen dualar ve Allah’a güvenen bir kalp… İşte bunlar insanı en karanlık geceden bile aydınlığa çıkarır.
Unutma: Sabır seni olgunlaştırır, tevekkül seni güçlendirir, Allah’a yakınlık ise bütün yaralarını sarar.
Ve kalbindeki o sessiz şahit —Allah— seni görüyor, biliyor ve seni asla sensiz bırakmıyor.