sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 5. VE 6. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 5. VE 6. AYET-İ KERİMELER
Ocak 4, 2026 09:57
28
A+
A-

Nerede Bulunurlarsa Bulunsunlar Arap Müşrikleriyle Savaşın Farz Oluşu

 

5 “Haram olan o aylar çıktığı zaman, artık o müşrikleri, nerede bulursanız

öldürün, onları yakalayın, onları hap- sedin, onların bütün geçit yerlerini tu- *un- Eğer tevbe ederler, namaz kılarlar> zekât verirlerse, yollarını serbest  bırakın. Gerçekten Allah çok bağışlayı- cıdır, çok esirgeyicidir.

 

Açıklaması

 

Bu, kılıca başvurmayı emreden ayettir. Çünkü içinde savaş emri vardır. Bunun manası şudur: Müslümanlarla müşriklerin birbirleriyle savaşmaları haram kılman dört haram ay -müfessirlerce tercih edilen görüşe göre, kurban bayramının birinci gününden başlayıp Rebiülahir’in onuncu gününe kadar de­vam eden süre- çıkınca, onlara şu aşağıdaki tedbirlerden, alınmasını gerekli gördüğünüzü yapın:

1- Harem-i Şerifte, ya da dışında nerede bulunurlarsa, onları öldürmeniz.

2- Dilerseniz, onları esir almanız. Esir almak; öldürmek, fidye almak veya imamın uygun görmesi halinde iyilik edip serbest bırakmak için olur.

3- Kale, sığınak gibi bulundukları yerlerde onları kuşatmanız, teslim olun­caya, onlara dikte ettireceğiniz şartlara razı oluncaya kadar çıkmalarına engel olmanız. Ta, siz onlara izin verip onlar size güven vererek girinceye kadar.

4- Onları teslim olmaya, ya da öldürmeye mecbur bırakıncaya, kalblerine sizden korkma duygusunu dolduruncaya kadar, onları geçecekleri her yerde, her yolda ve her geçitte gözetlemeniz.

Eğer onlar küfürden ve size karşı savaş ve düşmanlığa sevkeden şirkten tevbe edip, kelime-i şehadeti söyleyip İslâmiyete girerlerse, namaz ve zekât gi­bi rükünlerine sarılırlarsa, yollarını açın, serbest bırakın, onları halleriyle baş-başa bırakın. Bilin ki Allah, kendisinden bağış isteyeni bağışlayıcı, kendisine tevbe edene merhamet edicidir.

Şüphesiz Allah kelime-i şehadetin ardmdan kendi hakkı olan namaz kılma­ya dikkat çekiyor. Çünkü o, kelime-i şehadetten sonra, İslam rükünlerinin en şe-reflisidir. Namazdan sonra da zekat vermeye dikkat çekmiştir. Çünkü o yaratık­larla ilgili işlerin en şereflisidir. İslâm’da sosyal yardımlaşmayı gerçekleştirir, fa­kirlik probleminin çözümüne katkıda bulunur, fakirlerin faydasma olan bir rü­kündür: Bunun için çoğu kere Cenab-ı Hak namazla zekâtı birlikte zikreder. [1][8]

 

Emanın Meşruîyyeti

 

6- Eğer müşriklerden biri gelip senden eman dilerse, ona eman ver. Ta ki Al­lah’ın kelamını (Kur’an’ı) dinlesin. Sonra onu emin olduğu yere kadar ulaştır. Çünkü onlar, bilmeyen bir ka­vimdir.

 

Açıklaması

 

İslâm, barışçı yollarla, ikna, hüccet ve burhanla yayılmaya özen gösterir. Cihadın meşru kılınışından amaç da kan dökmek değildir. Önemli olan iman­dır, inkârı terktir, dini kabul ve tevhidi itiraftır. Bir taraftan arap müşrikleri hakkında kılıç kullanılmasını emreden ayet inerken, diğer taraftan da Cenab-ı Hak müminleri, müşriklerden biri, bir müslümandan eman dilerse emamnın kabul edilmesi gerektiği hususunda aydınlatmıştır.

Mana şöyle olur: Ahdini bozan müşriklerden biri, yeryüzünde tam bir hürriyetle seyahat etme müddeti -dört ay- dolduktan sonra, sana Allah’ın kelâmını dinlemek ve düşünmek, dinin ve işin hakikatini anlamak maksadıyla gelirse, gayesine ulaşıncaya kadar ona eman vermek, onu himaye etmek gerekir. Onu öldürmek ve zulmetmek haram olur.

Memleketine dönmek istediği zaman da, güven duyacağı vatanına, evine varıncaya kadar ona eman vermek gerekir. Ondan sonra, istersen -hainlik ve gadr etmeden- onunla savaş…

Bu hüküm, her zaman için geçerlidir. Hasan el-Basrî: “Bu ayetin hükmü muhkemdir, kıyamete kadar geçerlidir” der. Said b. Cübeyr’in şöyle dediği riva­yet olunmuştur: Müşriklerden biri Hz. Ali’ye gelerek bu süre bittikten sonra, birisi Allah’ın kelamını dinlemek, ya da bir ihtiyacından dolayı Muhammed (s.a.)’e gelmek isterse, öldürülür mü? diye sordu. Şu cevabı verdi: Hayır. Çünkü Allahü Teâlâ: “Eğer müşriklerden biri gelip senden eman dilerse ona eman ver…” buyuruyor.

Süddî ve Dahak’tan rivayete göre bu, “müşrikleri öldürün…” ayetiyle nes-hedilmiştir. Kurtubî bunu, Said b. Cübeyr’in İmam Ali’den naklettiği sözü delil göstererek reddeder.

Sonra Cenab-ı Hak: “Çünkü onlar, bilmeyen bir kavimdir” buyuruyor. Yani Cenab-ı Hakk’ın “eman ver” sözünden anlaşılan müsamaha, onların İslâm’ın hakikatini, senin davet ettiğin şeyin özünü bilmeyen cahil müşrikler olmaları sebebiyledir. Çünkü bir şeyi bilmeyen ona düşman olur. Dolayısıyla onlara eman vermek gerekir ki, hakkı duyup anlasınlar.

Bundan dolayı Resulullah (s.a.) doğruyu öğrenmek, ya da bir vazifeyle ge­len kimselere eman veriyordu. Nitekim Hudeybiye günü Kureyş elçileri Urve b. Mes’ud, Mikraz b. Hafs, Süheyl b. Amr birer birer Resulullah(s.a)’la müşrikler arasındaki mesele konusunda gelip gittiler. Resulullah(s.a)’ın, kendilerine hiç­bir kral ve Kayserde görmedikleri derecede hürmet gösterdiğini gördüler. Ka­vimlerine geri döndüklerinde, bunu anlattılar. Bu, pek çoğunun hidâyete erme­sinin en büyük sebeblerinden oldu.

Müseylimetü’l-Kezzab’m iki elçisi Resulullah (s.a.)’e geldiklerinde, Resu­lullah (s.a.) onlara: “Müseylime’nin Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet ediyor musunuz?” diye sordu. “Evet” dediler. Bunun üzerine, Ahmed b. Hanbel ve Ebû Davud’un Naim b. Mes’ud’dan rivayetlerine göre, Resulullah (s.a.): “Vallahi, el­çiler öldürülmez kuralı olmasaydı, boyunlarınızı vurdururdum” buyurdu.

Ayet dinî, siyasî, ticarî amaçlardan dolayı eman hükmünün genelliğini ifa­de eder. İbni Kesir şöyle der: Bir kimse bir vazifeyle, ticaret maksadıyla veya barış, antlaşma isteğiyle, ya da cizye getirmek veya başka bir sebeple Daru’l-Harp’ten Darul-İslâm’a gelir de devlet başkanı veya vekilinden eman isterse, onlar Daru’l-İslâm’da bulunduğu sürece ve emin olduğu yere, vatanına dönün-ceye kadar eman veriri.

1- İbni Kesir, 11/337.

Hanefi’lere ve Şafiîlere göre bir harbî, şerl bir maksatla -Allah’ın kelâmım dinlemek gibi- eman dileyerek Daru’l-İslâm’a girerse, yahut emanla ticaret için girerse, emin olacağı yere varıncaya kadar ona eman vermek, canını ve malını korumak gerekir. Eğer harbî, emansız olarak Daru’l-İslâm’a girerse, malıyla beraber ganimet sayılır. İbnü’l-Arabî, ayet Kur’an’ı dinlemek ve İslâmiyet hak­kında düşünmek isteyenler hakkındadır. Başka bir sebepten dolayı korumak, ancak müslümanlann yararı ve menfaati için olabilir, der.[2][9]

Ayetin açıkladığı gibi emir, sadece Kur’an dinlemek için eman istemeye ait değildir. Gerçekten müslüman olmak ve şüphelerine cevap bulmak için delilleri dinlemek isteyen kimselere de şamildir. Çünkü bunların hepsi de ilim istiyor, hak hakkında bilgi arıyor.

Dinlemekle; hüccet olacak şeyi, şirkin bâtıl, tevhidin, yeniden dirilişin ve Hz. Peygamber(s.a)’in Allah’tan tebliğ ettiği şeylerde doğruluğunu ve İslâm’ın hak olduğunu -Tevbe sûresi, yahut bütün Kur’an, ya da bunlardan başka aklî deliller ve ilmî burhanlar olması değişmez- ispatlayan her şeyi dinlemek kas-dolunmaktadır. [3][10]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.