VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 16. VE 18. AYET-İ KERİMELER
Müslümanlaeı Dost Ve Sırdaş Edinmek
16- Yoksa siz bırakılıvereceğinizi, içi- nizden cihad edenleri, Allah’tan, Rasûlünden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri Allah’ın bilmediğini nı* sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Açıklaması
Ayet, öncesiyle bağlantılıdır ve mana şöyle olur: O, ahidlerini bozan ve her biri savaşmayı gerektiren yedi nedenden dolayı size düşmanlık eden müşriklerle savaşmayacak mısınız? Yoksa ey müminler! Kendi halinize bırakılacağınızı, gerçekten mallarıyla ve canlarıyla cihad eden ve kâfirlerden dostlar edinip müslümanların hallerini, işlerini ve sırlarını onlara açıklamayan, içleri dışları bir olan samimi kimselerin, ümmetin sırlarını ve siyasetini kâfir dostlarına ileten münafıklardan ayırt edilmeyeceğini mi sandınız? Zımnen bilindiği için, her iki kısım da zikredilmeyip birisiyle yetinilmiştir.
Cassas şöyle der: “Allah’tan, Rasûlünden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri” ayeti, kâfirleri ve münafıkları bırakıp Peygamber (s.a.)’e ve müminlere uymak gerektiğini ifade eder. Bunda aynı zamanda, icmanm hüccet oluşuna delil vardır. Bu, Cenab-ı Hakkın: “Kim kendisine dosdoğru yol besbelli olduktan sonra, peygambere muhalefet eder müminlerin yolundan başkasına uyup giderse biz onu döndüğü o yolda bırakırız ve cehenneme atarız. O ne fena bir karargâhtır…” (Nisa, 4/115) ayeti gibidir.[1][14]
Allah amellerinizden her zaman haberdardır. Size onlara göre ceza veya ödül verir. Bilindiği gibi nefislere yapılan zor teklif, imtihanı gerçekleştirir, samimi kimseyi münafıktan ayırır.
“Allah’ın bilmediğini mi sandınız…” ayeti, Hişam b. Abdilhakem’in, ayetin zahirinden anladığı gibi, Allah’ın eşyayı ancak varlık halinde bildiği yanlış anlayışını olumsuz hale getirir. Böylece onlarda cihad fiilen görünür, mücahidler münafıklardan ayrılır. Nitekim, ayetin sonundaki: “Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır” sözü, bunun delilidir. Yani O, her şeyi bilici ve her şeyden haberdardır. Allah’ın, varlığını bilmediği şeyin varlığı yoktur.
İmtihan konusunda bu ayetin benzeri: “Elif, Lam, Mim. İnsanlar “iman ettik” demekle hiç sınanmadan bırakılıvereceklerini mi sandılar. Andolsun ki biz, onlardan öncekileri sınadık. Elbette Allah doğru olanları bilecek, yalancı olanları da bilecektir” (Ankebût, 29/1-3) ayetleridir.
Ayetin, dost ve sırdaş edinme konusunda bir benzeri de şu ayettir: “Ey iman edenler! Kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin. Onlar sizi bozmaktan geri durmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Onların kinleri ağızlarından taşmaktadır. Göğüslerinde gizledikleri daha büyüktür…” (Al-i İmran, 3/118).
Özetle; Allahü Teâlâ, kullarına cihadı meşru kılınca, hikmetini de açıkladı: Kullarından hangisi kendisine itaat edecek, hangisi isyan edecek diye imtihan etmektedir. Cenab-ı Hak, bundan önce ve sonra olanları bildiği gibi, henüz olmayanları da bilir. [2][15]
Mescidlerin Onarılması
17″ Müşriklerin, kendi küfürlerine biz- za* kendileri şahit iken, Allah’ın mes- cidlerini imar etmeleri yaraşmaz. On-ların bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar ebediyyen ateşte kalıcıdırlar.
- Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a Y *™*et f °üne iman eden namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Al- Uİl>ta.11 »»«Şka^ndan korkmayan kim- seler imar eder. işte doğru yola ermış- lerden olmaları umulanlar bunlardır.
Açıklaması
Allah’a şirk koşanların, Allah’ın mescidlerini, -Mescid-i Haram da onlardan biridir- ibadet, hizmet ve idare maksadıyla imar etmeleri caiz değildir.
Putlara tapmak, Kabe’yi çıplak tavaf etmek ve her tavaf edişlerinde putlara secde etmek gibi halleri ve “Lebbeyk, lâ-şerike leke, illa şerikün hüve leke tem-likühü ve ma meleke…” gibi sözleriyle, kendilerinin küfürlerine şahid olup durulurken, Mescid-i Haram’a hac ve umre için girmeleri doğru değildir.
Onlar bu halleriyle birbirine zıt iki şeyi bir arada bulunduruyorlardı: Allah evini imar ve onu inkâr…
İşte, şirkleri sebebiyle o müşriklerin amelleri boşa gitmiştir. Onlar, işledikleri günahın büyüklüğü yüzünden sonsuza kadar cehennem ateşinde kalacaklardır. Çünkü küfür, ameli boşa çıkaran şeydir.Ahirette sahibine hiçbir sevap yoktur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’deki birçok ayet buna işaret eder. Onlardan bazıları şunlardır:”E,ğer onlar da şirk koşsalardı, işledikleri herhalde boşa giderdi” (En’am, 6/88); “Sana ve senden öncekilere şöyle vahyolundu: “Sen eğer şirk koşarsan, mutlaka amelin boşa çıkar ve muhakkak ziyan edenlerden olursun” (Zümer, 39/65); “Onların işledikleri herhangi bir amelin önüne geçtik de, bunları saçılmış zerreler yaptık” (Furkan, 25/23).
Müşriklerin, mescidleri imara ehliyetleri olmadığının belirtilmesinden sonra, bu işe kimin ehil olduğunu açıklamak üzere: “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden… imar eder” buyuruluyor. Yani, mescidleri imara hakkı olan, Allahü Teâlâ’ya Kur’an-ı Kerim’de açıklandığı şekilde, sahih bir imanla inanan, birliğini bilen; sadece ona ibadet ve tevekkül edenlerdir. Allah’ın kullarını hesaba çekeceği, iyilik edenlere sevap, kötülük edenlere ceza vereceği ahiret gününe inanan, farz namazlarını şartlarına ve rükünlerine, tilavet ve zikirlerine tam riayet ederek, huşu ve kalb huzuru ile, Allah’tan haşyet üzere eda eden; zekâtı, fakir, miskin ve yolcu gibi bilinen hak sahiplerine veren, sözünde ve işinde, gerçekte ne bir fayda, ne de bir zarar vermeyen putlardan değil, sadece Allah’tan korkan kimselerdir. Peygambere imanın zikredilmemesinin sebebi, namaz kılmak gibi şeylerin peygambere imana işaret etmesidir. Çünkü bunlar, peygamberin getirdiği şeylerdir. Namaz kılmak, zekât vermek gibi şeyler, ancak peygambere inanmak şartıyla kabul olunur.
İşte bu sıfatları taşıyanlar, madden mescidleri inşa ederler, manen de onarırlar, oralarda ibadet ve zikrederler, ders yaparlar. Onlardan başkası, Allah’ın evlerini imar etmez. Gerçekten daima hayra, Allah’ın istediği ve razı olduğu şeylere erişenler, amellerinin sevaplarına hak kazananlar bunlardır. O çelişki içinde olanlar ise bir taraftan Allah’a şirk koşup peygamberinin getirdiklerini inkâr ederek putlara secde ederler, bir taraftan da Mescid-i Haram’a bazı hizmetlerde bulunurlar, işte bunlar sevaptan mahrum kalırlar.
Ayette geçen “umulanlar” kelimesi, gerçek anlamında değildir. Bunun Cenab-ı Hakdan sadır olması sahih olamaz. Çünkü, o takdirde zan ifade eder ki, bu Cenab-ı Hak hakkında düşünülemez. Bu kelimenin kullanılması, kâfirlerin övündükleri amellerinden fayda görme ümitlerini kesmek içindir. Müminlerin amellerine karşılık -mükâfat- bir ümit olduğuna göre müşrikler için ne olur? Yahut, müminler için hidâyet bir ümit göründüğüne göre, hidâyet merhalesini geçip Allah’tan bir hayra nail olacaklarına kesin gözüyle inanan müşriklere ne demeli?
Birçok hadis de, mescidleri imara, biraz önceki vasıflarla vasıflananların hak sahibi olduğunu ifade eder. Maddî imar konusunda şu hadisi zikredebiliriz: Şeyhayn ve Tirmizî, Osman (r.a.)’ın şöyle dediğini rivayet ederler: Resulullah (s.a.)’i şöyle derken dinledim: “Kim Allah rızasını gözeterek, Allah için bir mescid yaptırırsa, Allah da onun için cennette bir ev yaptırır.” Ahmed b. Han-bel, İbni Abbas’tan merfu olarak rivayet eder: “Kim, tavuk folluğu kadar bile olsa, Allah için bir mescid yaptırırsa, Allah da onun için cennette bir ev yaptırır.” Haris b. Ebi Üsame ve Ebu’ş-Şeyh, zayıf bir senedle Enes (r.a)’dan rivayet ederler: “Kim bir mescidde bir kandil yakarsa, o mescidde o kandilden bir ışık bulunduğu sürece, melekler ve hamele-i arş onun bağışlanmasını isterler.”
Mescidlerin manevi imarı konusunda da şu hadisleri zikredebiliriz: Şeyhayn ve Hafız Ebu Bekir el-Bezzar ve Abd b. Humeyd, Enes b. Malik’in şöyle dediğini rivayet ederler: Resulullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Mescidleri imar edenler, ancak ehlullahtır (Allah dostlarıdır)”. Ahmed, Tirmizî, İbni Mace, Hakim, İbni Merdûveyh, Ebû Said el-Hudrî’den Resulullah (s.a.)’in şöyle buyurduğunu rivayet ederler: “Bir adamın mescidlere gidip gelmeyi alışkanlık haline getirdiğini görürseniz, onun imanlı olduğuna şehadet ediniz. Çünkü Cenab-ı Hak: “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimseler imar eder” buyuruyor.
Taberanî, Kebirinde, İbni Mes’ud’dan -zayıf senedle- Resulullah (s.a.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: Allahü Teâlâ buyurdu ki: “Benim yeryüzündeki evlerim, mescidlerdir. Beni oralarda ziyaret edenler, onları imar edenlerdir. Evinde temizlenip sonra da beni evimde ziyaret eden kula ne mutlu. Ziyaret edilene, kendini ziyaret edene ikramda bulunması haktır.”
Resulullah (s.a.) mescidlere saygı göstermemekten korkutmuştur. Taberanî, zayıf senedle Kebir’de, İbni Mes’ud’dan şöyle rivayet eder: “Ahir zamanda ümmetimden birtakım insanlar mescidlere gelirler, oralarda halkalar halinde oturup dünyadan ve dünya sevgisinden bahsederler. Onlarla oturmayın. Onların Allah’la hiçbir ilgisi yoktur.” Başka bir hadiste de: “Mescidde konuşmak-hayvanın otu yiyip bitirdiği gibi- iyi amelleri yer…” buyurulmuştur.[3][16]