VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 62. VE 66. AYET-İ KERİMELER
Tebük Gazvesinden Geri Kalan Münafıkların Durumları
62- Size, gönlünüzü hoş etmek için, Allah’a yemin ederler. Eğer mümin iseler, Allah’ı ve Rasulünü hoşnut etmeleri daha doğrudur.
63- Hâlâ bilmezler mi ki. kim Allah’a ve Rasulüne karşı muhalefet ederse, ona içinde ebedî kalıcı olarak cehennem ateşi vardır. Bu ise, büyük bir rüsvay-lıktır.
64- Münafıklar, kalplerinde olanı kendilerine açıkça haber verecek bir sûrenin tepelerine indirilmesinden endişe ederler. De ki: “Siz alay edip durun. Şüphe yok ki Allah, endişe ettiğiniz şeyi açığa çıkarandır.”
65- Eğer onlara soracak olsan, elbette: “Biz sadece dalar ve sakalaşırdık” derler. De ki: “Allah ile, O’nun ayetleriyle ve Rasulü ile mi eğleniyorsunuz?
66- Özür dilemeye kalkmayın Sîz iman ettikten sonra kâfir oldunuz. İçinizden bir zümreyi affetsek bile, bir taifeyi günahkâr kimseler oldukları için azab-landırâcağız.
Açıklaması
Allahü Teâlâ, müminlere hitap ederek şu açıklamayı yapıyor: Münafıklar, sizi hoşnut etmek için yalan yeminlere yöneliyorlar. Oysa Allah müminlerin, onların yalan nifaklarının ortaya çıkacağını, işlerinin ortaya serileceğini bildiklerine işaret ediyor.
Söyledikleri söz ya da işten dolayı özür dilemek üzere sizi memnun etmek için, size yemin ederler. Halbuki, asıl hoşnut edilmesi gerekenler Allah ve Ra-sulüdür. Bu da, itaatla, muhalefet etmemekle, samimi iman ve salih amelle olur.
Burada, zamirin tekil olarak getirilmesi, Peygamberi razı etmenin Allah’ı razı etmek olduğunu bildirmek içindir. Nitekim Allahü Teâlâ başka bir ayette: “Kim Peygambere itaat ederse, muhakkak Allah’a itaat etmiştir” (Nisa, 4/80) buyurmuştur. Çünkü Peygamberlik kaynağı bir, emirler ve nehiyler de birdir.
Kim, gerçekten mümin olmuşsa, Allah ve Rasulünü razı etmiş olur, aksi takdirde yalancı olur.
Sonra Allahü Teâlâ onları, yöneldikleri, başvurdukları şeyin tehlikesini açıklayarak azarlamıştır. Bunda meseleyi büyütme ve korkutma vardır: “Hâlâ bilmezler mi ki…” Yani, münafıklar Allah’a ve Rasulüne düşmanlık eden ve sınırı aşarak muhalefet eden, yahut işlerinde -meselâ zekât taksimi gibi- peygamberini eleştiren, ahlâkında -onun kendisine her söyleneni işiten bir kulak olduğunu söylemeleri gibi- onu tenkit eden kimsenin bir tarafta, Allah ve Ra-sulünün de bir tarafta olduğunu, Allah’ın cezasının horlama ve azaba sebep olarak -büyük rüsvaylık, zelillik ve horlanma şeklinde- ebediyyen cehennemde kalmak olduğunu bilmezler mi?
Gerçek şu ki, münafıklar işlerinin hakikatim bilirler. Onlar Allah’a ve Ra-sule inanmazlar. Vahiy hususunda şek ve şüphe içindedirler. Huzursuz ve rahatsızdırlar. Şek ve huzursuzluk, onları korku ve endişeye sevkeder. Onun için, Allahü Teâlâ onları: “Münafıklar kalblerinde olanı kendilerine açıkça haber verecek bir sûrenin tepelerine indirilmesinden endişe ederler…” diye sınıflandırır. Yani, münafıklar müminlere, kendilerinin durumlarını haber veren, sırlarını ortaya koyan, nifaklarını açıklayan bir sûre -Kâşife, Fâdıha, Münbie denilen bu sure gibi- indirilmesinden korkarlar.
“Münafıklar endişe ederler.” sözü, emir değil bir haberdir. Kendinden sonra gelen kısım buna delildir. “Şüphe yok ki Allah endişe ettiğiniz şeyi açığa çıkarandır” sözü, şüphesiz Allah, korkmuş olduğunuz nifakınızı açığa çıkarandır, demektir.
Bununla beraber onlar, daima Kur’an’la, peygamberlik ve müminlerle alay ediyorlardı:”Anca& alay edicileriz” (Bakara, 2/14). Allah onları: “De ki: “Siz hâlâ alay edin durun” sözüyle tehdit etmiştir. Yani, ey Muhammedi Onlara söyle: Allah’ın ayetleriyle istediğiniz gibi alay edin… Bu, tehdit amacı taşıyan bir emirdir. Şüphesiz Allah, meydana gelmesinden korktuğunuz şeyi ortaya çıkaracak, sizi rezil rüsvay eden, işinizi açıklayan şeyi peygamberine indirecek: “Yoksa kalblerinde hastalık bulunanlar kinlerini Allah’ın meydana çıkarmayacağını mı sandılar? Eğer biz dilesek, onları sana elbette gösteririz. Sen de onları muhakkak simalarından tanırsın. Sen onları söyleyişlerinden de bilirsin. Allah, amellerinizi bilir” (Muhammed, 47/29-30).
Sonra Allah, yeminle ifade ediyor: Ey peygamber! Eğer sen onların bu sözleri ve hezeyanları hakkında sorsan, sözlerinde ciddi olmadıklarını, şaka yapıp eğlendiklerini söylerler. Allah, o gibileri azarlayıp yaptıklarından hoşlanmadığını ifade için: “Allah ile, O’nun ayetleriyle ve Resulü ile mi eğleniyordunuz?” buyurmuştur. Yani, bu, bir eğlence konusu değildir. Başka alay edecek bir şey bulamadınız mı? Çünkü Allah’la, ayetleriyle ve peygamberleriyle alay etmek, küfürdür. Allah’la istihzadan amaç, Allah’ın zikri ve sıfatlarıyla, teklifleriyle alay etmektir. Allah’ın ayetleriyle alay etmekten amaç, Kur”an ve diğer din hükümleriyle alay etmektir. Peygamberle alay etmek ise, onun peygamberliğine, ahlâkına ve işlerine dil uzatmaktır.
Sizin sözünüz kabul edilecek bir özür değildir. Bu büyük suçtan kurtulmak için, şöyle veya böyle asla özür dilemeyin. Çünkü siz küfrettiniz. İmanınızı ortaya koyduğunuz gibi, küfrünüz de ortaya çıktı. İşiniz herkes tarafından anlaşıldı. “Özür dilemeyin” sözü, azarlama şeklindedir. Adeta, faydası olmayan şeyleri yapmayın denmek isteniyor.
Mihaşş b. Hımyer gibi, samimi tevbe ettikleri için bazınızı affetsek bile, bazınızı -nifak üzere kaldıkları, büyük günahlar işledikleri, kendilerine ve başkalarına karşı suç işledikleri için- azaplandıracağız. Sizin azaplandırılmanız, suç işlemeniz sebebiyledir. [1][54]