VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA TEVBE SURESİ 100. VE 102. AYET-İ KERİMELER
Medine Ve Çevresindeki İnsanların Sınıfları
100- İmanda ilk dereceyi alan Muhacirler ve Ensar ile bunlara güzelce tabi olanlardan Allah razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu en büyük kazançtır.
101- Çevrenizdeki bedeviler içinde münafıklar olduğu gibi bizzat Medine halkından da birtakım münafıklar vardır. Bunlar ikiyüzlülüğe iyice alışmış kimselerdir. Onları sen bilmezsin, biz biliriz. Yakında onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da daha büyük bir azaba uğratılacaklardır.
102- Onlardan diğer bir kısmı da günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırdılar. Umulur ki, Allah onların tevbeleri-ni kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Açıklaması
Allah, müslümanlar arasında en yüksek derecede bulunanlardan razı olduğunu ve bunların diğerlerinden daha üstün olduğunu bildirmektedir. Bunlar ilk müminlerdir ve üç ayrı tabakadırlar:
1- Medine’ye Hudeybiye Barışı’ndan önce hicret eden ilk muhacirler. Bunlar hicret ve Rasulullah’a destek olma hususunda ilk sırayı alanlardır. Bunlar arasında en faziletli olanlar “Dört Raşid Halife”dir. Ardından cennetle müjdelenmiş on kişiden geriye kalanlar gelir. İlk muhacirlerin öncüsü, Ebubekir Sıd-dîk (r.a.)’tır. Çünkü iman, hicret, cihad, Allah yolunda infak ve Rasulullah (s.a.)’a destek olma hususunda o daima en öndedir.
2- Ensar’dan ilk iman edenler. Bunlar Mina’da Peygamberliğin 11. yılında İlk Akabe Biatı’nda bulunan 7 kişidir. Bunların ardından 70 erkek, 2 kadın, 72 kişilik ikinci Akabe Biati ashabı gelir.
3- İlk müslümanlara kıyamete kadar iman ve itaatta güzellikle tabi olanlar.
İtaatlerini kabul etmek, amellerinden hoşnut olmak suretiyle Allah bunların hepsinden razı olmuştur. Allah’ın kendilerine dinî ve dünyevî nimetleri ihsan etmesi, onları şirk ve dalâletten kurtarması, hayra muvaffak kılması, hak yola hidayeti nasip etmesi, kendilerini aziz ve diğer insanlardan müstağni kılması, kendilerinin eliyle İslâm’a izzet vermesi, onlar için altlarından ırmaklar akan içinde ebediyyen kalacakları cennetler hazırlaması gibi sebeplerle müminler de Allah’tan razı olmuşlardır. İşte bu büyük bir kazançtır. Bundan başka da kazanç yoktur. Nasıl cennet nimetleri hem ruha, hem bedene ait kâmil nimetler ise bu da kâmil bir kazançtır.
Dikkat edilecek bir nokta da ayette istenen, ilk müminlere tabi olmanın güzellikle olması şartıdır. Yani ameller ve niyetlerde, iç ve dıştaki güzellikle. Ama sadece İslâm’ın zahiri ile yetinmek “güzellikle tabi olma” şartını gerçek-leştirmez.
Şu ayetlerde belirtilen topluluk bu şekildeki bir topluluktur: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.” (Âl-i İmran, 3/110); “Sizi orta yolu tutan bir ümmet kıldık.” (Bakara, 3/143).
Bundan sonra Cenab-ı Hak Medine’de ve civarındaki münafık grubunu haber verdi. “Çevrenizdeki” yani Medine ve çevresinde ikiyüzlülüğe alışmış ve bunu gayet iyi beceren, nifakta sebatkâr olup devam eden, tevbe etmeyen azılı münafıklar vardır. Bunlar Medine civarına yerleşen Müzeyne, Cüheyne, Eşca, Eşlem ve Gıfar kabileleridir.
Yine münafıklardan bir grup da Medine’de Evs ve Hazrec kabilesi içinde idi.
Onları sen bilmezsin ve tek tek tanımazsın Ey Peygamber! Onların son durumlarının ne olacağını da bilemezsin. Onları sadece biz biliriz.
Nitekim Cenab-ı Hak onlar hakkında şöyle demektedir: “Yoksa kalplerinde hastalık olanlar Allah’ın kalplerindeki kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar1?! Ey Muhammedi Eğer dileseydik o münafıkları sana gösterirdik. Sen de onları simalarından tanırdın. Şüphesiz sen onları sözlerinin edasından tanırsın. Allah amellerinizi gayet iyi bilir.” (Muhammed, 47/29-30).
Ayetteki “çevrenizdeki bazı kimseler” ifadesi onların bir kısmına işaret etmektedir. Ama geri kalanlar mümindirler.
Zira Buharî ve Müslim’in Ebu Hureyre’den rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.) şöyle buyuruyor:
“Kureyş, Ensar, Cüheyne, Müzeyne, Eşca ve Gıfar Allah’ın velâ himayesin-dedirler. Onların Allah’tan başka mevlâları yoktur.”
Yine Peygamberimiz (s.a) bu kabilelerden bazıları için şöyle dua ediyordu: “Eslem’i Allah selâmete erdirsin. Gıfar’ı Allah bağışlasın. Bunu ben söylemiyorum. Bunu söyleyen Allah ‘tır.”
Bu münafıklara dünyada iki defa azap edeceğiz: Önce, rezil-rüsvay ederek, mal ve evlatlarına musibetler vererek, sonra da ölüm acılan ve kabir azabı ile… Yahut hem mallarını hem de canlarını alarak. İbni Abbas ise şöyle diyor: Dünyada hastalıklarla, ahirette de azapla… Çünkü müminin hastalığı günahlarına kefarettir, kâfirin hastalığı ise cezadır.
Sonra da onlara Cehennem azabı vardır, cehennem azabı azapların en şid-detlisidir.
Ayetten maksat başlarına gelecek azabın kat kat olacağının beyan edilmesidir.
Medine’de ve çevresinde bulunan bir başka topluluk “günahlarını itiraf edenler” idi. Bunlar isyankârlıklarını ikrar etmişler, Rablerine karşı itirafta bulunmuşlardı. Bu kimselerin işledikleri salih ameller de vardı. Salih amelleri kötü amellerle karıştırmışlardı. Bunlar Allah’ın af ve mağfireti altına girmişlerdir. Şüphesiz Allah tevbe edenleri bağışlayıcıdır, güzel ameller işleyip kendisine yönelen kişilere merhamet edicidir: “Çünkü Allah’ın rahmeti muhsin (iyiliksever) kullarına yakındır.” (A’raf, 7/56).
Her ne kadar bu ayet belirli bazı kişiler hakkında nazil olmuş ise de bütün hatalı, kusurlu, kirlenmiş günahkâr kullar için de geçerlidir.
Mücahid diyor ki: Bu ayetler -Peygamberimiz (s.a.)’in Kureyzaoğulları hakkında vereceği kararı kendilerine duyuran- Kureyzaoğullanna eliyle boğazını göstererek, “Sizi öldürecek” diyen Ebu Lübabe hakkında nazil olmuştur.
İbni Abbas ve başkaları ise, “Tebuk Gazvesine Rasulullah (s.a.) ile birlikte katılmayıp geri kalan Ebu Lübabe ve arkadaşları hakkında nazil olmuştur” demektedirler. Bazıları da “Ebu Lübabe ve beş arkadaşı hakkında nazil olmuştur. Ebu Lübabe ve yedi arkadaşı denildiği gibi, onunla birlikte dokuz arkadaş vs. gibi nüzul sebebinde zikredilen rivayetler de vardır. [1][72]