sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 31. VE 33. AYET-İ KERİMELER

VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 31. VE 33. AYET-İ KERİMELER
Şubat 24, 2026 09:57
7
A+
A-

Müşriklerin Allah’ın “Rab” Sıfatına İnanmaları Deliliyle Tevhidin İspat Edilmesi

 

31- De ki: Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Size kulak ve gözleri  bahşeden kimdir? Ölüden diriyi çıka ran» diriden de ölüyü çıkaran kimdir? Bütün işleri düzene koyan kimdir? “Allah’tır” diyeceklerdir. De ki: O halde Allah’tan hiç korkmaz mısınız?

32- İşte bu, “Hak” olan Rabbiniz Allah Hakkın dışında sapıklıktan başka ne vardır? Öyle ise nasıl (Hak’tan)  döndürülüyorsunuz?

33- Böylece Rabbinin (Hak) yoldan çı­kanlar için söylediği “Onlar iman et­mezler” sözü gerçekleşmiş oldu.

 

Açıklaması

 

Ey Peygamber! Mekke müşriklerine ve benzerlerine şöyle de ki: Gökten yağmuru indiren kimdir? Bu yağmur yeryüzünün ekinler, çiçekler ve ağaçlarla yeşermesine sebep olmaktadır. Yerden hububat, üzüm, hayvan yemi, zeytin, hurma ağacı, ağaçları birbirine girmiş bahçeler, pek çok meyveler yetişmekte­dir.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “De ki: Sizi yoktan var eden si­ze kulaklar, gözler, kalpler veren O’dur.” (Mülk, 67/23).

Bu duyular ilim, bilgi ve bu dünyada olup bitenleri idrak etme vasıtalarıdır.

Burada sadece göz ve kulağı zikretmiştir. Çünkü beş duyunun en önemli­leri, yani ilim elde etme vasıtaları bunlardır.

Büyük kudretiyle hayat ve ölümü emreden kimdir? O diriltir, öldürür, ölü­den diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır. Tıpkı hurma çekirdeğinden hurma ağa­cını, yumurta veya nutfeden hayvanı çıkarttığı gibi, yine bunun aksi olarak ağaçtan çekirdek veya tohumu, hayvandan yumurta veya meniyi çıkarttığı gibi.

Bütün bu misallerde hayat ve ölüm alametlerini icat etmeye delil vardır. Bitkilerdeki hayatın alâmeti gelişmedir. Hayvanlarda ise gelişme, irade ile ya­pılan harekettir.

Bazı alimler ise ayette geçen “hayat” ve “ölüm”ü manevî bir şekilde kâfir­den müminin, müminden kâfirin çıkması şeklinde tefsir etmişlerdir. Tefsir alimlerinin çoğunluğu ayeti birinci mana ile açıklamışlardır. Razî’nin dediği gi­bi birinci mana gerçeğe daha yakındır.

Müfessirler, canlılara nutfe ile, ölülere yumurta ile misal verirken insanla­rın genellikle baktıkları zahiri durumu, hareket ve gelişmeyi dikkate almışlar­dır. Bu görüş bugün biyoloji bilginlerinin söylediği çekirdek, yumurta, meni ve nutfede hücre hayatının bulunduğu şeklindeki açıklamalarıyla çelişki arz et­memektedir. Çünkü bu hayat hareket ve gelişme bulunmayan özel bir hayat şeklidir.

Modern ilimde diriden ölünün çıkmasına misal olarak insan vücudunun kan ve derideki ölü hücreleri atması, buhar ve terle dışarı çıkması, ölüden diri­nin çıkmasına misal olarak hararetle yanan gıdayla insanı alması ve ondan ka­nın meydana gelmesi verilebilir.

Yeni bilim adamları “Diri ancak diriden çıkar” derlerse, şüphesiz birinci hayatın Allah’ın yaratmasıyla olduğunu kabul etmektedirler.

Durum nasıl olursa olsun ayetten maksat Allah’ın kâmil bir kudret sahibi olduğunu, hayatı ve ölümü kendisinin yarattığını misallerin hepsinde de ispat etmektir. Kur’an’ın genel ve mutlak ifadeleri ilmin kabul ettiği herhangi bir misale uygulanabilir.

Bütün cihanın işlerini düzene koyan, her şeyin mülkiyetini elinde tutan kimdir? Halbuki O, tasarruf sahibidir, hakimiyet sahibidir, Onun hükmüne karışacak hiçkimse yoktur. Kullan yaptıkları işlerden sorumlu olduğu halde O yaptığı işlerden sorumlu değildir.

Müşrikler bu beş soruya karşılık olarak “Bunları yapan Allah’tır”, demek­ten kendilerini alamadılar. Durum gayet açık olduğundan, gerçekte daha baş­ka verilecek hiçbir cevap da bulunmadığı için kibirlenmeden, inat etmeden, te­reddüt ve şüpheye düşmeden “yoktan var eden de yok eden de Allah’tır”, diye cevap vermekten başka çare bulamadılar.

Ey Rasulüm! Gerçeği itiraf ettiklerinde onlara de ki: Hiçbir şey Allah’a eş ve ortak olmadığı ve bu fani varlıkların hiçbir faydası veya zararı dokunmadığı halde, bunları Allah’a şirk koşmak ve Allah’tan başkasına tapmak suretiyle kendinizi Allah’ın cezasına çarptırmaktan sakınmıyor musunuz?

İşte bu, son derece üstün yaratma kudreti ve eşsiz irade ile muttasıf olan, sizi yaratan, lütfuyla sizi terbiye eden ve bütün işlerinizi düzene koyan Al­lah’tır. İbadete lâyık olan Allah’tır. “Rab” sıfatı bizzat kendisiyle var olan Rab-binizdir. Sizi yoktan var eden, size rızık veren, bütün işlerinizi düzene koyan O’dur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, O’ndan başka ibadete lâyık hiçbir var­lık yoktur.

Hak olan, bizzat kendi zatıyla var olan Rabbiniz Allah olduğuna göre, hak sözün ve hak davranışın dışında dalâlet ve batıldan başka bir şey yoktur. Hak­la batıl arasında hiçbir bağlantı yoktur. Kim Allah’a kulluk manasındaki hak çizgisini aşarsa dalâlete düşer.

Öyle ise nasıl haktan dalâlete döndürülüyorsunuz? Nasıl haktan batıla, bidayetten dalâlete çevriliyorsunuz? Bu ne aklın, ne de mantığın kabul edeceği bir şeydir.

“Böylece Rabbinin (hak) yoldan çıkanlar için söylediği “Onlar iman etmez­ler” sözü gerçekleşmiş oldu.” Yani rububiyet ve ulûhiyet sadece Allah’a ait oldu­ğu gibi Allah’ın, yoldan çıkanlar için -küfürde inat edenler ve dalâlet üzerine ısrar edenler için; hak, hidayet ve tevhid dairesinden çıkanlar için- verdiği “Onlar iman etmezler” hükmü, sözü ve tehdidi gerçekleşti. Böylece onların iman etmeyeceği kesinleşti. Allah da bunu gayet iyi biliyordu. Allah’ın onlar hakkındaki “Bunlar zillet içinde olacaklar ve imanları mümkün olmayacaktır.” seklindeki sözü gerçekleşmiştir. Buradaki “söz” ile vaid (azapla korkutma) da murad edilmiş olabilir. “Onlar iman etmezler” ifadesi gerçekleşen sözün sebebi­ni beyan etmek için, “Çünkü onlar iman etmezler” manasındadır.[1][17]

küfürlerinde ısrar edenlerin imanından umutsuz olmak gerektiğini açıkça ifa­de etmektedir. Ancak bu gibi kimselerden başkalarını zikretmemektedir. Çün­kü küfürde ısrar etmeyen iman eder, Allah ve Rasulüne itaat ederse bu kimse­nin iman etmesi ve azaptan kurtulması ümid edilir. Bu kimsenin önünde hiçbir engel yoktur. Nitekim herhangi bir kâfirin iman etmesi için de hiçbir engel bu­lunmamaktadır. Ancak o kendi isteğiyle iman etmemekte ve küfürde ısrar et­mektedir.

Cenab-ı Hak bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Haklarında Rabbinin hük­mü gerçekleşmiş olanlar iman etmezler. Onlara her türlü delil gelse de, acıklı azabı görmedikçe (iman etmezler.) (Yunus, 10/96, 97).

İbni Kesir son ayeti (Yunus, 33) müşrikler hakkında kabul etmekte ve şöy­le demektedir: Nasıl o müşrikler Allah’ın yaratıcı, rızık verici, Peygamberlerini ve bütün varlık âleminde tek tasarruf sahibi olduğunu itiraf etmekle birlikte, küfre düşmüş ve Allah’a şirk koşup Allah’la birlikte başka şeylere tapmada de­vam etmişlerse onların cehennemde kalacak bedbahtlar olması da onlar için bir gerçek haline gelmiştir.

“… Ancak kâfirlere azap edileceği sözü hak oldu, dediler.” (Zümer, 39/71). [2][18]

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.