VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA YUNUS SURESİ 31. VE 33. AYET-İ KERİMELER
Müşriklerin Allah’ın “Rab” Sıfatına İnanmaları Deliliyle Tevhidin İspat Edilmesi
31- De ki: Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Size kulak ve gözleri bahşeden kimdir? Ölüden diriyi çıka ran» diriden de ölüyü çıkaran kimdir? Bütün işleri düzene koyan kimdir? “Allah’tır” diyeceklerdir. De ki: O halde Allah’tan hiç korkmaz mısınız?
32- İşte bu, “Hak” olan Rabbiniz Allah Hakkın dışında sapıklıktan başka ne vardır? Öyle ise nasıl (Hak’tan) döndürülüyorsunuz?
33- Böylece Rabbinin (Hak) yoldan çıkanlar için söylediği “Onlar iman etmezler” sözü gerçekleşmiş oldu.
Açıklaması
Ey Peygamber! Mekke müşriklerine ve benzerlerine şöyle de ki: Gökten yağmuru indiren kimdir? Bu yağmur yeryüzünün ekinler, çiçekler ve ağaçlarla yeşermesine sebep olmaktadır. Yerden hububat, üzüm, hayvan yemi, zeytin, hurma ağacı, ağaçları birbirine girmiş bahçeler, pek çok meyveler yetişmektedir.
Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “De ki: Sizi yoktan var eden size kulaklar, gözler, kalpler veren O’dur.” (Mülk, 67/23).
Bu duyular ilim, bilgi ve bu dünyada olup bitenleri idrak etme vasıtalarıdır.
Burada sadece göz ve kulağı zikretmiştir. Çünkü beş duyunun en önemlileri, yani ilim elde etme vasıtaları bunlardır.
Büyük kudretiyle hayat ve ölümü emreden kimdir? O diriltir, öldürür, ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır. Tıpkı hurma çekirdeğinden hurma ağacını, yumurta veya nutfeden hayvanı çıkarttığı gibi, yine bunun aksi olarak ağaçtan çekirdek veya tohumu, hayvandan yumurta veya meniyi çıkarttığı gibi.
Bütün bu misallerde hayat ve ölüm alametlerini icat etmeye delil vardır. Bitkilerdeki hayatın alâmeti gelişmedir. Hayvanlarda ise gelişme, irade ile yapılan harekettir.
Bazı alimler ise ayette geçen “hayat” ve “ölüm”ü manevî bir şekilde kâfirden müminin, müminden kâfirin çıkması şeklinde tefsir etmişlerdir. Tefsir alimlerinin çoğunluğu ayeti birinci mana ile açıklamışlardır. Razî’nin dediği gibi birinci mana gerçeğe daha yakındır.
Müfessirler, canlılara nutfe ile, ölülere yumurta ile misal verirken insanların genellikle baktıkları zahiri durumu, hareket ve gelişmeyi dikkate almışlardır. Bu görüş bugün biyoloji bilginlerinin söylediği çekirdek, yumurta, meni ve nutfede hücre hayatının bulunduğu şeklindeki açıklamalarıyla çelişki arz etmemektedir. Çünkü bu hayat hareket ve gelişme bulunmayan özel bir hayat şeklidir.
Modern ilimde diriden ölünün çıkmasına misal olarak insan vücudunun kan ve derideki ölü hücreleri atması, buhar ve terle dışarı çıkması, ölüden dirinin çıkmasına misal olarak hararetle yanan gıdayla insanı alması ve ondan kanın meydana gelmesi verilebilir.
Yeni bilim adamları “Diri ancak diriden çıkar” derlerse, şüphesiz birinci hayatın Allah’ın yaratmasıyla olduğunu kabul etmektedirler.
Durum nasıl olursa olsun ayetten maksat Allah’ın kâmil bir kudret sahibi olduğunu, hayatı ve ölümü kendisinin yarattığını misallerin hepsinde de ispat etmektir. Kur’an’ın genel ve mutlak ifadeleri ilmin kabul ettiği herhangi bir misale uygulanabilir.
Bütün cihanın işlerini düzene koyan, her şeyin mülkiyetini elinde tutan kimdir? Halbuki O, tasarruf sahibidir, hakimiyet sahibidir, Onun hükmüne karışacak hiçkimse yoktur. Kullan yaptıkları işlerden sorumlu olduğu halde O yaptığı işlerden sorumlu değildir.
Müşrikler bu beş soruya karşılık olarak “Bunları yapan Allah’tır”, demekten kendilerini alamadılar. Durum gayet açık olduğundan, gerçekte daha başka verilecek hiçbir cevap da bulunmadığı için kibirlenmeden, inat etmeden, tereddüt ve şüpheye düşmeden “yoktan var eden de yok eden de Allah’tır”, diye cevap vermekten başka çare bulamadılar.
Ey Rasulüm! Gerçeği itiraf ettiklerinde onlara de ki: Hiçbir şey Allah’a eş ve ortak olmadığı ve bu fani varlıkların hiçbir faydası veya zararı dokunmadığı halde, bunları Allah’a şirk koşmak ve Allah’tan başkasına tapmak suretiyle kendinizi Allah’ın cezasına çarptırmaktan sakınmıyor musunuz?
İşte bu, son derece üstün yaratma kudreti ve eşsiz irade ile muttasıf olan, sizi yaratan, lütfuyla sizi terbiye eden ve bütün işlerinizi düzene koyan Allah’tır. İbadete lâyık olan Allah’tır. “Rab” sıfatı bizzat kendisiyle var olan Rab-binizdir. Sizi yoktan var eden, size rızık veren, bütün işlerinizi düzene koyan O’dur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, O’ndan başka ibadete lâyık hiçbir varlık yoktur.
Hak olan, bizzat kendi zatıyla var olan Rabbiniz Allah olduğuna göre, hak sözün ve hak davranışın dışında dalâlet ve batıldan başka bir şey yoktur. Hakla batıl arasında hiçbir bağlantı yoktur. Kim Allah’a kulluk manasındaki hak çizgisini aşarsa dalâlete düşer.
Öyle ise nasıl haktan dalâlete döndürülüyorsunuz? Nasıl haktan batıla, bidayetten dalâlete çevriliyorsunuz? Bu ne aklın, ne de mantığın kabul edeceği bir şeydir.
“Böylece Rabbinin (hak) yoldan çıkanlar için söylediği “Onlar iman etmezler” sözü gerçekleşmiş oldu.” Yani rububiyet ve ulûhiyet sadece Allah’a ait olduğu gibi Allah’ın, yoldan çıkanlar için -küfürde inat edenler ve dalâlet üzerine ısrar edenler için; hak, hidayet ve tevhid dairesinden çıkanlar için- verdiği “Onlar iman etmezler” hükmü, sözü ve tehdidi gerçekleşti. Böylece onların iman etmeyeceği kesinleşti. Allah da bunu gayet iyi biliyordu. Allah’ın onlar hakkındaki “Bunlar zillet içinde olacaklar ve imanları mümkün olmayacaktır.” seklindeki sözü gerçekleşmiştir. Buradaki “söz” ile vaid (azapla korkutma) da murad edilmiş olabilir. “Onlar iman etmezler” ifadesi gerçekleşen sözün sebebini beyan etmek için, “Çünkü onlar iman etmezler” manasındadır.[1][17]
küfürlerinde ısrar edenlerin imanından umutsuz olmak gerektiğini açıkça ifade etmektedir. Ancak bu gibi kimselerden başkalarını zikretmemektedir. Çünkü küfürde ısrar etmeyen iman eder, Allah ve Rasulüne itaat ederse bu kimsenin iman etmesi ve azaptan kurtulması ümid edilir. Bu kimsenin önünde hiçbir engel yoktur. Nitekim herhangi bir kâfirin iman etmesi için de hiçbir engel bulunmamaktadır. Ancak o kendi isteğiyle iman etmemekte ve küfürde ısrar etmektedir.
Cenab-ı Hak bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Haklarında Rabbinin hükmü gerçekleşmiş olanlar iman etmezler. Onlara her türlü delil gelse de, acıklı azabı görmedikçe (iman etmezler.) (Yunus, 10/96, 97).
İbni Kesir son ayeti (Yunus, 33) müşrikler hakkında kabul etmekte ve şöyle demektedir: Nasıl o müşrikler Allah’ın yaratıcı, rızık verici, Peygamberlerini ve bütün varlık âleminde tek tasarruf sahibi olduğunu itiraf etmekle birlikte, küfre düşmüş ve Allah’a şirk koşup Allah’la birlikte başka şeylere tapmada devam etmişlerse onların cehennemde kalacak bedbahtlar olması da onlar için bir gerçek haline gelmiştir.
“… Ancak kâfirlere azap edileceği sözü hak oldu, dediler.” (Zümer, 39/71). [2][18]