VEHBE ZUHAYLİ (RH.A)’İN BAKIŞ AÇISIYLA ENFAL SURESİ 67. VE 71. AYET-İ KERİMELER
Esir Edinmenin Şartı, Fidye Kabulü Ve Ondan Yararlanmanın Mubah Oluşu
67- Hiçbir peygambere, yeryüzünde ağır basıp zaferler kazamncaya kadar esirler alması yaraşmaz. Sizler geçici dünya malını arzu ediyorsunuz. Halbuki Allah (sizin için) ahireti ister. Allah azizdir, hüküm ve hikmet sahibidir.
68- Eğer Allah’ın geçmiş bir yazısı olmasaydı, aldığınıza karşılık herhalde size büyük bir azab dokunurdu.
69- Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve hoş olarak yeyin ve Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, bağışlayıcı ve rahmet edicidir.
70- Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere de ki: “Eğer Allah’ın ilmine göre, kalb-lerinizde bir hayır varsa, O size, sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah, bağışlayıcı ve rahmet edicidir.
71- Eğer sana hainlik etmek isterlerse, onlar daha önce Allah’a da hainlik etmişlerdi. O onlara karşı imkân ve kudret vermişti. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Açıklaması
Peygamber için İslâm’ın ve müslümanların izzetini göstermek, İslâm devletinin düşmanlarını korkutmak ve hiç kimsenin İslâm devletini ele geçirme cesaretini göstermemesi, zayıflatma ve aleyhinde gizli oyunlara yönelmemesi için kâfirleri öldürmedikçe, daha işin başında, esirler hakkında iyilikte bulunma, ya da fidye alma yoluna gitmesi, doğru ve uygun değildir.
Fidye kabulünü uygun görenler, geçici dünya hayatını istiyorlar[1][33], Allah ise sizin için sürekli ve cennete gitmenize sebep olan ahiret sevabını istiyor. Ona götüren hükümleri size meşru kılıyor: Yeryüzünde, hak davayı yükseltmek, adaleti hakim kılmak ve insanlık için eh yararlı nizamı yerleştirmek için, yeryüzünde hakim olmayı sağlayan öldürme de bunlardandır.
Allah kuvvetli ve üstündür, dostlarını düşmanlarına galip kılar, onlara imkân verir; düşmanlarını öldürürler, esir ederler. İşlerinde ve emirlerinde hikmet sahibidir. Hallerine uygun şeyleri meşru kılar: Müşrikler kuvvetli ve güçlü olduğu zaman, düşmanların çoğunun öldürülmesini emretmesi ve fidye alınmasını yasaklaması gibi. Böylece yüce Allah’ın buyurduğu gibi müminler şeref ve üstünlük sahibi olurlar: “Halbuki şeref, üstünlük ve galibiyet Allah’ındır, Rasûlünündür ve müminlerindir” (Münafikun, 63/8).
Allah’ın daha önce yazılmış, yani önceden Levh-i Mahfuzda kayıtlı olan bir hükmü, içtihadında hata edenin cezalandırılmayacağı hükmü olmasaydı… Çünkü bu görüş sahipleri, kâfirlerin geri bırakılmakla, belki de tevbe edip müslüman olabilecekleri, onlardan fidye alınmakla da müslümanların Allah yolunda cihad için güç kazanacakları görüşündedirler. Onların öldürülmesinin, İslâm’ı daha kuvvetlendireceğini, onların arkasındakileri daha da korkutacağını ve kuvvetlerini daha zayıflatacağını bilmemektedirler.
Daha önce geçmiş olan yazı, yani hükmün ya Bedir savaşına katılanlara azap edilmeyeceği, günahlarının affedildiği, ya da bir kavme ancak kuvvetli bir delil ve açıklamadan, fidye almayı yasaklayan bir beyandan sonra azab edeceği -daha önce bunu yasaklayan bir emir gelmemiştir- yahut onlar kendilerine helâl kılınmadan ganimetleri mubah kılmada acele edecekleri, halbuki Allah’ın onları kendilerine mubah kılacağı hükmüdür.
Ey müminler! Bizim size geçmiş bu ilâhi hükmümüz olmasaydı, aldığınız fidyeden dolayı, size büyük, korkunç bir azab gelecekti. Burada, yaptıkları şeyin tehlikesinden dolayı onlar için korkutma vardır.
Allahü Teâlâ onları, fidye aldıkları için azarladıktan sonra; burada fidyeyi onlar için mubah kılınan ganimetlerden kıldı: “Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin…” Yani, size ganimetleri mubah kıldım. Dolayısıyla ganimet olarak aldığınız fidyeden yeyin. Bu, sizin için helâldir. Bunun faydası, o azardan sonra ya da ilk önceki milletlere haram edilmiş olması sebebiyle, onların ruhlarında meydana gelen endişeyi gidermektir.
Allah’ın emirlerine aykırı davranmaktan sakının, O’nun emir ve nehyinden hiçbirine muhalefet etmeyin, bundan sonra artık masiyet işlemeyin. Şüphesiz Allah, fidye almak suretiyle işlediğiniz günahlarınızı bağışlar, aldığınız şeyi size mubah kılmakla merhamet eder. Kullarının tevbesini kabul edip günahlarını affetmesi de O’nun rahmetidir.
Kısacası, esirlerden fidye alınması, ya da bir şey alınmadan serbest bırakılmaları, ancak düşmana karşı açıkça üstünlük sağlandıktan ve İslâm Devletinin düşmanlara heybetini ispatladıktan sonra olabilir.
Resulullah (s.a.)’in, fidye alması esirlere ağır gelince: “Ey peygamber! Elinizdeki esirlere de ki…” ayeti nazil oldu. Bununla, onları küfürden korkutup, dünya ve ahiret hayrını açıklamakla İslâm’a teşvik maksadı güdülüyordu.
Ayetin manası: Ey peygamber, sizin elinize düşüp de kendilerinden fidye aldığınız müşrik esirlere de ki: Eğer Allah’ın ilminde şu anda, ya da gelecekte sizin küfürden ve bütün masiyetlerden tevbe edip inanacağınız, ihlâs ve güzel niyetle, Allah’a ve Rasûlüne itaat edip -Peygambere yardıma ve onunla savaşmaktan vazgeçmeye azmetmek gibi- kulluk edeceğiniz yazılı ise, sizden fidye olarak alınandan daha hayırlısını size verir, sizdeki şirk ve günahları mağfiret buyurur. Allah günahlarından tevbe edenleri bağışlar, müminlere merhamet eder. O, onlara başarı vermekle ve saadete kavuşturmakla yardım eder.
İbni Abbas, bu ayetteki esirlerden amacın Abbas ve arkadaşları olduğunu söylemiştir. Onlar, Resulullah (s.a.)’e: “Resulullah’m getirdiklerine inandık, şe-hadet ediyoruz ki sen, Allah’ın peygamberisin, seni kavmine karşı mutlaka koruyacağız” dediler.
Bunda İslâm’ı açıklamaya, Hz. Peygamber(s.a)’in davetini kabule teşvik vardır. Ey Muhammedi Eğer o esirler, müslümanlıklarını ve barış yaptıklarını açıkladıktan sonra, seninle yaptıkları barışı bozarak sana hıyanet etmek isterlerse, onların hıyanetinden korkma. Çünkü onlar, Bediimden önce de küfürle ve Allah’ın “Rabbin: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demiş, onlar da: ‘Evet Rab-bimizsin’ demişlerdi” (A’raf, 7/72) ayetinde belirttiği insanoğlundan aldığı mi-sakı bozmakla Allah’a hıyanet ettiler. Halbuki O, varlığına işaret eden kevnî ve aklî deliller ortaya koydu. Onlara, düşünen kimseleri gerçekten Allah’ın birliğine yönelten akıl verdi.
Bedir Günü, seni onlara karşı güçlü kıldı. Tekrar hıyanete dönerlerse, yine seni onlara güçlü kılacak; sen de onları yenilgiye uğratacaksın.
Allah onların niyetlerini bilici, yaptığında hikmet sahibidir, kâfirlere karşı müminlere yardım eder.
Bunda, Hz. Peygambere yardım vaad etmek ve kâfirleri yenilgiyle korkutmakla, Hz. Peygamberi teselli vardır. Çünkü Allah, varlık alemindeki her şeyi bilen, bütün insanları kontrol altına alan, istediğini gerçekleştirmeye gücü yetendir. [2][34]