sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolartefsir derslerikavram derslerimedaricus salikin

ÖLÜMDEN SONRAKİ MERHALELER | Akaid Programı – 46.Bölüm

ÖLÜMDEN SONRAKİ MERHALELER | Akaid Programı – 46.Bölüm
Şubat 3, 2026 15:28
11
A+
A-

ÖLÜMDEN SONRAKİ MERHALELER

 

  1. TEKRAR DİRİLME(BAAS)

 

Buna “haşr-ı ecsâd (cesedlerin birleşmesi) neş’e-i uhrâ (ikinci yaratılış) da denir. Bu dirilme İsrafil (a.s.)’ın sûra ikinci defa üflemesiyle olacaktır. Buna iman etmek İslâmî akîde gereğidir. Kur’an-ı Kerîm’de ;

      “Sonra sûra bir defa daha üflenecektir. Bir de görürsün ki insanlar kabirlerinden doğrulmuş bakıyorlar. “[1]buyurulur.

        O zaman Allah Teâlâ insanların dağılan parçalarının aslî uzuv ve parçalarını bir araya getirecek ve Âlem-i Berzah’da bulunan ruhlarını bedenlerine iade ederek diriltecektir.

Öldükten sonra dirilmenin vukû bulacağını Allah ve Resulu haber vermektedir. Bu konuda akıl, ilim ve duygularla bilgi elde edilemez. Fakat bunlar öldükten sonra dirilmenin vukû bulmayacağını da ispat edemez. Öyle ise öldükten sonra dirilme aklen mümkündür. Aklen mümkün olan bir şey hakkında nass varid olunca artık ona inanmak gerekir.

Kur’an-ı Kerîm öldükten sonra dirilme üzerinde çok durur. Çünkü Mekke müşrikleri bunu bir türlü kabul edemiyorlar ve şiddetle karşı çıkıyorlardı. Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği gibi:

        “Hayat ancak dünya hayatıdır. Biz tekrar diriltilecek değiliz. “[2] diyorlardı.

        Kur’anı Kerim öldükten sonra dirilmenin olacağını sadece haber vermekle yetinmez, ispat etmek için bir takım aklî deliller de getirir. Bunlardan bir kısmı şöyledir:

1-Bir şeyin benzeri ve örneği yok iken onu ilk defa yaratan, öldükten sonra tekrar benzerini meydana getirmeye elbette kadirdir.

     “Bütün varlıkları yoktan var eden ve sonra da tekrar diriltecek olan Allah’tır. Bu, O’na pek kolaydır.[3]

        Halef oğlu Ubey bir gün Hz. Peygamber (s.a.s.)’e geldi. Elinde bulunan çürümüş bir kemiği ufalayarak:

Böyle çürüdükten sonra bunu tekrar kim diriltecek?” dedi. Bunun üzerine aşağıdaki ayetler indi:

        “İnsan kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmez mi ki, hemen apaçık bir hasım kesilir. Yarattığımızı unutarak bize misal getirir ve “çürümüş kemikleri kim diriltecekmiş” der. De ki:
“Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, bütün yaratılanları çok iyi bilir.
[4]
Bu ve benzer ayet-i kerimelerde öldükten sonra dirilme ispat edilirken ilk yaratılıştan hareket edilmiş, örneği ve benzeri yok iken ilk defa yaratmanın güçlüğü yanında ikinci defa benzerini yaratmanın daha kolay olduğuna dikkat çekilmiş, âlemi ilk defa yoktan var eden yüce Allah’ın, ölüleri tekrar diriltmeye haydi haydi kadir olacağı vurgulanmıştır.

2-Uyku küçük ölüm sayıldığı gibi uyanma da küçük hayat sayılır. İnsanlar uykudan sonra uyandıkları gibi öldükten sonra da dirileceklerdir. (el-En’am, 6/60).

3– Yağmursuzluk ve kuraklık sebebiyle yeryüzündeki bitkiler ve yeşillikler kururlar. Sonra yağmur yağınca ya da sulanınca tekrar canlılık kazanırlar.

       “Yeryüzünü kupkuru görürsün. Üzerine su indirdiğimiz zaman harekete geçip dirilir. Bu, Allah’ın delillerindendir. Şüphesiz toprağa can veren Allah, ölüleri de diriltir. Muhakkak o, herşeye kadirdir.[5]

          “Sen yeryüzünü kupkuru görürsün. Fakat, biz, oraya su indirdiğimiz zaman harekete geçer kabarır her çeşit güzel bitkiler bitirir. İşte bütün bunlar delildir ki, Allah haktır, ölüleri diriltecektir. Allah herşeye kadirdir, kıyamet kopacaktır, bunda şüphe yoktur. Allah kabirlerdekileri kaldıracaktır. ” [6]

4– Adem (a.s.)’ı topraktan yaratıp neslini meniden yaratan kudret, öldükten sonra diriltmeye de kadirdir. Kur’an-ı Kerîm’de:

       “Ey insanlar! Eğer tekrar diriltilmemizden şüphe ediyorsanız, ilk yaratılışınızı bir hatırlayın. Yaratmadaki kudretimizi açıkça göstermek için biz sizin aslınızı topraktan,sonra onun neslini nutfe (meni) den yarattık. ” [7]

5– Göklerin ve yerin yaratılması öldükten sonra insanların tekrar diriltilmesinden daha güçtür. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

      “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılması, insanların (ikinci defa) yaratılmasından daha büyük bir iştir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. “[8]

6– Kur’an-ı Kerîm’de öldükten sonra dirilme hakkında geçmişte vuku bulmuş misaller de verilmiştir. Kehf suresinde anlatılan Ashabu’l-Kehf hadisesi, Bakara suresinin ikiyüz altmışıncı ayetinde anlatılan Hz. İbrahim (a.s.)’in paramparça ettiği dört kuşun tekrar diriltilmesi hadisesi, aynı surenin ikiyüzellidokuzuncu ayetinde anlatılan tefsirlerin belirttiğine göre Üzeyir (a.s.) hadisesi bunlara misaldir.

 

  1. TOPLANMA(HAŞR)

 

Terim olarak “haşr”; insanların öldükten sonra dirilip dünyada iken yaptıkları işlerden ve söyledikleri sözlerden dolayı sorguya çekilmek üzere “mahşer” denilen yere sürülmeleri, burada toplanmalarıdır. Nitekim kıyamet gününe “yevmü’l-ba’s” (tekrar dirilme günü) ve ” yevmü’n-neşr” denildiği gibi, “yevmü’l-haşr” (toplanma günü) de denir.

“Neşr”; yaymak, dağıtmak manasına yahut “nuşûr yapmak” yani ölüleri diriltmek anlamındadır.

Buna “neşr”, öldükten sonra insanları tekrar diriltmek; “haşr” de onları mezarlarından çıkararak, “mahşer” denilen yere sevkedip orada toplamaktır.

“Sizi yaratıp yeryüzüne yayan O’dur ve O’nun huzurunda toplanacaksınız[9]

Öldükten sonra tekrar dirilmeye ve hesap vermek üzere Allah ile mülâki olmaya (neşre ve haşre) inanmak, iman esaslarından biridir. Kalbimizde en ufak bir şüphe duymadan bizleri yaratanın Allah olduğuna iman ettiğimiz gibi, aynı katiyetle O’nun huzurunda toplanacağımıza da inanıyoruz. Ne var ki, ölümü gözleriyle gördükleri için inkâr edemiyen birtakım insanlar, öldükten sonra dirilmeye akıl erdiremiyor, ölümün toprak oluş ve nihayette yokoluş olduğuna inanıyorlar. Bu gibilerine Kur’ân:

Kendi yaratılışını unutup,çürümüş kemikleri kim diriltecek? Diyerek bize misâl vermeye kalkar. De ki; onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir[10]

Allah’ın rahmetinin eserlerine bir bak, yeryüzünü ölümden sonra nasıl diriltiyor. Şüphesiz ölüleri O diriltir. O herşeye kâdirdir”[11]

Allah’ın apaçık ayetlerini gördükleri halde, öldükten sonra tekrar dirileceklerine ve yaptıklarından hesaba çekileceklerine inanmayarak şeytana uyanlara Cenab-ı Allah şöyle hitabediyor:

“Rabbine andolsun ki, biz onları mutlaka uydukları şeytanlarla beraber haşredeceğiz. Sonra cehennemin yanında diz çöktürerek hazır bulunduracağız[12]

Müttakileri o gün Rahman’ın huzurunda O’na gelmiş misafirler olarak toplarız, suçluları do susuz olarak cehenneme süreriz[13]

O gün dehşetli bir gündür:

O gün, kişi, kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından kaçar. O gün herkesin kendine yeter bir derdi vardır[14]

        “Sizi toplanma gününde bir araya getirdiği gün, işte o, kimin aldandığının ortaya çıkacağı gündür.”[15]

         “Gözleri dönmüş olarak, dağılmış çekirgeler gibi, kabirlerinden çıkarlar ve çağırana doğru koşarlar.”[16]   buyurulur.

Kıyamet günü Allah Tealâ yeryüzünü dilediği şekle sokar. Mahşer yeri, Peygamberimizin ifadesine göre:

        “Üzerinde hiçbir alâmet (dağ, deniz, bitki v.b.) bulunmayan, halis buğday unundan yapılmış yufka gibi beyaz ve parlak bir düzlük[17]  olacaktır.

         Dirilişi müteakip mahlukat, hesap ve kısas için bu düzlükte toplanacak. Hesaplaşmadan sonra ise hayvanat toprak olacaktır.

Ba’s (diriliş) ve haşr, bazılarının dediği gibi sadece ruh ile değil, ruh ve cesetle birlikte olacaktır. Ahiretin varlığının ispatı konusunda da işaret edildiği gibi, insanları yoktan var eden Allah’ın onları, çürüyüp toprak olduktan sonra çürümüş parçalarını bir araya toplayıp diriltmeye de gücü yeter. Üstelik konu ile ilgili ayet ve hadislerin pek çoğunda bu husus açıklanmıştır.

Kur’an-ı Kerimde:

         “İnsan zanneder mi ki, biz onun kemiklerini toplayıp bir araya getiremeyeceğiz. Evet biz, parmak uçlarını bile derleyip iade etmeğe kadiriz.”[18] buyurulur.

Mahşerde toplanan insanların o gün karşılaşacakları durum ve görecekleri muamelelerin, herkesin dünyadaki amellerine göre olacağı, Peygamber Efendimizin çeşitli hadislerinde haber verilmiştir. Bu konuda pek çok hadis vardır. Bunlardan bazılarında mahşerin sıkıntılı hali anlatılır; güneşin bir mil kadar yaklaştırılacağı ve bu dayanılmaz sıkıntıların, Peygamberimizin şefaati ile son bulacağı belirtilir.

 

  1. MİZAN – HESAP

 

Mizan

Ölçü ve tartı işinde kullanılan terazi, ölçü aleti: ahirette günah ve sevapların iyilik ve kötülüklerin ölçülüp tartılacağı manevi ölçü aleti.[19]
Bu ölçü vasıtasıyla herkes kendi sevap ve günahının derecesini anlayacaktır. Gerçek mahiyetini sadece Allah’ın bildiği mizanın varlığı Kuran’la sabittir.

Kur’an’da bu konuda şöyle buyurulur:

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.”[20]

       “Kıyamet gününde amellerin tartılması haktır, gerçektir. Tartıları ağır gelenler, işte onlar kurtulanlardır.”[21]

       “Biz kıyamet gününe mahsus adalet terazileri kuracağız. Hiçbir kimse hiçbir Haksızlığa uğratılmaz. Bir hardal tanesi kadar bile olsa, yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak biz yeteriz.[22]
Mizan, hiçbir kimsenin en küçük amelinin dahi zayi’ olmasına meydan vermeyen, tam manasıyla haklı ve adaletli bir ölçü aletidir. Herkesin ameli, mahiyetini bilmedigimiz bu aletle ölçülecektir. Iyilikleri ağır gelenler cennete gönderilirler. Kötülükleri ağır gelenler de cehenneme gönderilirler. Ancak cehenneme gidenlerden iman sahibi olanlar cehennemde sürekli kalmazlar. Günahları kadar cehennemde kalırlar.

          Bir terazinin ağır gelmesi, onunla tartılan şeyin (mevzun’un) ağırlık ve miktarı ile orantılıdır. Ahirette terazinin ağır gelmesi istenilen tarafı iman ve iyi amellerin konulduğu gözüdür. Terâzide imanla birlikte iyilikleri, hayır ve hasenâtı ağır gelenler kurtulacaklardır.

Mîzân konusunda şu anlamda hadisler varid olmuştur:

a) Mîzânda, tartılacak olan, amel defterleridir.[23]

b) Gerekli olan değerlerine göre iyilikler güzel ve nurani suretlere (miktarlara) kötülükler de çirkin suretlere çevirilerek tartılırlar.[24]
c) İnsan bir defa sırtına iyiliklerini yüklenerek sevabıyla tartılır, ayrıca da veballerini sırtına yüklenerek günahıyla tartılır .[25]

Hesap

Mahşerde ilahi adaletin tecellisi için mahkeme kurulacak ve herkes yaptıklarından sorguya çekilecektir. Orada mutlak hakim olan Allah’ın huzurunda herkes hesap verecektir. Allah Tealâ aslında her şeyi bilmektedir. Amel defterlerini alan herkes de kendi yapıp ettiklerini en ince ayrıntılarına kadar görmüştür.

Ancak Allah Tealâ, herkese suçlarını bir bir itiraf ettirmek, azabı hakkettiğini göstermek için daha doğrusu böyle istediği için kullarını bir bir hesaba çeker. Ancak, bir anda insanlardan birinin hesaba çekilmesi, diğerlerinin hesabının görülmesine engel olmaz.

Ahirette insanların nelerden sorguya çekilecekleri bir hadis-i şerifte ana hatlarıyla açıklanır. Buna göre insan:

1- Ömrünü ne yolda tükettiğinin,

2- İlmini ne yolda kullandığının ve onunla hangi amelleri yaptığının,

3- Malını nereden kazanıp nereye harcadığının,

4- Cismini ne yolda yıprattığının,

 hesabını mutlaka verecek, bu hesabı vermeden hiçbir yere gidemeyecektir.

Hesap ve sual esnasında, melekler tarafından tutulan amel defterleri yanında, insanın elleri, ayakları ve derilerinin de şahitlik edeceği Kuran’da bildirilmiştir. (Fussilet /19-21; Yasin / 65)

O gün, kendilerine Allah’ın bir lütfu ve dünyada yaptıklarına karşılık hesap ve sualden muaf tutulanlar da vardır.

         Buharî, Sahih’inde kaydettiği rivayete göre Âişe(r.anha), Peygamber(s.a.v)in şöyle buyurduğunu nakletmektedir:

       “Kıyamet gününde hesaba çekilen kişi mutlaka helak olur.Ben: Ey Allah’ın Rasûlü! dedim. Yüce Allah:

       “Kitabı sağ eline verilecek kimseye gelince, o kolay bir hesab ile hesaba çekilecek [26]

diye buyurmuyor mu? Rasûlullah -Sallallahu aleyhi vesellem- şöyle buyurdu:

        “O arz’da olacaktır. Yoksa Kıyamet gününde inceden inceye hesaba çekilen bir kimse mutlaka azaplandırılır.[27]

            Yani eğer Yüce Allah kullarını hesaba çektiğinde, inceden inceye onları hesaba çekecek olursa, mutlaka onları azaplandırır ve bu durumda da onlara zulmetmiş olmaz. Ancak Yüce Allah affedip bağışlar. Allah (c.c.) konuyla alakalı olarak şöyle buyurmaktadır:

“Artık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: “Alın, kitabımı okuyun. Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım.” [28]

 

“Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: “Bana keşke kitabım verilmeseydi. Hesabımı hiç bilmeseydim.”[29]

 

 

  1. SIRAT KÖPRÜSÜ

 

Sırat; Yol, cadde, geçit. Kur’an-ı Kerim’de sırat, daha çok “müstakim” (doğru) ile sıfatlanarak, Allah’ın rızasına uygun olan ve O’na ileten Tevhid dini ve İslâm dini anlamında kullanılır:

Kim, Allaha güvenip dayanırsa muhakkak doğru yola (Sırat-ı müstakime) iletilmiştir[30]

Muhakkak Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rahbinizdir. O halde yalnız O’na ibadet ediniz. Bu doğru yol (Sırat-ı Müstakim)dur.”[31]

Fakat ıstılahta sırat denilince ahiretteki “sırat” akla gelir. Sırat mahşer yerinden itibaren Cehennemin üzerinden geçerek Cennete kadar uzanacak bir köprüdür. Bu köprü, haşir günü Cehennemin üzerinde kurulacaktır. Mü’min, günahkâr, kâfir herkes bu köprüye gelecektir. Cennete gidebilmek için bundan başka yol yoktur. Sıratın iki tarafına konulmuş kancalar, oradan geçmeye iyi amelleri yetmeyen kimseleri Allah’ın emriyle çekip Cehenneme düşüreceklerdir. İyi amelleri ağır gelenler, kötülükleri sebebiyle tırmalanıp yara almış olsalar bile Sıratı geçeceklerdir. Bazı mü’minler senelerce sürünerek geçeceklerdir. Sırattan geçiş esnasında Peygamberimiz sırat üzerinde Kurtar, ey Rabbim, kurtar” diye mü’minlere dua edip duracaktır.[32]

Ebu Said el Hudrî’nin rivayetinde Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

Mahşerde muhakeme ve muhasebe işlerinden sonra Cehennemin üzerinde bir köprü (Sırat) kurulur. Allah şefaate izin verir. (Mü’minler) ya Allah selamet ver, selamet ver, diye dua eder durur”. Ya Rasulallah, köprü nedir? diye sorulduğunda; “Kaypak ve kaygan bir yoldur. Orada; kancalar, çengeller ve Necidde bilen sa’dan denilen sert dikencikler gibi dikenler vardır. Mü’minler amellerine göre kimi göz açıp kapayıncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi rüzgar gibi, kimi kuş gibi, kimi iyi cins yarış atları gibi, kimi deve gibi süratle geçerler. Mü’minlerden kimi sapasağlam kurtulur. Kimi de tırmalanmış (hafif yaralı) olarak salıverilir. Kimileri de Cehennem ateşi içerisine dökülür[33]

Ebu Hureyre, Peygamberimizden şöyle rivayet ediyor:

         “Cehennemin ortasına sırat (köprüsü) kurulur. Oradan peygamberlerden ümmetleri ile beraber geçenlerin ilki ben olacağım. Peygamberlerden başka o gün kimse konuşamaz, Peygamberlerin sözleri de “Ey Allah’ım, kurtar kurtar” olur[34]

          Ebû Sa’id el-Hudri’nin rivayet ettiğine göre,

         “Sırat köprüsü, kıldan ince, kılıçtan keskindir. Sırat’ın uzunluğu bin senelik yokuş, bin senelik iniş ve bin senelik de düzlüktür. Bu mesafe bazı insanlar için olacaktır. Her bir kimsenin bu mesafeyi geçmesi, amelleri ile orantılı bir zamanda olacaktır.” [35]

          Bazı ulemâya göre Sırat’ın kıldan ince, kılıçtan keskin olduğuna dair rivayetler, bu köprünün üzerinden geçmenin pek müşkil ve zor olduğundan kinayedir.

Mü’minlerin Sırat’ın üzerinden çabuk geçip geçmemeleri, onların haramlara yönelip yönelmemelerine bağlıdır. Kalbine haram işleme düşüncesi gelip de ondan hemen yüz çevirip uzaklaşan kimseler Sırat’tan çabuk geçecektir.

Sırat üzerinde her bir mü’minin yalnız kendisinin faydalanacağı bir nûru vardır. Bu nurdan başkası faydalanamayacaktır. Kimse, başka bir kimsenin nûru içerisinde gidemeyecektir. Nurunun intişarı nisbetinde her bir mü’mini Sırat geniş veya dar olacaktır. Sırat’ın genişliği haddi zatında bir ve aynı olduğu halde, üzerlerinden geçenlerin nurları nisbetinde kimisine ince ve sıkıcı, kimisine enli, rahat ve hoş görünecektir.

Yüce Allah şöyle buyurur:

 “Ey iman edenler, günahlarınıza samimi bir tevbe ile Allah’a dönün! Umulur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları önlerinden ve yanlarından koşar da, “Ey Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla; muhakkak sen her şeye kadirsin ” derler.[36]

Bu âyette, mü’minlerin nurlarından kastedilen, iman ve amelleriyle husûle gelen nurlardır. Özellikle bu nurları Sırat üzerinde onları çekip götürecek ve selamete çıkaracaktır.

         Münafıklar, karanlıkta kaldıkça mü’minler;

           “Rabbimiz, nurumuzu söndürüp de bizi de kâfirler ve münafıklar gibi karanlıkta bırakma! Varacağımız yere kadar nurumuzu devam ettir ki, bu nurla sevinelim, karanlıkta kalıp perişan olmayalım” derler: “O gün (sıratta) münafık erkeklerle münafık kadınlar, mü’minlere, bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım, derler. Onlara, dönün arkanıza da bir nur arayın, denilir. Nihayet, onların arasına, bir kapısı olan ve içinde rahmet ve dışında azab bulunan bir sür çekilir[37]

Allah Teâlâ yine şöyle buyurur:

Sizlerden hiç bir kimse yoktur ki oraya (Cehenneme) uğramamış olsun. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra biz, iman edip kötülüklerden sakınanları kurtarırız. Zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız[38]

Bir rivayete göre cennetlik mü’minlerin Cehenneme uğramaları, üzerindeki sırattan geçmelerinden ibarettir. Herkes bu köprüye gelecek ve Cehenneme girecek olanlar da buradan gireceklerdir. Mü’minlerin Cennete yollarının Cehennemden geçmesindeki hikmet; sevinçlerinin fazlalaşması ve kurtuldukları için şükürlerinin artması ve kâfirlerin üzüntülerinin çoğalmasıdır. Çünkü dünyada düşman saydıkları mü’minlerin kurtulması, kendilerinin Cehenneme atılmaları, kâfirler için azab üzerine azab olacaktır.

 

  1. CENNET

 

Cennet:  Ağaçlı bahçe; yeşillikleri bol bostan; sık dal ve yaprakları ile yeri gölgelendiren hurmalık ve bağlık.

Peygamberlerin davetine uyarak iman edip, dünya ve ahirete ait işleri, kulluk vazifelerini elden geldiği kadar güzel bir şekilde yapan temiz ve müttakî kişiler için hazırlanmış bir huzur ve saadet yurdudur. Kısaca ahiretteki nimetler yurdunun adıdır. Çoğulu Cinân ve Cennât’tır.

Kur’an-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerde Cennet, çeşitli şekillerde tasvir edilmiştir. Bilhassa Kur’an-ı Kerîm’de ağaçları altından ırmaklar akan Cennetler şeklinde anlatılmaktadır:

Cennet takva sahiplerine, uzak olmayarak yaklaştırılmıştır. İşte size va’dolunan, gördüğünüz şu Cennet’tir ki, O, Allah’ın taatına dönen onun (hudud ve ahkâmına) riayet eden çok esirgeyici Allah’a bütün samimiyetiyle gıyâben saygı gösteren, hakkın taatına yönelmiş bir kalble gelen kimselere aittir. “[39]

Tevbe edenler, iyi amel ve harekette bulunanlar öyle değil. Çünkü bunlar hiç bir şeyle haksızlığa uğratılmayarak Cennet’e, çok esirgeyici Allah’ın kullarına gıyâben va’d buyurduğu Adn Cennet’lerine gireceklerdir. Onun vadi şüphesiz yerini bulacaktır. Orada selâmdan başka boş bir söz işitmeyeceklerdir. Orada sabah, akşam rızıkları da ayaklarına gelecektir. O, öyle Cennet’tir ki biz ona kullarımızdan gerçekten müttakî olanları vâris kılacağız.[40]

Allahu teala (c.c.) iman edip salih amel işleyenlere ahirette cenneti ihsan edecektir. Kur’an’da Cenâb-ı Allah şöyle buyurmaktadır:

Adn Cennetleri vardır ki altlarından ırmaklar akar. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar. İşte günahlardan temizlenenlerin mükâfatı.”[41]

Kur’an’da Cennet’in niteliklerinden bazılarına şu şekilde değinilir:

1Altlarından ırmaklar akan, birbiri üzerine bina edilmiş yüksek köşkler (ez-Zümer, 39/20), güzel meskenler (et-Tevbe, 9/72)

2Türlü ağaç ve meyvalara, akar kaynaklara, görünüş ve kokusu güzel, isteyenlerin yanına kadar sarktığından koparılması kolay, türlü bol meyvelere sahip (er-Rahmân, 55/58-54)

3Gönlün çekeceği her türlü yemek ve etler, türlü kokulu içecekler, temiz şaraplar ve çeşit çeşit tükenmez nimetleri içeren bir mekân.

Onlara Cennet’te bir meyve, içlerinin çekeceği bir et verdik (vereceğiz)”[42]

Canların isteyeceği ve gözlerin hoşlanacağı ne varsa, hepsi oradadır. Siz de orada devamlı olarak kalacaksınız. İşte bu, sizin çalıştığınız ameller sebebiyle mirasçı kılındığınız Cennet’tir. Sizin için orada çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz.”[43]

Cennet şarabından (dünya Şarabı gibi) mide ızdırabı yoktur[44]

4– Cennet’te hayat sonsuzdur, kin yoktur, boş lâf ve günah’a sokacak söz işitilmiş. “Biz o Cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Orada kendilerine hiç bir zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir” (el-Hicr, 15/47-48).

Onlar Cennet’te ne bir boş laf işitirler ne de bir hezeyan. Ancak bir söz işitirler: Selâm.. (birbirleriyle selâmlaşır dururlar).”[45]

5– Cennet nimetleri insan hayalinin erişemeyeceği güzelliktedir. Cennet’i aslında dünya ölçüleriyle tarif etmek mümkün değildir. Bununla beraber Cennet’teki eşsiz nimet ve saltanatı anlayabilmemiz için Allah Teâlâ onu bize şu şekilde tasvir etmiştir:

İşte bu yüzden Allah onları o günün fenâlığından esirger. (Yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara Cennet’i ve oradaki ipekleri lütfeder. Orada koltuklara kurulmuş olarak bulunurlar. Ne yakıcı sıcak görürler orada, ne de dondurucu soğuk. Ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur. Yanlarında gümüş kaplar ve billür kaselerle, gümüşî beyazlıkta (billûr gibi) şeffâf kupalarla dolaşılır ki (Cennet sakinleri bunlara dolduracakları Cennet şarabını Cennet’teki insanların iştahları) ölçüsünde tavin ve takdir ederler. Onlara orada bir kâseden içirilir ki karışımında zencefil vardır. (Bu şarap) orada bir pınardandır ki adına Selsebil denir. Cennettekilerin etrafında öyle ölümsüz genç nedenler dolaşır ki, onları gördüğünde kendilerini etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın. Ne yana bakarsan bak, (yığınla) nimet ve ulu bir saltanat görürsün. Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır. Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz içecekler içirir. Onlara: “İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer” denir. “[46]
Müminler Allah’ü Teâlâ’yı Cennet’te görecekler.   Müminlerin Allah’ü Teâlâ’yı Cennet’te görmeleri, herhangi bir yön, yer ve şekilden uzak olarak vukû bulacaktır. Bunun keyfiyeti bizce meçhuldür. “Allah bilir” deriz. Kur’an ve Sünnet’te bildirildiği için kesinlikle böyle inanırız. Ehl-i Sünnet inancına göre, Cennet halen vardır, yaratılmıştır, hazırlanmıştır.

        Nitekim şu ayet bunu açıkça ifade eder:

       “Rabbinizin mağfiretine ve eni göklerle yer kadar olan Cennet’e koşun. O Cennet takva sâhipleri için hazırlanmıştır. “[47]

Cennetlikler: Kur’an ve Sünnet’te ifade buyrulduğuna göre, peygamberlerin davetine uyup iman eden ve amel-i sâlih işleyen kimseler Cennet’e gireceklerdir. Bu kimseler Cennetliktir. Esasen Allah’a ve insanlara karşı görevlerini yerine getirmekle insan daha dünyada iken manevî bir huzura kavuşur, maddî refah sağlanır ama tam manasıyla huzur ve kardeşlik Cennet’te gerçekleşir:

          “Takva sahipleri, elbette Cennet’lerde ve pınarlardadırlar. Girin oraya selâmetle, emin olarak. Biz, O Cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıya otururlar. Orada kendilerine hiç bir zahmet dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değiller. “[48]

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat inancına göre, “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasûlullah” diyen ve bunun gereğince iman edip salih amel işleyen her kimse Allah’ın izniyle mutlaka Cennet’e girecektir. Cennetlikler, hastalık, sakatlık, ihtiyarlık, huysuzluk vs. hallerden uzak olarak yaşayacaklardır.

Cennet Tabakaları: İbn Abbâs (r.a.)’dan gelen bir rivayette, Cennetin yedi tabakası olduğu haber verilmektedir. Bunlar, Firdevs, Adn Cennet’i, Nâim Cennet’i, Daru’l-Huld, Me’va Cennet’i, Daru’s-Selâm ve İlliyyûn’dur. Bu tabakalardan her birinde, müminlerin yaptıkları iyi işler karşılığında girecekleri veya yükselecekleri derece veya mertebeler vardır.[49]

Bir de bütün bu tabakaları içine alan bir isim vardır ki o da “cennet”tir. Cennet, Allah’ın sayısız nimetleriyle doludur. Bu manayı ifade eden değişik sıfatları vardır:

1.Cennet’ün – naîm: Nîmetler bahçesi,
2. Cennet’ül – huld: Dâimî bahçe,
3. Cennet-i adn: Dâimî kalınacak bahçe,
4. Cennet’ül – me’vâ: Barınılacak bahçe,
5. Firdevs: Bahçe,
6. Ravza: Çayır, çimeni bol olan yer,
7. Dâr’ul – huld: Dâimî kalınacak yer,
8. Dâr’ul – mukâme: İkâmet olunacak yer,
9. Dâr’us – selâm: Emniyet ve selâmet yeri.

 

  1. CEHENNEM

   Derin kuyu, ahirette kâfir ve günahkâr kimselerin azap Cekecekleri ceza yeri. Kur’an-ı Kerîm’de inanan ve güzel amel işleyen kimselere Cennet vadedildiği gibi (el-Kehf 18/107); kâfir ve günahkâr kimselere de Cehennem vâdedilmiştir. Kâfir, münâfık ve müşrikler Cehennem’de ebedî kalırlar, orada ölmezler ve azabları hafifletilmez. Tövbe etmeden günahkâr olarak ölen ve Allah’ın kendilerini affetmediği mü’minler ise Cehennem’de ebedî kalmazlar. Kendilerine günahları kadar azap edilir. Sonra oradan kurtulup Cennet’e girerler ve orada ebedî kalırlar.[50]

Allah Cehennem’i diğer yaratıklardan önce yaratmıştır ve şu anda mevcuttur, yok olmayacaktır. Nitekim şu ayet bu durumu gayet açık ifade eder:

Artık o ateşten sakının ki, onun tutuşturucu odun (kâfir) insanlarla taşlardır. O (ateş) kâfirler için hazırlanmıştır. [51]

 “Kâfirler için hazırlanan ateşten korkun. “[52]

Ateş, insan cismine çok büyük acı ve ızdırap verdiği için ahirette kâfir ve münâfıkların cezası ateşle verilecektir. Böylelikle Cehennem, Allah’nı tutuşturulmuş ateşinin ismidir.[53]

İşte Cehennem’in en açık vasfı ateş olduğu için bazen, Cehennem yerine ateş manasına “nâr” kullanılır:

      “Şüplıesiz ki münâfıklar nâr (Cehenneın)’ın en aşağı tabakasındadırlar. “[54]

      Kur’an-ı Kerîm’de Cehennem’in yedi kapısının olduğu belirtilmektedir.

Cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır.[55]

Bu ayet iki şekilde tefsîr edilmiştir:

a- Cehenneme girecekler çok olduğu için;

b- Cezalandırma azgınlığın çeşit ve derecelerine göre olacağı için Cehennem’in yedi kapısı veya tabakası vardır. Bu kapı veya tabakalar şunlardır:

1Cehennem;

 yukarıda söz konusu edildiği şekilde Kur’an-ı Kerîm’in yetmişyedi ayetinde geçmektedir.

2Lâzâ (alevli ateş):

        “Hayrı’ (Allah onu azabdan kurtarmaz) Çünkü o Cehennem alevli bir ateştir[56]

3Saîr (çılgın ateş):

       “O şeytanlara (ahirette) çılgın ateş azabı hazırladık. “[57]

4- Sakar (kırmızı ateş):

       “Hem ey Rasûlüm bilir misin, nedir o sakar (Cehennem). “[58]

5- Hâviye (uçurum):

          “O, kızgın bir ateştir[59]

6-Hutame (kalbleri saran ateşli kaygı):

         “Şüphesiz o, Hutame ye (ateşe) atılacaktır.”[60]

7- Cahim (yanan kızgın ateş):

      “Küfredenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar Cahim’in yarânıdırlar.”[61]

Cehennem’de görülecek azabın miktar, şiddet ve şekillerini ancak Allah ve Rasûlü’nün bizlere bildirmesiyle ve bildirdikleri kadarıyla bilebiliriz. Kur’an-ı Kerîm’de belirtildiğine göre;

a- Cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatır:

 “Cehennem inkâr edenleri şüphesiz çepeçevre kuşatacaktır. “[62]

b- Cehennem ateşi sönmez:

         “Biz sapık kimseleri kıyamet günü yüzü koyun, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer Cehennem’dir. Onun ateşi ne zaman sönmeye yüz tutsa hemen alevini artırırz. “[63]

c- Cehennem dolmak bilmez:

O,gün Cehennem’e: “doldun mu?”deriz. O! ” Daha var mı?” der. “[64]

d- Kaynarken çıkardığı ses:

         “Rablerini inkâr eden kimseler için Cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür. Oraya atıldıkları zaman onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. Nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. İçine her bir topluluğun atılmasında bekçileri onlara: “size bir uyarıcı gelmemiş miydi” diye sorarlar. Onlar evet, doğrusu bize bir uyarırı geldi; fakat biz yalanladık ve Allah hiç bir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içerisindesiniz, demiştik ” derler. “[65]

e- “Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır. “[66]

f- “Boyunlarında halkalar ve zincirler olarak kaynar suya sürülür, sonra ateşte yakılırlar. “[67]

g- İnkâr edenlere ateşten elbiseler kesilmiştir-. Başlarına kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve derileri eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir. Orada uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilirler. Ve kendilerine “yakıcı azabı tadın“denir. (el-Hâcc, 22/19-22).

h- Derileri yandıkça azabı tatmaları için yeniden başka derilerle değiştirilir. (en-Nisâ, 4/56).

i- Ölümü isterler fakat azabları devamlıdır, ölmezler. (bk. 43/74-77; 35/36).

Hz. Peygamber’in ifadesine göre:

Cehennem ateşi (miktarca ve sayıca) dünya ateşleri üzerine altmış dokuz derece fazla kılınmıştır. Bunlardan her birinin harareti bütün dünya ateşinin harareti gibidir.[68]

İnsanın eğitimi ve iyi davranışlara yönlendirilmesi açısından Cennet ve Cehennem inancının dünya hayatına etkileri açıktır. Kişi, gizli ve açık yaptığı her şeyin karşılığını, bulacağını ve Cehennem’deki cezânın dehşetini hatırladığında, elbette hareketlerine çeki düzen verme ihtiyacını duyacaktır.

[1] ez-Zümer Suresi, 68

[2] el-En’am Suresi, 28

[3] er-Rum Suresi, 27

[4] Yâsîn Suresi,77-79

[5] Fussilet Suresi, 39

[6] el-Hacc Suresi,5-7

[7] el-Hacc Suresi, 5

[8] Mü’min Suresi, 57

[9]el-Mülk Suresi, 24

[10] Yâsîn Suresi,78-79

[11] er-Rûm Suresi,50

[12] Meryem Suresi, 68

[13] Meryem Suresi, 85-86

[14] Abese Suresi,34-37

[15] Tegabün suresi, 9

[16] Kamer  Suresi,7-8

[17] Sahih-i Buhari

[18] Kıyame Suresi,3-4

[19] Şamil İslam Ansiklopedisi

[20] Zilzal, 7-8

[21] A’raf  Suresi,8

[22] Enbiya Suresi,47

[23] İbn Kesir Tefsir, Beyrut 1966/1385, IV, 566

[24] Fahrüddin er-Razi, Mefatihu’l-Gayb, İstanbul 1398 h. IV, s. 266-267, VIII s. 666

[25] İbn Kesir, III, s. 146-147

[26] el-inşikak Suresi,7-8

[27]Sahih-i Buhari

[28] Hakka, 19-20

[29] Hakka, 25-26

[30] Al-i İmrân Suresi,101

[31] Al-i İmran Suresi, 51

[32] Müslim, İman, 84/329

[33] Buhari, Müslim, Tirmizi’den naklen Mansur Ali Nasıf, Tâc, V, 394-395

[34]Buhari ve Müslim’den naklen, Tâc, V, 377-378

[35] Mansur Ali Nasıf, Tâc, V.394; Acluni, Keşfül-Hafa, II, 31

[36] et- Tahrim Suresi,8

[37] el-Hadid Suresi,13

[38] Meryem Suresi, 71-72

[39] Kâf Suresi, 31-33

[40] Meryem Suresi,60-63

[41] Tâhâ Suresi,76

[42] et-Tûr Suresi, 21

[43] ez-Zuhruf  Suresi,71-73

[44] Saffât Suresi, 47

[45] el-Vâkıa Suresi, 25-26

[46] el-İnsan Suresi,11-22

[47] Âli İmrân Suresi,133

[48] el-Hicr Suresi,45-48

[49] el-Beydâvî, Envâru’t-Tenzîl, Beyrut (t.y.), I, 119

[50]Alâuddin Âbidîn, el-Hediyetü’l-Alâiyye, 468

[51] el-Bakara Suresi, 24

[52] Âli İmrân suresi,131

[53] Râğıb el-İsfahani, el-Müfredat, I02

[54] en-Nisâ Suresi, 145

[55] el-Hicr Suresi, 44

[56] el-Meâric Suresi, 15

[57] el-Mülk Suresi, 5

[58] el-Müddessir Suresi, 27

[59] el-Kâria Suresi,9-11

[60] Hümeze Suresi,4

[61] el-Mâide Suresi,10

[62] el-Tevbe Suresi,49

[63] İsrâ Suresi, 97

[64] Kaf Suresi,30

[65] el-Mülk Suresi, 6-9

[66] el-Mü’minün Suresi,104

[67] el-Mü’min Suresi,70-72

[68] Tecrîd-i Sârih Tercüme ve Şerhi, IX, 50

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.