Günahların Kulun Dini, Dünyası ve Ahireti Üzerinde Oluşturduğu Vahim Etkiler – 2
(Günahların Kulun Dini, Dünyası ve Ahireti Üzerinde Oluşturduğu Vahim Etkiler-2)
Sözü edilen vahim etkilerden biri de kişinin işlerinin zorlaşmasıdır. Bir işe yöneldiğinde o işle ilgili kapıların ya yüzüne kapandığını ya da o işin daha zorlaştığını görür. Aynen takvalı kimsenin işleriyle ilgili olarak Allah’ın kolaylık ihsan edip, takvaya halel getirenin de işlerinde zorluk çıkardığı gibi…
Hayır ve maslahat kapılarının yüzüne kapanmış, yollarının zorlaştırılmış olduğunu gören bir kulun bunların neden başına geldiğini bilmemesi gerçekten şaşılacak bir durumdur!
Bu etkilerden biri de kulun kalbinde hakiki anlamda bulacağı zulmettir/karanlıktır. Gecenin zifiri karanlığını nasıl hissediyorsa, kalbindeki bu karanlığı da öyle hisseder. Günahın kalbinde meydana getirdiği karanlık, gözüyle gördüğü karanlığa dönüşür! İtaat, nur/aydınlık; isyan ise karanlıktır. Karanlık güçlendikçe kişinin şaşkınlığı daha da artar. En sonunda da gecenin karanlığında tek başına dışarı çıkıp gezinen bir âmâ gibi farkında olmadan bidatlerin, dalaletlerin ve helake sürükleyen işlerin içine düşer. Bu karanlık giderek güçlenir, en sonunda gözde de ortaya çıkar. Daha da güçlenerek yüzde de kendini gösterip herkes tarafından görülen bir karanlığa dönüşür.
Abdullah b. Abbas şöyle demiştir: İyilik yüzde bir ziyaya, kalpte bir nura, rızıkta bolluğa, bedende kuvvete ve insanların gönüllerinde sevgiye neden olmaktadır. Kötülük de yüzde kararmaya, kalpte zulmete, bedende güçsüzlüğe, rızıkta eksilmeye ve başkalarının gönüllerinde buğza sebep olmaktadır.
Sözü edilen etkilerden biri de günahların kalbi ve bedeni güçsüzleştirmesidir: Günahın kalpte meydana getirdiği güçsüzlük oldukça belirgindir. Hatta günah kalbi o derece güçsüz bırakır ki en nihayetinde kalbin canlılığını tamamıyla bitirir.
Bedeni güçsüzleştirmesi nasıl olur? Mümin, gücünü kalbinden alır. Kalbi ne kadar güçlü olursa, bedeni de o kadar güçlü olur. Fâcir ise, bedenen güçlü olsa da ihtiyaç duyulduğu anda aslında en güçsüz kişi olduğu anlaşılır, zira nefsine en muhtaç olduğu anda sahip olduğu güç ona hainlik eder.
Perslerin, Rumların bedenen sahip oldukları gücün, en muhtaç oldukları zamanda onlara nasıl hainlik ettiğini, iman ehli kimselerin hem beden hem de kalp gücüyle onları nasıl kahr u perişan ettiklerini bir düşünün!
Bu etkilerden biri de itaat mahrumiyetidir: İşlenen günahın, alternatifi olacak bir itaate mani olmaktan ve başka bir itaatin yolunu kesmekten başka bir cezası olmasa bile, bu günah sebebiyle kişinin önündeki üçüncü, dördüncü… yol kesilmiş olur. Söz konusu günahtan ötürü kişiyi itaate götürecek çok sayıda yol kesilmiş olur ki bu yolların her biri dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.
Bu durumda olan kimse, yediği bir yiyecek yüzünden uzun süren bir rahatsızlığa düçar olan, o yiyecekten daha lezzetli çok sayıdaki yiyecekten mahrum kalan kimseye benzer. Allah yardımcımız olsun!
Bu etkilerden biri de günahların ömrü kısaltması, bereketini almasıdır ki bu kaçınılmazdır. Zira iyilikler ömrü arttırırken kötülükler ömrü kısaltır. Bu noktada insanlar farklı görüşler ortaya koymuşlardır:
Bir kesim, günah işleyen kimsenin ömrünün eksilmesinin; ömrünün bereketinin gitmesi ve kişinin üzerindeki ömür bereketinin kalkması olduğunu söylemiştir. Bu gerçektir ve günahların etkilerinin bir kısmıdır.
Bir kesim de günahların rızkı eksilttikleri gibi ömrü de -gerçekten- eksilttiğini söylemişlerdir. Allah, rızıktaki bereket için, rızkı çoğaltan, arttıran pek çok sebep yaratmıştır. Ömrü arttıran, çoğaltan da birtakım sebepler yaratmıştır.
Bu konuda bir kesim şunları söylemiştir: Ömrün bazı sebeplerden ötürü eksilmesi mümkün olduğu gibi bazı sebeplerden dolayı artması da mümkündür. Rızıklar, eceller, mutluluk, bedbahtlık, sağlık, hastalık, zenginlik ve fakirlik Allah azze ve celle‘nin kazası ile olsa da Allah, diledği şeylerin sonuçlarını meydana getiren birtakım sebepler doğrultusunda takdir etmektedir.
Bir kesim de şunları dile getirmiştir: Günahların ömrün bereketsizleşmesindeki etkisi şöyledir: Hayatın hakikati, kalbin diri olmasına bağlıdır. Bu sebepledir ki Allah teâlâ kâfiri cansız bir ölü saymıştır. Nitekim ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Onlar cansız, ölüdürler…” (Nahl, 21) Hayat/dirilik aslında kalbin diri/canlı olmasıdır. İnsanın ömrü, kalbinin canlı/diri olarak geçirdiği süredir. Bu yüzden insanın ömrü, kalbinin Allah ile diri/canlı olarak geçirdiği vakitlerden başkası değildir. İşte o vakitler, ömrünü oluşturan saatlerdir. İyilik, takva ve itaat; bu vakitleri, (insanın ömrünün hakikati olan bu vakitleri) bunlardan başka ömrünün olmadığı vakitleri artırmaktadır.
Özetle; kul, Allah’tan yüz çevirir ve günahlarla meşgul olursa, bu ziyankârlığının akıbetinin ne olduğunu “Ah keşke hayatım için bir şeyler önden göndermiş olsaydım!” (Fecr, 24) diyeceği gün görecek ve hakiki hayatında yaşayacağı günleri kendi aleyhine zayi etmiş olacaktır.
Bu Meselenin sırrı şudur: İnsanın ömrü, hayatta geçirdiği süredir. Rabbine yönelmeksizin, O’nun sevgisini, zikrini ve O’nun rızasını kazanmayı arzulamaksızın insan için dirilik/canlılık söz konusu olamaz…